Sayfa 6/6 İlkİlk ... 23456
58 sonuçtan 51 ile 58 arası

  1. #51
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 468

    manda ve öküz ve deve gibi büyük mahlûkat gayet derece musahhar, mutî; hattâ zayıf bir çocuğa da yularını verip itaat etmek mânâsını ifade için, 1 وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ اْلاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ tâbiriyle, güya bu mübârek hayvanlar dünya hayvanları değil ki, içinde tevahhuş ve zarar bulunsun. Belki mânevî bir Cennetin hayvanları gibi menfaattar, zararsızdırlar. Yukarıdan, yani, rahmet hazinesinden indirilmiştir, diye ifade ediyor.

    Muhtemeldir ki, bazı müfessirlerin bu hayvanlar hakkında “Cennetten indirilmiştir” dedikleri, bu mânâdan ileri gelmiştir. Zahrında HAŞİYE-1 Kur’ân-ı Hakîmin bir harfi için bir sahife yazılsa, uzun olmuş denilmemeli. Çünkü kelâmullahtır. Onun için اَنْزَل tâbiri için iki üç sayfa yazılmakla israf edilmiş olmaz. Bazan Kur’ân’ın bir harfi, bir hazine-i mâneviyenin anahtarı olur.





    Not
    Dipnot-1 “Sizin için sekiz hayvan indirdi.” Zümer Sûresi, 39:6.
    Haşiye-1 Bazı müfessirler, “Mebde’leri semâvâttan gelmişler” demelerinden muradları şudur ki: Bu en’âm denilen hayvânâtın bekàları rızık iledir ve rızıkları ottur; onların rızkı da yağmurdur. Yağmur ki, âb-ı hayattır ve rahmettir; ve rızık da semâvâttan gelir. “Ve fi’s-semâi rizgukum” âyeti buna işaret eder. Madem o hayvanların devam eden müteceddit vücutları semâvâttan gelen yağmur içindedir; semâdan indirilmiş mânâsını ifade eden “Enzele” tâbiri yerindedir.





    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    bekâ: varlığı devam ettirme
    en’âm: deve, sığır, koyun gibi evcil hayvanlar; nimetler hazine-i mâneviye: mânevî hazine
    haşiye: dipnot israf: savurganlık
    kelâmullah: Allah’ın kelâmı mahlûkat: yaratılanlar, yaratıklar
    mebde: başlangıç menfaattar: faydalı, yararlı
    muhtemel: ihtimal dahilinde murad: kastedilen
    musahhar: boyun eğmiş mutî: emre uyan, itaat eden
    mübârek: hayırlı, bereketli müfessir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan kimse
    müteceddit: yenilenen rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rızık: yenip içilen şeyler semâ: gökyüzü
    semâvât: gökler tevahhuş: korkma, çekinme
    vücut: beden âb-ı hayat: hayat suyu
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle

    Yazar : Risale Forum

  2. #52
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 469

    Yirmi Yedinci Nükte



    اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوۤءِ 1


    Meâli: HAŞİYE-1 “Nefis daima kötü şeylere sevk eder” âyetinin, hem de
    اَعْدٰى عَدُوِّكَ نَفْسُكَ الَّتِى بَيْنَ جَنْبَيْكَ mânâ-yı şerifi: “Senin en zararlı düşmanın, nefsindir” 2 hadisinin bir nüktesidir.

    Tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zâhirî sevse de samimî sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. Ve kusurunu nefsine almaz, belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler. Mübalâğalarla, belki yalanlarla nefsini medih ve tenzih ederek, adeta takdis eder ve derecesine göre, 3 مَنِ اتَّخَذَ اِلٰـهَهُ هَوٰيهُ âyetinin bir tokadını yer.

    Temeddühü ve sevdirmesi ise, aksülâmelle istiskali celb eder, soğuk düşürtür. Hem amel-i uhrevîde ihlâsı kaybeder, riyâyı karıştırır. Âkıbeti görmeyen ve neticeleri düşünmeyen ve lezzet-i hazıraya müptelâ olan hisse ve hevâ-yı nefse mağlûp olup, yolunu şaşırmış hissin fetvâsıyla, bir saat lezzet için bir sene hapiste yatar. Bir dakika gurur veya intikam yüzünden on sene ceza görür. Adeta, ders aldığı Amme cüz’ünü birtek şekerlemeye satan havâi bir çocuk gibi, elmas kıymetinde bulunan hasenâtını, hissini okşamak için ve hevâsını memnun etmek için ve hevesini tatmin etmek için, ehemmiyetsiz cam parçaları hükmündeki lezzetlere, enâniyetlere vesile edip, kârlı işlerde hasâret eder.

    اَللّٰهُمَّ احْفَظْنَا مِنْ شَرِّ النَّفْسِ وَالشَّيْطَانِ وَمِنْ شَرِّ الْجِنِّ وَاْلاِنْسَانِ 4



    Not
    Dipnot-1 Yusuf Sûresi, 12:53.
    Haşiye-1 Bu parçanın da herkese faydası var.
    Dipnot-2 el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:143; Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 3:4.
    Dipnot-3 “Hevâ ve heveslerini kendisine mâbud edinen kimse...” Furkan Sûresi, 25:43.
    Dipnot-4 Allahım! Bizi nefsin, şeytanın, cinin ve insanın şerrinden muhafaza et.




    Amme cüz’ü
    : Amme Sûresiyle başlayan Kur’ân-ı Kerim’in son cüz’ü



    aksülâmel
    : ters tepki gösterme
    amel-i uhrevî: âhirete yönelik gerçekleştirilen iş, hizmet celb etmek: çekmek
    enâniyet: benlik fetvâ: hüküm verme
    hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış hasenât: iyilikler, sevaplar
    hasâret: zarar havâi: hoppa, uçarı
    haşiye: dipnot heves: gelip geçici arzu ve istek
    hevâ: gelip gecici arzu ve istekler hevâ-yı nefis: nefsin arzuları
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme istiskal: hoşnutsuzluğu belli ederek karşı tarafı çekilmez görme
    lezzet-i hazıra: şu anki lezzet, hemen elde edilen lezzet mağlûp olmak: yenilmek
    medih: övgü meâl: açıklama, anlam
    mânâ-yı şerif: değerli ve şerefli anlam mübalâğa: abartı
    müptelâ: bağımlı nefis/nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu; kişinin kendisi
    nükte: derin ve ince anlamlı söz riyâ: iki yüzlü olma
    sevk etmek: yönlendirmek takdis: her türlü kusur ve eksiklikten arındırma, kutsama
    tebrie etmek: kusur ve noksandan uzak tutma temeddüh: böbürlenme
    tenzih: eksik ve çirkinliklerden arınmış tutma tezkiyesiz: nefsi temize çıkarmaksızın
    vesile: aracı zâhirî: görünüşte
    âkıbet: netice, son âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle
    Yazar : Risale Forum

  3. #53
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 470

    Yirmi Sekizinci Lem’anın Yirmi Sekizinci Nüktesi



    لاَ يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلاَِ اْلاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ اِلاَّ مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاِقبٌ
    1


    وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاۤءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ
    2


    gibi âyetlerin mühim bir nüktesi, ehl-i dalâletin bir tenkidi münasebetiyle beyan edilecek. Şöyle ki:

    Cin ve şeytanın casusları, semâvat haberlerine kulak hırsızlığı yapıp, gaybî haberleri getirerek, kâhinler ve maddiyyunlar ve bazı ispritizmacılar gibi gaipten haber vermelerini, nüzûl-ü vahyin bidâyetinde, vahye bir şüphe getirmemek için onların o daimî casusluğu o zaman daha ziyade şahaplarla recm ve men edildiğine dair olan mezkûr âyetler münasebetiyle, gayet mühim üç başlı bir suale muhtasar bir cevaptır.

    Sual: Şu gibi âyetlerden anlaşılıyor ki, cüz’î ve bazan şahsî bir hadise-i gaybiyeyi de haber almak için, gayet uzak bir mesafe olan semâvat memleketine casus şeytanların sokulması ve o çok geniş memleketin her tarafında o cüz’î hadisenin bahsi varmış gibi, hangi şeytan olsa, hangi yere sokulsa, yarım yamalak o haberi işitecek, getirecek diye bir mânâyı akıl ve hikmet kabul etmiyor.

    Hem, nass-ı âyetle, semâvâtın üstünde bulunan Cennetin meyvelerini bazı ehl‑i risalet ve ehl-i keramet, yakın bir yerden alır gibi alıyormuş, bazan yakından

    Not
    Dipnot-1 “Onlar yüce âlemlerdeki melekleri dinleyemezler; her taraftan taşlanıp kovulurlar. Âhirette ise onlar için daimî bir azap vardır. Kulak hırsızlığı yapıp birşeyler dinleyenleri ise, delip geçen yakıcı bir yıldız takip eder.” Sâffât Sûresi, 37:8-10.Dipnot-2 “And olsun ki, dünya semâsını Biz kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için birer taş yaptık.” Mülk Sûresi, 67:5.



    bahis
    : konu



    beyan etmek
    : açıklamak, anlatmak
    bidâyet: başlangıç cüz’î: sınırlı, ferdî, kişisel
    daimî: devamlı, sürekli ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    ehl-i keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, olağanüstü hâl ve hareketler gösteren kimseler ehl-i risalet: peygamber olarak gönderilen kimseler
    gaip: görünmeyen âlem gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait
    hadise-i gaybiye: gayb aleminde gerçekleşen olay hikmet: ilim, yüksek bilgi
    ispritizmacı: ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün olduğuna inanan ve bu maksatla deneyler yapan kişi kâhin: gelecekten haber veren kimse
    maddiyyun: maddeciler, materyalistler men edilmek: yasaklanmak
    mesafe: uzaklık mezkûr: zikredilen, anılan
    muhtasar: kısa, özet mühim: önemli
    münasebet: bağlantı, ilişki nass-ı âyet: âyetin kesin ifadesi
    nükte: ince ve derin anlamlı söz nüzûl-ü vahy: Allah’ın Cebrail (a.s.) vasıtası ile emirlerini Hz. Peygamber’e iletmesi
    recim: taşlama semâvât: gökler
    tenkid: eleştiri vahiy: Allah tarafından gelen emir ve yasaklar
    ziyade: çok, fazla âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle
    şahap: göktaşı şahsî: kişisel

    Yazar : Risale Forum

  4. #54
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 471

    Cenneti temâşâ ediyormuş diye, nihayet uzaklık, nihayet yakınlık içinde bir meseledir ki, bu asrın aklına sığmaz.

    Hem cüz’î bir şahsın cüz’î bir ahvâli, küllî ve geniş olan semâvat memleketindeki mele-i âlânın medar-ı bahsi olması, gayet hakîmâne olan tedvîr-i kâinatın hikmetine muvafık gelmiyor. Halbuki bu üç mesele de hakaik-i İslâmiyeden sayılıyor.

    Elcevap:

    Evvelâ: On Beşinci Söz namındaki bir risalede, Yedi Basamak namında yedi kat’î mukaddime ile,
    وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاۤءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ 1
    âyetinin ifade ettiği, yıldızlarla, şeytan casusların semâvattan ref ve tardı öyle bir surette ispat edilmiş ki, en muannid maddiyyunu dahi iknâ eder, susturur ve kabul ettirir.

    Saniyen: Bu uzak zannedilen o üç hakikat-i İslâmiyeyi kısa zihinlere yakınlaştırmak için bir temsil ile işaret edeceğiz.

    Meselâ, bir hükûmetin daire-i askeriyesi memleketin şarkında ve daire-i adliyesi garbında ve daire-i maarifi şimalinde ve daire-i ilmiyesi cenubunda ve daire-i mülkiyesi ortasında bulunsa; telsiz, telefon, telgrafla, gayet muntazam bir surette, her daire alâkadar olduğu vaziyetleri görse, haber alsa; adeta umum o memleket, adliye dairesi olduğu halde, askerî dairesidir ve mülkiye dairesi olduğu gibi, ilmiye dairesi oluyor.

    Hem meselâ, müteaddit devletler ve ayrı ayrı payitahtları bulunan hükûmetlerin, bazan oluyor ki, müstemlekât cihetiyle veya imtiyazat haysiyetiyle veya ticaretler münasebetiyle birtek memlekette ayrı ayrı hâkimiyetlikleri bulunur.


    Not
    Dipnot-1 “And olsun ki, dünya semâsını Biz kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için birer taş yaptık.” Mülk Sûresi, 67:5.





    ahvâl
    : hâller, davranışlar




    alâkadar
    : alakalı, ilgili
    asır: yüzyıl cenub: güney
    cihet: taraf, yön cüz’î: ferdî, sınırlı
    daire-i adliye: adliye dairesi daire-i askeriye: askerlik dairesi
    daire-i ilmiye: ilim dairesi, millî eğitim dairesi daire-i maarif: eğitim-öğretim dairesi
    daire-i mülkiye: askeriye ve millî eğitim dışındaki devlet idaresine bakan daireler evvelâ: ilk olarak
    garb: batı hakaik-i İslâmiye: İslâmiyetin hakikati, doğru olan gerçeği
    hakikat-i İslâmiye: İslâm hakikatleri, gerçekleri hakîmâne: bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde
    haysiyet: itibar, özellik hikmet: fayda, gaye
    hâkimiyetlik: egemenlik imtiyazat: ayrıcalıklar
    kat’î: kesin küllî: geniş ve kapsamlı
    maddiyyun: maddeci, materyalist medar-ı bahs: söz konusu, konuşmaya sebep olan
    mele-i âlâ: gayb âleminde en yüksek ve Allah’a en yakın makam muannid: inatçı
    mukaddime: başlangıç, giriş muntazam: düzenli
    muvafık: uygun mülkiye: yönetim dairesi
    münasebet: bağlantı, ilişki müstemlekât: sömürgeler
    müteaddit: bir çok nam: ad, isim
    nihayet: sınırsız payitaht: başkent
    ref ve tard: ortadan kaldırma ve kovma risale: Risale-i Nur’u oluşturan her bir bölüm
    saniyen: ikinci olarak semâvât: gökler
    suret: biçim, şekil tedvîr-i kâinat: kâinatın idaresi
    temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme temâşâ etmek: bakmak, seyretmek
    umum: bütün, genel vaziyet: durum
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle şark: doğu
    şimal: kuzey
    Yazar : Risale Forum

  5. #55
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 472

    Raiyet ve millet bir olduğu halde, herbir hükûmet, kendi imtiyazı cihetiyle, o raiyetle münasebettardır. Birbirinden çok uzak o hükûmetlerin muamelâtı birbirine temas ediyor, her hanede birbirine yakınlaşıyor ve her adamda iştirakleri oluyor. Cüz’î meseleleri, temas noktalarındaki cüz’î bir dairede görülür. Yoksa, her cüz’î bir mesele, daire-i külliyeden alınmıyor. Fakat o cüz’î meselelerden bahsedildiği zaman, doğrudan doğruya daire-i külliyenin kanunuyla olduğu cihetiyle, daire-i külliyeden alınıyor gibi ve o dairede medar-ı bahis olunmuş bir mesele şekli verilir tarzda ifade edilir.

    İşte bu iki temsil gibi, semâvat memleketi, payitaht ve merkez itibarıyla gayet uzak olduğu halde, arz memleketinde insanların kalblerine uzanmış mânevî telefonları olduğu gibi, semâvat âlemi, yalnız âlem-i cismanîye bakmıyor; belki âlem-i ervâhı ve âlem-i melekûtu tazammun ettiğinden, bir cihette perde altında âlem-i şehadeti ihata etmiştir.

    Hem âlem-i bâkiden ve dâr-ı bekàdan olan Cennet dahi, hadsiz uzaklığıyla beraber, yine o daire-i tasarrufâtı, perde-i şehadet altında, her tarafta nuranî bir surette uzanmış, yayılmış. Sâni-i Hakîm-i Zülcelâlin hikmetiyle, kudretiyle, nasıl ki insanın başında yerleştirdiği duygularının merkezleri ayrı ayrı olduğu halde, herbiri umum o vücuda, o cisme hükmediyor ve daire-i tasarrufuna alabiliyor. Öyle de, bu insan-ı ekber olan kâinat dahi, mütedahil ve birbiri içinde bulunan daireler gibi, binler âlemleri ihtivâ ediyor. Onlarda cereyan eden ahvâlin ve hadiselerin küllî ve cüz’iyeti ve hususiyeti ve azameti cihetiyle medar-ı nazar olur, yani, o cüzler cüz’î ve yakın yerlerde ve küllî ve azametliler küllî ve büyük makamlarda görülür.

    Fakat bazan cüz’î ve hususî bir hadise büyük bir âlemi istilâ eder. Hangi köşede dinlenilse, o hadise işitilir. Ve bazan da büyük tahşidat, düşmanın kuvvetine karşı değil, belki izhar-ı haşmet için yapılır. Meselâ, hadise-i Muhammediye





    Sâni-i Hakîm-i Zülcelâl: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan, sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah ahvâl: hâller, davranışlar
    arz: yeryüzü azamet: büyüklük
    cereyan eden: gerçekleşen cihet: taraf, yön
    cüz: kısım, parça cüz’iyet: ferdî, kişisel
    cüz’î: sınırlı, ferdî daire-i külliye: geniş ve kapsamlı daire
    daire-i tasarruf: tasarruf ve faaliyet dairesi, alanı daire-i tasarrufât: tasarruf etme dairesi, faaliyetler alanı
    dâr-ı bekà: sonsuzluk yurdu, âhiret hadise-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamber olarak görevlendirilmesi
    hadsiz: sayısız hane: ev
    hikmet: Allah’ın her bir varlığı bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratması hususiyet: özel olma, hususîlik
    hususî: özel ihata etmek: içine almak, kapsamak
    ihtivâ etme: içine alma insan-ı ekber: en büyük insan
    istilâ: işgal izhar-ı haşmet: ihtişamın, heybetin açığa vurulması
    iştirak: ortaklık kudret: güç, iktidar
    kâinat: evren küllî: geniş ve kapsamlı
    makam: derece medar-ı bahis: söz konusu
    medar-ı nazar: dikkatin üzerinde toplanması muamelât: uygulamalar
    münasebettar: ilgili, bağlantılı mütedahil: birbiri içinde
    nuranî: nurlu, parlak payitaht: başkent
    perde-i şehadet: görünen âlem, dünya perdesi raiyet: halk
    semâvât: gökler suret: biçim, şekil
    tahşidat: yığınak yapma tarz: biçim, şekil
    tazammun etmek: içermek temsil: analoji; kıyaslama tarzında benzetme
    umum: bütün, genel vücud: varlık
    âlem: dünya, evren âlem-i bâki: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
    âlem-i cismanî: maddî âlem âlem-i ervâh: ruhlar alemi
    âlem-i melekût: İlâhî hükümranlığın tam olarak tecellî ettiği, görünmeyen mânâ âlemi âlem-i şehadet: görünen alem
    Yazar : Risale Forum

  6. #56
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 473

    (a.s.m.) ve vahy-i Kur’ân’ın hadise-i kudsiyesi, umum semâvat memleketinde, hattâ o memleketin her köşesinde en mühim bir hadise olduğundan, doğrudan doğruya çok uzak ve çok yüksek olan koca semâvâtın burçlarına nöbettarlar dizilip, yıldızlardan mancınıkları atarak casus şeytanları tard ve def ediyorlar vaziyetinde göstermek ve ifade etmekle, vahy-i Kur’ânînin derece-i haşmetini ve şâşaa-i saltanatını ve hiçbir cihette şüphe girmeyen derece-i hakkaniyetini ilâna bir işaret-i Rabbâniye olarak, o vakitte ve o asırda daha ziyade yıldızlar düşürülüyormuş ve atılıyormuş. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan dahi, o ilân-ı tekvîniyeyi tercüme edip ilân ediyor ve o işaret-i semâviyeye işaret eder.

    Evet, bir melâikenin üfürmesiyle uçurulabilir olan casus şeytanları böyle bir işaret-i azîme-i semâviye ile, melâikelerle mübareze ettirmek, elbette o vahy-i Kur’ânînin haşmet-i saltanatını göstermek içindir. Hem bu haşmetli olan beyan‑ı Kur’ânî ve azametli tahşidât-ı semâviye ise, cinnîlerin, şeytanların, semâvat ehlini mübarezeye ve müdafaaya sevk edecek bir iktidarları, bir müdafaaları bulunduğunu ifade için değil, belki kalb-i Muhammedîden (a.s.m.) tâ semâvat âlemine, tâ Arş-ı Âzama kadar olan uzun yolda, hiçbir yerde cin ve şeytanın müdahaleleri olmamasına işaret için, vahy-i Kur’ânî, koca semâvatta, umum melâikece medar-ı bahis olan bir hakikattir ki, bir derece ona temas etmek için, şeytanlar tâ semâvâta kadar çıkmaya mecbur olup, hiçbir şeye muvaffak olamayarak recmedilmesiyle işaret ediyor ki, kalb-i Muhammedîye (a.s.m.) gelen vahiy ve huzur-u Muhammediyeye (a.s.m.) gelen Cebrâil ve nazar-ı Muhammedîye (a.s.m.) görünen hakaik-i gaybiye, sağlam ve müstakimdir, hiçbir cihetle şüphe girmez diye, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, mucizâne haber veriyor.





    Arş-ı Âzam: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer Cebrâil: (bk. bilgiler)
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân asır: yüzyıl
    azametli: çok büyük beyan-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın açıklaması
    burc: belli bir şekil ve surete benzeyen sabit yıldız kümesi cihet: taraf, yön
    cinnî: cinlerden olan derece-i hakkaniyet: gerçeklik, doğruluk derecesi
    derece-i haşmet: heybet ve görkemin derecesi hadise-i kudsiye: kutsal olay
    hakaik-i gaybiye: bilinmeyen ve görünmeyen âlemlere ait gerçekler hakikat: doğru gerçek
    haşmet-i saltanat: saltanatın görkemi haşmetli: büyük, görkemli
    huzur-u Muhammediye: Hz. Peygamberin huzuru, bulunduğu yer iktidar: güç, kuvvet
    ilân-ı tekvîniye: varlıkların yaratılışıyla insanlara duyurulan gerçekler işaret-i Rabbâniye: Allah’ın işareti
    işaret-i azîme-i semâviye: göklerde sergilenen büyük işaretler işaret-i semâvî: Allah tarafından gösterilen işaret
    kalb-i Muhammedî: Hz. Peygamberin mânevî kalp duygusu medar-ı bahis: üzerinde konuşulan
    melâike: melek mucizâne: mucizeli bir şekilde
    muvaffak olma: başarılı olma, erişme mübareze: karşılıklı mücadele, çatışma
    müdafa: savunma müdahale: karışma
    mühim: önemli müstakim: dosdoğru olan
    nazar-ı Muhammedî: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) bakışı recmedilme: taşlanma
    semâvât: gökler semâvât ehli: göklerde yaşayan manevî varlıklar
    sevk eden: yönlendiren tahşidât-ı semâviye: göğün üzerinde çokça durma, gökten çok bahsetme
    tard ve def etme: kovma ve çıkarma temas etmek: bahsetmek
    umum: bütün, genel vahiy: Cenâb-ı Allah’ın emir ve yasaklarını peygamberlere bildirmesi
    vahy-i Kur’ânî: vahiyle gelen Kur’ân-ı Kerim vaziyet: durum
    ziyade: çok, fazla âlem: dünya, evren
    şâşaa-i saltanat: gösterişli ve göz alıcı saltanat
    Yazar : Risale Forum

  7. #57
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 474

    Amma Cennetin uzaklığıyla beraber, âlem-i bekàdan olduğu halde en yakın yerlerde görülmesi ve bazan ondan meyve alınması ise, evvelki iki temsil sırrıyla anlaşıldığı gibi, bu âlem-i fâni ve âlem-i şehadet ise, âlem-i gayba ve dâr-ı bekàya bir perdedir. Cennetin merkez-i kübrâsı uzakta olmakla beraber, âlem-i misal âyinesi vasıtasıyla her tarafta görünmesi mümkün olduğu gibi, hakkalyakin derecesindeki imanlar vasıtasıyla, Cennetin bu âlem-i fânide—temsilde hata olmasın—bir nevi müstemlekeleri ve daireleri bulunabilir. Ve kalb telefonuyla, yüksek ruhlarla muhabereleri olabilir, hediyeleri gelebilir.

    Amma bir daire-i külliyenin cüz’î bir hadise-i şahsiye ile meşgul olması, yani, kâhinlere gaybî haberleri getirmek için şeytanlar tâ semâvâta çıkıp kulak veriyorlar, yarım yamalak yanlış haberler getiriyorlar diye tefsirlerdeki ifadelerin bir hakikati şu olmak gerektir ki:

    Semâvat memleketinin payitahtına kadar gidip o cüz’î haberleri almak değildir. Belki cevv-i havaya dahi şümulü bulunan semâvat memleketinin—teşbihte hata yok—karakolhaneleri hükmünde bazı mevkileri var ki, o mevkilerde arz memleketiyle münasebettarlık oluyor. Cüz’î hadiseler için, o cüz’î makamlardan kulak hırsızlığı yapıyorlar. Hattâ kalb-i insanî dahi o makamlardan birisidir ki, melek-i ilham ile şeytan-ı hususî, o mevkide mübareze ediyorlar. Ve hakaik-i imaniye ve Kur’âniye ve hâdisât-ı Muhammediye (a.s.m.) ise, ne kadar cüz’î de olsa, en büyük, en küllî bir hadise-i mühimme hükmünde, en küllî bir daire olan Arş-ı Âzamda ve daire-i semâvatta—temsilde hata olmasın—mukadderât-ı kâinatın mânevî ceridelerinde neşrolunuyor gibi, her köşede medar-ı bahis oluyor diye beyan ile beraber, kalb-i Muhammedîden (a.s.m.) tâ daire-i Arşa varıncaya kadar ise, hiçbir cihetle müdahale imkânı olmadığından, semâvâtı dinlemekten





    Arş/Arş-ı Âzam: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer arz: dünya
    beyan: açıklama, anlatım ceride: gazete
    cevv-i hava: hava boşluğu cihet: yön
    cüz'î: küçük, sınırlı, ferdî daire-i külliye: büyük ve geniş kapsamlı daire
    daire-i semâvât: gökler dairesi dâr-ı bekà: sonsuzluk yurdu, âhiret
    gaybî: bilinmeyen, gayba ait olan hadise-i mühime: önemli olay
    hadise-i şahsi: şahsi olay hakaik-i imaniye ve Kur'âniye: iman ve Kur’ân hakikatleri
    hakikat: gerçek hakkalyakin: bizzat yaşamak suretiyle, kesin bilgiye ulaşma
    hâdisât-ı Muhammediye: Hz. Muhammed (a.s.m.) ile ilgili gelişen olaylar kalb-i Muhammedî: Hz. Peygamberin mânevî kalp duygusu
    kalb-i insanî: insanın mânevî kalbi kâhin: gelecekten haber veren kimse
    küllî: geniş, kapsamlı makam: derece
    medar-ı bahis: söz konusu melek-i ilham: ilham meleği
    merkez-i kübrâ: en büyük merkez mevki: yer, konum
    muhabere: haberleşme mukadderât-ı kâinat: kâinatın plânları, programları
    mübareze: karşılıklı mücadele, çatışma münasebettar: ilgili, bağlantılı
    müstemleke: başka bir devletin idaresi altında bulunan memleket, yer, sömürge nevi: çeşit, tür
    neşrolmak: yayınlanmak payitaht: merkez, başkent
    semâvât: gökler tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
    temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme teşbih: benzetme
    vasıta: aracı âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
    âlem-i fâni: gelip geçici dünya âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem
    âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem âlem-i şehadet: görünen alem, dünya
    şeytan-ı hususî: özel şeytan şümul: kapsam
    Yazar : Risale Forum

  8. #58
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 475

    başka şeytanların çaresi kalmadığını ifade ile, vahy-i Kur’ânî ve nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) ne derece yüksek bir derece-i hakkaniyette olduğunu ve hiçbir cihetle hilâf ve yanlış ve hile ile ona yanaşmak mümkün olmadığını, gayet beliğane, belki mucizâne ilân etmek ve göstermektir.


    Said Nursî



    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 1








    Not
    Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.



    Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) beliğane: beliğ bir şekilde
    cihet: yön derece-i hakkaniyet: gerçeklik derecesi
    hilâf: ayrılık, terslik ilân etmek: duyurmak
    mucizâne: mucizeli bir şekilde nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği
    vahy-i Kur'ânî: vahiyle gelen Kur’ân-ı Kerim
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 6/6 İlkİlk ... 23456

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 115, 117, 128, 135, 143, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 169, 176, 193, 28., 427, 440, 592, 600, adaletli, adedince, aklı, akıllara, aldıkları, âlemleri, alınmış, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, askerlik, atmak, aya, âyetlerden, âyine, azlığı, ağabeyi, ağzı, bakmıyor, bana, bağlantı, bağırarak, bağış, başkasını, başlarında, başlayan, bediüzzaman, beşer, bildirir, bilimi, bilinen, bilmesi, binaen, binaenaleyh, bir adam, biri, birlik, bizleri, bizzat, budur, buldum, bulunmak, buraya, bütün, çalışıyorlar, casus, çağdaş, çağırdı, çeken, cevaben, çok, çoktur, cömertlik, çıkarılan, dadır, daire, damarı, dane, dedikleri, dediler, demeye, derece, desteklemek, deyince, değildi, değiller, değiştirmek, dikkatle, diyebilir, dizginini, duruma, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, ediyorlar, eksiksiz, eliyle, ellerinde, emrini, engellemek, esenlik, etsek, ettir, ettirir, ettiğimiz, eşkiya, faydaya, faziletler, ferah, fikirlere, fikrini, gaflete, galebe, gayret, geçiş, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, getirip, gidip, girdim, gitmiş, gökte, görmeye, görünmek, görünüşü, gösterme, gözümüzle, güvenme, hakikatten, hakkaniyeti, haktan, halka, hapis, harap, hararet, hayalen, herkes, herşeye, herşeyin, hevâ, hevesi, hissediyorum, hissettim, hücum, hıristiyan, ibâdet, ihata, ilham, ilhamlar, ilimle, imaniye, indirdi, insanlığı, istekleri, istiyorlar, işaret, işgal, işiniz, iştihar, iştir, jpg, kâfiri, kalblerine, kanunları, kapılmak, kardeşi, kardeşimiz, kardeşlerimin, kardeşlerimiz, kardeşlerimizi, kendisinde, kesretli, kinaye, konuşmak, koruması, koyan, kudretine, kullar, külliye, kuvvetle, kuvvetlendirmek, kısmı, kıymetini, lâzım, lisanı, lütuf, mahkeme, mâsiva, mecbur, media, medrese, menbaı, meselâ, meselede, meseledir, meseleyi, mevcudat, mevcut, meydanı, mezarlık, milleti, misli, muhabbete, muhakkak, mümkü, mürşidi, musîbetin, müstehak, müş, nasılki, nefer, nefret, nihayet, nüktesine, nurdur, nurlandıran, odası, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadı, olmasındaki, olsalar, onlardan, özellikle, öğreten, payitaht, peygamberlere, rahmet, risale-i, risale-i nur, risaleti, rububiyeti, rüyalar, sakı, sanmak, sarılmak, seciye, sekiz, sevaplı, sevmez, seyyare, sizde, sohbette, sordukları, sordular, sormuşlar, suretle, sürmek, sırra, taarruz, tahrip, takdim, takdiri, tarikatta, tecavüz, tenkid, ters, tevahhuş, teşhir, titizlik, tokada, tokat, toplamak, toplansa, tutma, ubudiyeti, ümid, umum, üstü, uykunu, uyumlu, vahy, varlığının, vazifesidir, verdiği, verilmiş, veyahut, yalnızlıkta, yapıyorlar, yaratılanlar, yardımı, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yekvücud, yerden, yolcusu, yönden, ışık, zamanla, zeminde, zerdali, zira, zulmü, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şartları, şenlendiren, şerifi, şeye, şeytanları, şeytanı, şöhret, şurup

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222