Sayfa 1/3 123 SonSon
23 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz

    Yirmi Altıncı Söz
    Kader Risalesi



    وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَناَ خَزَاۤئِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلوُمٍ 1
    وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ فِى اِمَامٍ مُبِينٍ 2

    KADER ile cüz-ü ihtiyarî, iki mesele-i mühimmedir. Ona dair Dört Mebhas içinde birkaç sırlarını açmaya çalışacağız.

    BİRİNCİ MEBHAS

    Kader ve cüz-ü ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yani, mü’min, herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mes’uliyetten kurtulmamak için, cüz-ü ihtiyarî önüne çıkıyor; ona “Mes’ul ve mükellefsin” der. Sonra, ondan sudur eden iyilikler ve kemâlâtla mağrur olmamak için, kader karşısına geliyor; der: “Haddini bil, yapan sen değilsin.”

    Evet, kader, cüz-ü ihtiyarî, iman ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde; kader, nefsi gururdan; ve cüz-ü ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i imaniyeye girmişler. Yoksa, mütemerrid nüfus-u emmârenin işledikleri seyyiâtının mes’uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak; ve onlara in’âm olunan mehâsinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz-ü ihtiyarîye istinad


    Not
    Dipnot-1 “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Herşeyi Biz belirli bir miktarla indiririz.” Hicr Sûresi, 15:21.

    Dipnot-2
    “Biz herşeyi İmam-ı Mübînde tek tek sayıp yazdık.” Yâsin Sûresi, 36:12.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>adem-i mes’uliyet: sorumsuzluk</td></tr><tr><td>cüz: kısım, parça (bk. c-z-e)</td><td>cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. ḳ-d-r)</td></tr><tr><td>had: sınır</td><td>hudud: sınır, uç</td></tr><tr><td>hâlî: hâl ile ilgili, vicdanî</td><td>iftihar: övünme</td></tr><tr><td>ilmî: ilimle ilgili (bk. a-l-m)</td><td>iman: inanmak (bk. e-m-n)</td></tr><tr><td>in’am olunan: nimet olarak verilen (bk. n-a-m)</td><td>istinad: dayanma (bk. s-n-d)</td></tr><tr><td>kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)</td><td>kemâlât: iyilikler, mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)</td></tr><tr><td>mağrur olmak: gururlanmak</td><td>mebhas: konu, bölüm</td></tr><tr><td>mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n)</td><td>merâtib: mertebeler, dereceler</td></tr><tr><td>mesele-i mühimme: önemli mesele</td><td>mesâil-i imaniye: imana dair meseleler (bk. e-m-n)</td></tr><tr><td>mes’ul: sorumlu</td><td>mes’uliyet: sorumluluk</td></tr><tr><td>mükellef: yükümlü</td><td>mütemerrid: inatçı, dik kafalı</td></tr><tr><td>mü’min: imanlı, Allah’a inanan (bk. e-m-n)</td><td>nazarî: teorik (bk. n-ẓ-r)</td></tr><tr><td>nefs: kişinin kendisi; can, hayat (bk. n-f-s)</td><td>nihayet: son</td></tr><tr><td>nüfus-u emmâre: insana daima kötülüğü emreden, yasak zevk ve isteklere teşvik eden nefisler (bk. n-f-s)</td><td>risâle: küçük kitap (bk. r-s-l)</td></tr><tr><td>seyyiât: günahlar</td><td>sudur eden: çıkan</td></tr><tr><td>sır: gizli gerçek, gizem</td><td>teklif: yükümlülük</td></tr><tr><td>vicdanî: vicdanla ilgili</td></tr></tbody></table>

    Benzer Konular
    "Yirmi Sekizinci Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Mesele" Osmanlıca Mekt
    "Yirmi Sekizinci Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Mesele" Osmanlıca Mekt Devami...
    "Yirmi Altıncı Söz'ü ???? ???????? ?????? ????? ????? âyetlerini,???? ?????? ??
    "Yirmi Altıncı Söz'ü ???? ???????? ?????? ????? ?????  âyetlerini,???? ?????? ?? Devami...
    Yirmi Altıncı Mektub, Dördüncü Mebhas, Altıncı Mesele'deki temsili izah eder misiniz?
    Yirmi Altıncı Mektub, Dördüncü Mebhas, Altıncı Mesele'deki temsili izah eder misiniz? Yirmi Altıncı Mektub, Dördüncü Mebhas, Altıncı Meseledeki temsili izah eder misiniz? Burada anlatılmak isenen nedir? Devami...
    Yirmi Altıncı Lem'a
    Yirmi Altıncı Lem'a <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content="">&l
    Yirmi Altıncı Pencere
    Yirmi Altıncı Pencere Hazret-i Üstad, Otuz Üçüncü Sözün Yirmi Altıncı Penceresinde Allah’ın Sermediyetini ırmaktaki kabarcıklar ile ispat eder. Bu konuyu açıklar mısınız?” Yeryüzünün soğuk ve katı yüreğini ısıtan ve seviml
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 624

    etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz-ü ihtiyariyeye zıt bir harekete sebebiyet veren ilmî meseleler değildir.

    Evet, mânen terakkî etmeyen avam içinde, kaderin câ-yı istimâli var. Fakat, o da mâziyat ve mesâibdedir ki, ye’sin ve hüznün ilâcıdır. Yoksa, maâsî ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atâlete sebep olsun. Demek, kader meselesi, teklif ve mes’uliyetten kurtarmak için değil, belki fahr ve gururdan kurtarmak içindir ki, imana girmiş. Cüz-ü ihtiyarî, seyyiâta merci olmak içindir ki, akideye dahil olmuş; yoksa mehâsine masdar olarak tefer’un etmek için değildir.

    Evet, Kur’ân’ın dediği gibi, insan, seyyiâtından tamamen mes’uldür. Çünkü seyyiâtı isteyen odur. Seyyiât, tahribat nev’inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribat yapabilir, müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder: bir kibritle bir evi yakmak gibi. Fakat hasenatta iftihara hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünkü hasenatı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlâhiye; ve icad eden kudret-i Rabbâniyedir. Sual ve cevap, dâi ve sebep, ikisi de Haktandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahip olur.Fakat seyyiâtı isteyen nefs-i insaniyedir: ya istidat ile, ya ihtiyar ile. Nasıl ki, beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiâtı, çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden yine Haktır. Demek, sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes’uliyeti o çeker. Hakka ait olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır.

    İşte, şu sırdandır ki: Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasıl ki, pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez, “Yağmur rahmet değil.” Evet, halk ve icadda bir şerr-i cüz’î ile beraber


    Hak: her şeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) akide: inanç
    atâlet: hareketsizlik, tembellik avam: halk
    câ-yı istimâl: kullanma yeri cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)
    dua: Allah’a yalvarma, yakarma (bk. d-a-v) dâi: sebep olan
    fahr: gurur, övünme halk: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)
    halk-ı şer: kötülüğü yaratma (bk. ḫ-l-ḳ) hasenat: iyilikler, sevaplar (bk. ḥ-s-n)
    hikmet-i cüz-ü ihtiyariye: insanın elindeki seçim gücünün hikmeti (bk. ḥ-k-m; c-z-e) icad etmek: var etmek, yaratmak (bk. v-c-d)
    iftihar: övünme ihtiyar: tercih, seçme gücü
    iktiza etmek: gerektirmek iman: inanmak (bk. e-m-n)
    istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) istikbaliyat: geleceğe ait şeyler, hadiseler
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r) kanun-u İlâhî: Allah’ın kanunu (bk. e-l-h)
    kesb-i istihkak: hak etme (bk. ḥ-ḳ-ḳ) kesb-i şer: kötülüğü işleme
    kudret-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; r-b-b) masdar: kaynak
    maâsî: günahlar mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n)
    merci: kaynak mesâib: musibetler, felaketler
    mesâlih: maslahatlar, faydalar (bk. ṣ-l-ḥ) mes’ul: sorumlu
    mes’uliyet: sorumluluk mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)
    mâziyat: geçmişe ait şeyler, hâdiseler nefs-i insaniye: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)
    nev’: tür, çeşit rahmet: merhamet, ihsan, bağış (bk. r-ḥ-m)
    rahmet-i İlâhiye: Allah’ın merhamet ve şefkati (bk. r-ḥ-m; e-l-h) sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük, budalalık
    seyyie: kötülük, günah seyyiât: kötülükler, günahlar
    sual: isteme sırr-ı kader: kader sırrı (bk. ḳ-d-r)
    taaffün: bozulma, çürüme tahribat: yıkıp bozmalar, yok etmeler
    tazammun etmek: içine almak tefer’un: firavunlaşma, kendisini Firavun gibi ilah seviyesine çıkaracak derecede büyük görme
    teklif: yükümlülük terakkî etmek: yükselmek, ilerlemek
    ye’s: ümitsizlik ziya: ışık
    şer: kötülük şerr-i cüz’î: küçük kötülük (bk. c-z-e)
    şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)



    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 625

    hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz’î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlâhîde şer ve çirkinlik yoktur; belki abdin kisbine ve istidadına aittir.

    Hem nasıl kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de, illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünkü, kader hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zâhirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin ayn-ı adaletinde zulme düşerler. Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte, kader-i İlâhî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte, şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlâhînin adaleti ve insan kisbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et. Demek, kader ve icad-ı İlâhî, mebde’ ve müntehâ, asıl ve fer’, illet ve neticeler itibarıyla şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir.

    Eğer denilse:
    “Madem cüz-ü ihtiyarînin icada kabiliyeti yok. Bir emr-i itibarî hükmünde olan kisbden başka, insanın elinde birşey bulunmuyor. Nasıl oluyor ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanda, Hâlık-ı Semâvât ve Arza karşı, insana âsi ve düşman vaziyeti verilmiş; Hâlık-ı Arz ve Semâvât, ondan azîm şikâyetler ediyor, o âsi insana karşı abd-i mü’mine yardım için kendini ve melâikesini tahşid ediyor, ona azîm bir ehemmiyet veriyor?

    Elcevap:
    Çünkü küfür ve isyan ve seyyie, tahriptir, ademdir. Halbuki, azîm tahribat ve hadsiz ademler, birtek emr-i itibarîye ve ademîye terettüp edebilir. Nasıl ki, bir azîm sefinenin dümencisi, vazifesinin adem-i ifasıyla, sefine gark olup bütün hademelerin netice-i sa’yleri iptal olur. Bütün o tahribat, bir ademe terettüp ediyor. Öyle de, küfür ve mâsiyet, adem ve tahrip nev’inden olduğu için, cüz-ü ihtiyarî, bir emr-i itibarî ile onları tahrik edip müthiş netâice sebebiyet verebilir.


    Hâlık-ı Semâvat ve Arz: gökleri ve yeri yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; s-m-v) Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)
    abd: kul (bk. a-b-d) abd-i mü’min: iman etmiş kul (bk. a-b-d; e-m-n)
    adem: yokluk, hiçlik adem-i ifa: yapmama, yerine getirmeme
    ademî: yokluğa ait ayn-ı adalet: adâletin tâ kendisi (bk. a-d-l)
    azîm: büyük (bk. a-ẓ-m) binaen: –dayanarak
    cihet: yön cüz-ü ihtiyarî: insandaki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)
    ehemmiyet: önem emr-i itibarî: gerçekte olmadığı halde var sayılan iş, olgu (meridyenler gibi
    fer’: ayrıntı, uzantı, dal gark olmak: batmak
    hademe: hizmetçi hadsiz: sayısız
    hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hayr-ı kesir: büyük hayır (bk. ḫ-y-r; k-s̱-r)
    icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d) icad-ı İlâhî: Allah’ın yaratması, var etmesi (bk. v-c-d; e-l-h)
    illet: esas sebep, maksat istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)
    itibariyle: özelliğiyle kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)
    kader-i İlâhî: İlâhî kader; Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r; e-l-h) katl: öldürme
    kisb: çalışma kubuh: çirkinlik, kötülük
    küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r) mebde’: başlangıç
    melâike: melekler (bk. m-l-k) mukaddes: kutsal noksanlık ve eksiklikten yüce (bk. ḳ-d-s)
    mâsiyet: günah, isyan münezzeh: kusur ve çirkinlikten arınmış, temiz (bk. n-z-h)
    müntehâ: en son nokta netice-i sa’y: çalışmanın neticesi
    netâic: neticeler nev’: tür, çeşit
    sefine: gemi seyyie: kötülük
    sirkat: hırsızlık sârık: hırsız
    tahribat: yıkıp yok etmeler, bozmalar tahrik: harekete geçirme
    tahrip: yıkıp yok etme, bozma tahşid: destekleme
    terettüp etmek: sonuç olarak ortaya çıkmak zâhirî: görünürde (bk. ẓ-h-r)
    âsi: isyan eden şer: kötülük
    şerr-i cüz’î: küçük kötülük (bk. c-z-e) şerr-i kesir: büyük kötülük (bk. k-s̱-r)
    şey-i vâhid: tek şey (bk. v-ḥ-d)


    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 626

    Zira küfür, çendan bir seyyiedir. Fakat bütün kâinatı kıymetsizlikle ve abesiyetle tahkir ve delâil-i vahdâniyeti gösteren bütün mevcudatı tekzip ve bütün tecelliyât-ı esmâyı tezyif olduğundan, bütün kâinat ve mevcudat ve esmâ-i İlâhiye namına, Cenâb-ı Hak kâfirden şedit şikâyet ve dehşetli tehdidat etmek ayn-ı hikmettir ve ebedî azap vermek ayn-ı adalettir.

    Madem insan küfür ve isyanla tahribat tarafına gidiyor; az bir hizmetle pek çok işleri yapar. Onun için, ehl-i iman, onlara karşı Cenâb-ı Hakkın inâyet-i azîmine muhtaçtır. Çünkü, on kuvvetli adam, bir evin muhafazasını ve tamiratını deruhte etse, haylaz bir çocuğun o haneye ateş vermeye çalışmasına karşı, o çocuğun velisine, belki padişahına müracaata, yalvarmaya mecbur olması gibi, mü’minlerin de böyle edepsiz ehl-i isyana karşı dayanmak için Cenâb-ı Hakkın çok inâyâtına muhtaçtırlar.

    Elhasıl:
    Eğer kader ve cüz-ü ihtiyarîden bahseden adam, ehl-i huzur ve kemâl-i iman sahibi ise, kâinatı ve nefsini Cenâb-ı Hakka verir, Onun tasarrufunda bilir. O vakit hakkı var kaderden, cüz-ü ihtiyarîden bahsetsin. Çünkü madem nefsini ve herşeyi Cenâb-ı Haktan bilir; o vakit cüz-ü ihtiyarîye istinad ederek mes’uliyeti deruhte eder; seyyiâta merciiyeti kabul edip Rabbini takdis eder, daire-i ubûdiyette kalıp teklif-i İlâhiyeyi zimmetine alır. Hem kendinden sudur eden kemâlât ve hasenatla gururlanmamak için kadere bakar, fahr yerine şükreder. Başına gelen musibetlerde kaderi görür, sabreder.

    Eğer kader ve cüz-ü ihtiyarîden bahseden adam ehl-i gaflet ise, o vakit kaderden ve cüz-ü ihtiyarîden bahse hakkı yoktur. Çünkü nefs-i emmâresi, gaflet veya


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)
    abesiyet: faydasızlık, gayesizlik ayn-ı adalet: adaletin ta kendisi (bk. a-d-l)
    ayn-ı hikmet: hikmetin ta kendisi (bk. ḥ-k-m) cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)
    daire-i ubûdiyet: kulluk dairesi (bk. a-b-d) dehşetli: korkunç
    delâil-i vahdâniyet: Allah’ın birlik delilleri (bk. v-ḥ-d) deruhte: yerine getirmek
    ebedî: sonsuz (bk. e-b-d) ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler (bk. ğ-f-l)
    ehl-i huzur: şüphesiz ve tereddütsüz kalbi itminana ermiş kimseler (bk. ḥ-ḍ-r) ehl-i iman: iman edenler (bk. e-m-n)
    ehl-i isyan: isyan edenler elhasıl: özetle, sonuç olarak
    esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h) fahr: övünme, gururlanma
    gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık (bk. ğ-f-l) hasenat: iyilikler, güzellikler (bk. ḥ-s-n)
    inâyet-i azîm: büyük yardım (bk. a-n-y; a-ẓ-m) inâyât: yardımlar (bk. a-n-y)
    istinad etmek: dayanmak (bk. s-n-d) kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)
    kemâl-i iman: tam bir iman (bk. k-m-l; e-m-n) kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler (bk. k-m-l)
    kâfir: Allah’ın veya Allah’ın bildirdiği kesin olan herhangi birşeyi inkâr eden kimse (bk. k-f-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r) merciiyet: müracaat yeri olma
    mes’uliyet: sorumluluk mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
    muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ) musibet: belâ, felaket
    müracaat: başvurma nefis: can, hayat (bk. n-f-s)
    nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s) seyyie: kötülük
    seyyiât: kötülükler, günahlar sudur etmek: çıkmak
    tahkir: aşağılama, hakaret etme tahribat: yıkıp yok etmeler, bozmalar
    takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma (bk. ḳ-d-s) tamirat: tamirler, düzeltmeler
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f) tecelliyât-ı esmâ: Allah’ın isimlerinin tecellileri, yansımaları (bk. c-l-y; s-m-v)
    tehdidat: tehditler teklif-i İlâhî: İlâhî yükümlülük Allah’ın kullarına yüklediği görev (bk. e-l-h)
    tekzip: yalanlama tezyif: küçük düşürme
    zimmet: sorumluluk zira: çünkü
    çendan: gerçi şedit: şiddetli


    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 627

    dalâlet saikasıyla kâinatı esbaba verip Allah’ın malını onlara taksim eder, kendini de kendine temlik eder. Fiilini kendine ve esbaba verir, mes’uliyeti ve kusuru kadere havale eder. O vakit, nihayette Cenâb-ı Hakka verilecek olan cüz-ü ihtiyarî ve en nihayette medar-ı nazar olacak olan kader bahsi mânâsızdır. Yalnız, bütün bütün onların hikmetine zıt ve mes’uliyetten kurtulmak için bir desise-i nefsiyedir.


    İKİNCİ MEBHAS


    Ehl-i ilme mahsus,HAŞİYE-1 ince bir tetkik-i ilmîdir.Eğer desen: Kader ile cüz-ü ihtiyarî nasıl tevfik edilebilir?Elcevap: Yedi vech ile.

    BİRİNCİSİ: Elbette kâinatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir Âdil-i Hakîm, insan için medar-ı sevap ve ikab olacak, mahiyeti meçhul bir cüz-ü ihtiyarî vermiştir. O Âdil-i Hakîmin pek çok hikmetini bilmediğimiz gibi, şu cüz-ü ihtiyarînin kaderle nasıl tevfik edildiğini bilmediğimiz, olmamasına delâlet etmez.

    İKİNCİSİ: Bizzarure, herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder, o ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var, vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul... İşte, şu cüz-ü ihtiyarî, öyleler sırasına girebilir. Herşey malûmatımıza münhasır değildir. Adem-i ilmimiz, onun ademine delâlet etmez.

    ÜÇÜNCÜSÜ: Cüz-ü ihtiyarî, kadere münâfi değil. Belki kader, ihtiyarı teyid eder. Çünkü, kader, ilm-i İlâhînin bir nev’idir. İlm-i İlâhî, ihtiyarımıza taallûk etmiş. Öyle ise ihtiyarı teyid ediyor, iptal etmiyor.


    Not
    Haşiye-1 Bu İkinci Mebhas, en derin ve en müşkül bir sırr-ı kader meselesidir. Bütün ulema-i muhakkikînce en ehemmiyetli ve münazaralı bir mesele-i akaid-i kelâmiyedir. Risale-i Nur tam halletmiş.




    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) adem: yokluk
    adem-i ilim: bilmeme, ilmimiz dahilinde olmama (bk. a-l-m) bahis: konu
    bedihî: açık, aşikâr bizzarure: zorunlu olarak
    cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r) dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
    desise-i nefsiye: nefsin desisesi, aldatması (bk. n-f-s) ehemmiyet: önem
    ehl-i ilim: ilim ehli, âlimler (bk. a-l-m) esbab: sebepler (bk. s-b-b)
    havale etmek: göndermek haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) ihtiyar: tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)
    ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan sınırsız ilmi (bk. a-l-m; e-l-h) intizam: düzen, tertip (bk. n-ẓ-m)
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    lisan: dil mahiyet: nitelik, özellik, asıl, esas
    mahsus: özel malûmat: bilgiler (bk. a-l-m)
    mebhas: konu, bölüm medar-ı nazar: göz önünde bulundurulan (bk. n-ẓ-r)
    medar-ı sevap ve ikab: sevap ve azap vesilesi mesele-i akaid-i kelâmiye: kelâm ilminin inanca dair meselesi (bk. k-l-m)
    mes’uliyet: sorumluluk mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
    meçhul: bilinmeyen mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)
    mânâ: anlam (bk. a-n-y) münazara: tartışma (bk. n-ẓ-r)
    münhasır: ait, sınırlı münâfi: aykırı, zıt
    müşkül: zor nev’: çeşit, tür
    nihayet: son saikasıyla: sevkiyle, sebebiyle
    sırr-ı kader: kader esprisi (bk. ḳ-d-r) taallûk etmek: ilgili olmak
    taksim etmek: bölüştürmek temlik etmek: mülk edinmek, sahiplenmek (bk. m-l-k)
    tetkik-i ilmî: ilmî inceleme, araştırma (bk. a-l-m) tevfik edilmek: bağdaştırılmak
    teyid etmek: desteklemek ulema-i muhakkıkîn: gerçeğin peşinde olan âlimler (bk. a-l-m; ḥ-ḳ-ḳ)
    vech: yön, tarz vücud: varlık (bk. v-c-d)
    Âdil-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan, sonsuz adalet sahibi Allah (bk. a-d-l; ḥ-k-m) şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)


    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 628

    DÖRDÜNCÜSÜ: Kader, ilim nev’indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa, malûm, ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri, malûmu, haricî vücut noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü, malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder.

    Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir. Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona “ezel” deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir.

    Şu sırrın keşfi için şu misale bak: Senin elinde bir âyine bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mazi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farz edilse, o âyine yalnız mukabilini tutar. Sonra o iki tarafı bir tertiple tutar, çoğunu tutamaz. O âyine ne kadar aşağı ise, o kadar az görür. Fakat o âyine ile yükseğe çıktıkça, o âyinenin mukabil dairesi genişlenir. Git gide, bütün iki taraf mesafeyi birden, bir anda tutar. İşte, şu âyine, şu vaziyette, onun irtisamında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvafık, muhalif denilmez.

    İşte, kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı âlâdadır. Biz ve muhakemâtımız onun haricinde olamaz ki, mazi mesafesinde bir âyine tarzında olsun.

    BEŞİNCİSİ: Kader, sebeple müsebbebe bir taallûku var. Yani, “Şu müsebbep, şu sebeple vukua gelecek.” Öyle ise, denilmesin ki, “Madem filân adamın ölmesi, filân vakitte mukadderdir. Cüz-ü ihtiyariyle tüfek atan adamın ne kabahati var? Atmasaydı yine ölecekti.”


    Hadîs: Peygamberimize ait veya onun onayladığı söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱) cereyan etmek: meydana gelmek
    cüz-ü ihtiyari: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r) daire-i mümkinat: varlığı ile yokluğu eşit olan şeyler dairesi, yaratılanlar âlemi (bk. m-k-n)
    desâtir: düsturlar, prensipler ebed: sonu olmayan; sonsuz (bk. e-b-d)
    ezel: başlangıcı olmayan, sonsuz (bk. e-z-l) eşya: varlıklar
    farz edilmek: varsayılmak hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hal: şimdiki zaman haricinde: dışında
    haricî: dışa ait hâlât: haller, durumlar
    ihata etmek: kuşatmak ilm-i ezelî: Allah’ın herşeyi ve bütün zamanları kuşatan sonsuz ilmi (bk. a-l-m; e-z-l)
    irade: seçim yapma gücü, dileme (bk. r-v-d) irtisam: görüntü
    istikbal: gelecek zaman istinad etmek: dayanmak (bk. s-n-d)
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) keşf: açığa çıkarma (bk. k-ş-f)
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) makam-ı âlâ: en yüce makam
    malûm: bilinen (bk. a-l-m) manzar-ı âlâ: en yüce gözetleme yeri (bk. n-ẓ-r)
    mazi: geçmiş zaman mecburiyet: zorunluluk
    muahhar: sonra olma (bk. e-ḫ-r) muhakeme etmek: değerlendirmek (bk. ḥ-k-m)
    muhakemât: akıl yürütmeler, değerlendirmeler (bk. ḥ-k-m) muhalif: zıt, aykırı
    mukabil: karşılık mukaddem: önce olma (bk. ḳ-d-m)
    mukadder: takdir olunmuş (bk. ḳ-d-r) muvafık: uygun, yerinde
    müsebbeb: sebep olunan şey, sebebin sonucu (bk. s-b-b) müstakbel: gelecek zaman
    nev’: tür, çeşit silsile: zincir
    taallûk: ilgili olmak tabir: ifade (bk. a-b-r)
    tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l) tasavvur: düşünme, hayal etme (bk. ṣ-v-r)
    tertip: düzen tevehhüm etmek: sanmak, zannetmek
    tâbi: bağlı vaziyet: durum
    vukua gelme: meydana gelme vücud-u haricî: maddî varlık, haricî varlık (bk. v-c-d)
    vücut: varlık (bk. v-c-d) zâtı: kendisi
    âyine: ayna âyine-misal: ayna gibi



    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 629

    Sual: Niçin denilmesin?

    Elcevap:
    Çünkü, kader onun ölmesini onun tüfeğiyle tayin etmiştir. Eğer onun tüfek atmamasını farz etsen, o vakit kaderin adem-i taallûkunu farz ediyorsun. O vakit ölmesini neyle hükmedeceksin? Ya, Cebrî gibi sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen; veyahut Mutezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaati bırakıp fırka-i dâlleye girersin.

    Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: “Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce meçhul.” Cebrî der: “Atmasaydı yine ölecekti.” Mutezile der: “Atmasaydı ölmeyecekti.”

    ALTINCISI: HAŞİYE-1 Cüz-ü ihtiyarînin üssü’l-esası olan meyelân, Mâtüridîce bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir. Fakat Eş’arî ona mevcut nazarıyla baktığı için, abde vermemiş. Fakat o meyelândaki tasarruf, Eş’ariyece bir emr-i itibarîdir. Öyle ise o meyelân, o tasarruf, bir emr-i nisbîdir. Muhakkak bir vücud-u haricîsi yoktur. Emr-i itibarî ise, illet-i tâmme istemez ki, illet-i tâmme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı ref’ etsin. Belki o emr-i itibarînin illeti, bir rüçhâniyet derecesinde bir vaziyet alsa, o emr-i itibarî sübut bulabilir. Öyle ise, o anda onu terk edebilir. Kur’ân ona o anda diyebilir ki, “Şu şerdir, yapma.”Evet, eğer abd, hâlık-ı ef’âli bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı, o vakit ihtiyarı ref olurdu. Çünkü ilm-i usul ve hikmette, مَالَمْ يَجِبْ لَمْ يُوجَدْ kaidesince mukarrerdir ki, “Birşey vâcip olmazsa, vücuda gelmez.” Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tâmme ise, malûlu, bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz.


    Not

    Haşiye-1 Gayet müdakkik âlimlere mahsus bir hakikattir.



    Cebrî: insanın seçme gücünün ve iradesinin olmadığını savunan bâtıl yol Ehl-i Sünnet ve Cemaat: Peygamberimizin izinde giden büyük Müslüman topluluk (bk. s-n-n; c-m-a)
    Eş’arî: Ebu’l-Hasan Ali b. İsmail el-Eş’ari tarafından kurulmuş ehl-i sünnete âit itikadî bir mezhep (bk. bilgiler) Mutezile: “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bâtıl bir mezhep
    Mâtüridî: İmam Mâtüridî tarafından kurulmuş ehl-i sünnete ait itikadî bir mezhep (bk. bilgiler – Maturidî Mezhebi) abd: kul (bk. a-b-d)
    adem-i taallûk: ilgili olmama bilvücub: gerekli olarak (bk. v-c-b)
    bizzarure: zorunlu olarak cüz-ü ihtiyari: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)
    ehl-i hak: hakka, doğruya taraf olanlar (bk. ḥ-ḳ-ḳ) emr-i itibarî: gerçekte olmadığı halde var sayılan olgu, meridyenler gibi (bk. a-b-r)
    emr-i nisbî: bir diğerine göre var olduğu kabul edilen iş, olgu (bk. n-s-b) farz etmek: varsaymak
    fırka-i dâlle: hak yoldan sapan fırka (bk. ḍ-l-l) hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hâlık-ı ef’âl: fiillerin yaratıcısı (bk. ḫ-l-ḳ; f-a-l)
    icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d) ihtiyar: tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)
    iktidar: güç, kudret (bk. ḳ-d-r) iktiza etmek: gerektirmek
    illet: esas sebep, maksat illet-i tâmme: herhangi birşeyin var olması için gerekli sebeplerin tamamı
    ilm-i usul ve hikmet: felsefe ve metodoloji ilmi (bk. a-l-m; ḥ-k-m) inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) mahsus: özel
    malûl: bir sebepten dolayı meydana gelen şey mevcut: var olan (bk. v-c-d)
    meyelân: meyletme, bir tarafa veya birşeye eğilim gösterme meçhul: bilinmeyen
    muhakkak: kesin (bk. ḥ-ḳ-ḳ) mukarrer: kesinlik kazanmış
    müdakkik: dikkatli bir şekilde araştıran müsebbeb: sebep olunan şey, sebebin sonucu (bk. s-b-b)
    nazarıyla: gözüyle, bakışıyla ref: ortadan kaldırmak
    rüçhaniyet: üstünlük sübut: gerçekleşme, meydana gelme
    tasarruf: kullanım (bk. ṣ-r-f) tasavvur etmek: düşünmek, hayal etmek (bk. ṣ-v-r)
    vâcip: zorunlu (bk. v-c-b) vücub: gereklilik (bk. v-c-b)
    vücud: varlık (bk. v-c-d) vücud-u haricî: dışta oluşan varlık, maddî varlık (bk. v-c-d)
    vücuda gelme: var olma (bk. v-c-d) zaruret: zorunluluk
    üssü’l-esas: temel esas şer: kötü


    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 630

    Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir. Halbuki, o emr-i itibarî dediğimiz kisb-i insanî, bazan yapmak ve bazan yapmamak, eğer mûcip bir müreccih bulunmazsa, tercih bilâ müreccih lâzım gelir. Şu ise, usul-ü kelâmiyenin en mühim bir esasını hedmeder.

    Elcevap:
    Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. Yani, müreccihsiz, sebepsiz rüçhaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vakidir. İrade bir sıfattır; onun şe’ni böyle bir işi görmektir.

    Eğer desen:
    Madem katli halk eden Haktır. Niçin bana kàtil denilir?Elcevap: Çünkü, ilm-i sarf kaidesince, ism-i fail, bir emr-i nisbî olan masdardan müştaktır. Yoksa, bir emr-i sabit olan hâsıl-ı bilmasdardan inşikak etmez. Masdar kisbimizdir; kàtil ünvanını da biz alırız. Hâsıl-ı bilmasdar, Hakkın mahlûkudur. Mes’uliyeti işmam eden birşey, hâsıl-ı bilmasdardan müştak kılınmaz.

    YEDİNCİSİ: İrade-i cüz’iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyariyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz’î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der: “Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes’uliyet sana aittir.” Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp “Nereyi istersen seni oraya götüreceğim” desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette “Sen istedin” diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü’l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder.


    Ahkemü’l-Hâkimîn: hâkimlerin hâkimi olan Allah (bk. ḥ-k-m) Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hakîm-i Mutlak: sınırsız hikmet sahibi olan Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)
    abd: kul (bk. a-b-d) caiz: sakıncasız
    cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r) cüz’î irade: Allah tarafından insana verilen çok az irade serbestliği (bk. c-z-e; r-v-d)
    emr-i itibarî: gerçekte olmadığı halde var sayılan iş, olgu (bk. a-b-r) emr-i nisbî: bir diğerine göre var olduğu kabul edilen iş, olgu (bk. n-s-b)
    emr-i sabit: sabitleşmiş, kesinleşmiş iş, durum halk: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hedmetmek: yıkmak
    hâsıl-ı bilmasdar: masdarla meydana gelen; fiilin uygulanmasından doğan sonuç ihtiyar: tercih, seçme gücü
    iktidar: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r) ilm-i sarf: gramer ilmi, dilbilgisi (bk. a-l-m)
    inşikak: bölünme, ayrılma irade: dileme, seçim yapma gücü (bk. r-v-d)
    irade-i cüz’iye-i insaniye: insanın elindeki çok az seçme gücü (bk. r-v-d; c-z-e) irade-i külliye: Allah’ın herşeyi kuşatan iradesi (bk. r-v-d; k-l-l)
    ism-i fail: özne (bk. s-m-v; f-a-l) itab etmek: azarlamak
    işmam etmek: hissettirmek kaide: kural
    katl: öldürme kisb: çalışma, kazanma
    kisb-i insanî: insanın çalışması mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)
    masdar: çeşitli kiplerin türetildiği asıl kelime mes’uliyet: sorumluluk
    muhal: imkansız muhayyer: seçme konusunda serbest bırakma (bk. ḫ-y-r)
    mûcip: gerektirici müreccih: tercih ettiren sebep
    müştak: türemiş nazar etmek: bakmak (bk. n-ẓ-r)
    nihayet: son rüçhaniyet: üstünlük
    taallûk: münasebet, bağlılık tercih: seçme
    tercih bilâ müreccih: tercih edici sebep olmaksızın tercih (seçim) yapılabilir. Yani, seçimi yapacak zat için mutlaka sebebin var olması gerekmez, hiçbir sebebe bağlı kalmadan da seçenekler arasından birini seçebilir tereccuh: başkasına üstün gelme
    tereccuh bilâ müreccih muhaldir: sebepsiz üstünlük olmaz. Yani, bir şeyin başka seçeneklere üstün gelen bir sebebi, bir özelliği bulunmazsa onlardan üstün olması mümkün değildir. teşbih: benzetme
    usul-ü kelâmiye: kelâm ilmi metodolojisi (bk. k-l-m) vaki: olmuş, meydana gelmiş
    çendan: gerçi şart-ı âdi: bayağı olan şart
    şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)


    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 631

    Elhasıl: Ey insan! Senin elinde gayet zayıf, fakat seyyiâtta ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz-ü ihtiyarî namında bir iraden var. O iradenin bir eline duayı ver ki, silsile-i hasenatın bir meyvesi olan Cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiâttan kısalsın ve o şecere-i mel’unenin bir meyvesi olan zakkum-u Cehenneme yetişmesin.

    Demek, dua ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.

    ÜÇÜNCÜ MEBHAS


    Kadere iman, imanın erkânındandır. Yani, “Herşey Cenâb-ı Hakkın takdiriyledir.” Kadere delâil-i kat’iye o kadar çoktur ki, had ve hesaba gelmez. Biz, basit ve zâhir bir tarzla, şu rükn-ü imaniyeyi, ne derece kuvvetli ve geniş olduğunu, bir mukaddeme ile göstereceğiz.MUKADDEME: Herşey vücudundan evvel ve vücudundan sonra yazıldığını
    1 وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ gibi pek çok âyât-ı Kur’âniye tasrih ediyor. Ve şu kâinat denilen, kudretin Kur’ân-ı Kebîrinin âyâtı dahi, şu hükm-ü Kur’ânîyi, nizam ve mizan ve intizam ve tasvir ve tezyin ve imtiyaz gibi âyât-ı tekvîniyesiyle tasdik ediyor.Evet, şu kâinat kitabının manzum mektubatı ve mevzun âyâtı şehadet eder ki, herşey yazılıdır. Amma, vücudundan evvel herşey mukadder ve yazılı olduğuna delil, bütün mebâdi ve çekirdekler ve mekadir ve suretler birer şahittir. Zira,



    Not

    Dipnot-1 “Yaş ve kuru ne varsa hepsi ap açık bir kitapta yazılmıştır.” En’âm Sûresi, 6:59.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Kur’ân-ı Kebîr: büyük bir kitap gibi yazılmış kâinat (bk. k-b-r)
    cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r) delâil-i kat’iye: kesin deliller
    dua: Allah’a yalvarıp yakarma (bk. d-a-v) elhasıl: özetle, sonuç olarak
    erkân: şartlar, esaslar (bk. r-k-n) had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak
    hasenat: iyilikler, sevaplar (bk. ḥ-s-n) hükm-ü Kur’ânî: Kur’ân’ın hükmü (bk. ḥ-k-m)
    imtiyaz: farklılık intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)
    irade: dileme, seçim yapma gücü (bk. r-v-d) istiğfar: Allah’tan bağışlanma dileme (bk. ğ-f-r)
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kâinat kitabı: bir kitap gibi yazılmış bütün âlem (bk. k-v-n; k-t-b)
    manzum: düzenli (bk. n-ẓ-m) mebâdi: ilk kökler, unsurlar
    mekadir: miktarlar, ölçüler (bk. ḳ-d-r) mektubat: şuur sahiplerine hitap eden birer mektup gibi anlamlı şekilde yaratılmış varlıklar (bk. k-t-b)
    mevzun: ölçülü (bk. v-z-n) meyelân-ı hayr: iyiliğe eğilim gösterme (bk. ḫ-y-r)
    meyelân-ı şer: kötülüğe eğilim gösterme mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)
    mukadder: Allah tarafından takdir olunmuş, belirlenmiş (bk. ḳ-d-r) mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)
    nam: ad nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
    rükn-ü imaniye: imanın şartı (bk. r-k-n; e-m-n) saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)
    seyyiat: günahlar, kötülükler silsile-i hasenât: iyilikler zinciri (bk. ḥ-s-n)
    suret: resim, görüntü (bk. ṣ-v-r) tahribat: yıkıp yok etmeler, bozulmalar
    takdir: belirleme, değer biçme (bk. ḳ-d-r) tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak (bk. ṣ-d-ḳ)
    tasrih etmek: açık şekilde bildirmek tasvir: resimleme (bk. ṣ-v-r)
    tecavüzât: tecavüzler, haddi aşmalar tevbe: pişmanlık duyarak günahtan dönüş
    tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l) tezyin: süsleme (bk. z-y-n)
    vücud: varlık (bk. v-c-d) zakkum-u Cehennem: Cehennemdeki zakkum ağacı
    zâhir: açık, görünür (bk. ẓ-h-r) âyât: ayetler, deliller
    âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın âyetleri âyât-ı tekvîniye: kâinatta Allah’ın varlığına ve birliğine delil olan varlıklar (bk. k-v-n)
    şecere-i mel’un: lânet edilmiş ağaç şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)


    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 632

    herbir tohum ve çekirdekler, kâf nun tezgâhından çıkan birer lâtif sandıkçadır ki, kaderle tersim edilen bir fihristecik, ona tevdi edilmiştir ki, kudret, o kaderin hendesesine göre zerrâtı istihdam edip, o tohumcuklar üstünde koca mu’cizât-ı kudreti bina ediyor. Demek, bütün ağacın başına gelecek, bütün vakıâtıyla çekirdeğinde yazılı hükmündedir. Zira tohumlar maddeten basittir, birbirinin aynıdır; maddeten birşey yoktur.

    Hem herşeyin miktar-ı muntazaması, kaderi vâzıhan gösterir. Evet, hangi zîhayata bakılsa görünüyor ki, gayet hikmetli ve san’atlı bir kalıptan çıkmış gibi, bir miktar, bir şekil var ki, o miktarı, o sureti, o şekli almak, ya harika ve nihayet derecede eğri büğrü maddî bir kalıp bulunmalı, veyahut kaderden gelen mevzun, ilmî bir kalıb-ı mânevî ile kudret-i ezeliye o sureti, o şekli biçip giydiriyor. Meselâ, sen şu ağaca, şu hayvana dikkatle bak ki, câmid, sağır, kör, şuursuz, birbirinin misli olan zerreler onun neşvünemâsında hareket eder. Bazı eğri büğrü hudutlarda, meyve ve faidelerin yerini tanır, görür, bilir gibi durur, tevakkuf eder. Sonra, başka bir yerde, büyük bir gayeyi takip eder gibi yolunu değiştirir. Demek, kaderden gelen miktar-ı mânevînin ve o miktarın emr-i mânevîsiyle zerreler hareket ederler.

    Madem maddî ve görünecek eşyada bu derece kaderin tecelliyâtı var. Elbette, eşyanın mürur-u zamanla giydikleri suretler ve ettikleri harekâtla hasıl olan vaziyetler dahi bir intizam-ı kadere tâbidir. Evet, bir çekirdekte, hem bedihî olarak, irade ve evâmir-i tekvîniyenin ünvanı olan Kitab-ı Mübînden haber veren ve işaret eden, hem nazarî olarak emir ve ilm-i İlâhînin bir ünvanı olan İmam-ı Mübînden haber veren ve remzeden iki kader tecellîsi var:

    Bedihî kader
    ise, o çekirdeğin tazammun ettiği ağacın maddî keyfiyat ve vaziyetleri ve heyetleridir ki, sonra gözle görünecek.


    Kitab-ı Mübîn: Allah’ın ap açık kudret defteri olan kâinat, Allah’ın kudret ve iradesinin genel bir kanunlar defteri (bk. k-t-b; b-y-n) bedihî: açık, aşikâr
    câmid: cansız emr-i mânevî: mânevî emir (bk. a-n-y)
    evâmir-i tekvîniye: yaratılışa ait emirler (bk. k-v-n) fihristecik: küçük indeks, içindekiler
    harekât: hareketler hendese: plan, çizgi
    heyet: bütün, genel yapı hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hudud: sınır, uç hâsıl olma: meydana gelme
    ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi (bk. a-l-m; e-l-h) ilmî: ilim ile ilgili (bk. a-l-m)
    intizam-ı kader: kaderin düzeni (bk. n-ẓ-m; ḳ-d-r) irade: dileme, seçim yapma gücü (bk. r-v-d)
    istihdam etmek: çalıştırmak kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)
    kalıb-ı mânevî: mânevî kalıp, ölçü (bk. a-n-y) keyfiyat: özellikler, nitelikler
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelî ve sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; e-z-l)
    kâf nun: Arapça “kün” (ol) emrinin harfleri; Allah’ın birşeye “Ol” deyince onu hemen olduruveren emri (bk. k-v-n) lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)
    maddeten: maddî olarak mevzun: ölçülü (bk. v-z-n)
    miktar-ı muntazama: mükemmel ve muntazam ölçü, miktar (bk. ḳ-d-r; n-ẓ-m) miktar-ı mânevî: mânevi miktar, ölçü (bk. ḳ-d-r; a-n-y)
    misil: benzer (bk. m-s̱-l) mu’cizât-ı kudret: kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)
    mürur-u zaman: zamanın geçmesi nazarî: teorik (bk. n-ẓ-r)
    neşvünemâ: gelişme nihayet: son
    remzeden: işaret eden suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    tazammun etme: içine alma tecelliyât: tecelliler, yansımalar (bk. c-l-y)
    tecellî: görünüm, yansıma (bk. c-l-y) tersim edilmek: çizilmek
    tevakkuf etmek: durmak tevdi etmek: emanet etmek
    tâbi: bağlı, ait vakıât: olaylar
    vaziyet: durum vâzıhan: açıkça
    zerre: atom, en küçük madde parçası zerrât: zerreler, atomlar
    zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) İmam-ı Mübîn: Allah’ın ilim ve emirlerinin, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı defter (bk. b-y-n)
    şuursuz: bilinçsiz (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

106, 113, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 166, 176, 178, 182, 187, 592, 600, 627, 827, adalettir, adedince, altıncı söz, alınmış, anlıyoruz, araf, arınmış, arz, atan, avam, aya, âyine, bana, bazısında, bağlamış, bağış, bilinen, bilmüşahede, binaen, bir adam, biri, birlik, boğulur, cihazat, cilvelerine, çocuk, çok, çoktur, daire, davranışları, delildir, demeye, demişler, denilmez, derece, desteklemek, deyince, değiştirmek, dikkatle, divanı, diyebilir, düzenli, düğü, dışında, edilsin, ediyorsun, elbet, emrini, etmeme, ettiren, faideleri, faziletler, geçmesi, gelmiş, giydirir, gösteriş, gösterme, günahtan, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikatine, hâkimi, haktan, halka, hangi, hapis, harekâtla, herşeye, herşeyin, hicr, hilkat, hisse, ibarettir, içindekiler, ihata, ihtiraslar, ilimle, imaniyeyi, istedin, istemez ki, isyana, işaret, jpg, kanunları, kaza, kebiri, kebirin, kendilerini, kendisinde, kitabını, külliye, kısmen, lâzım, lütuf, maddeten, mecbur, menbaı, merhametsizlik, meselâ, mevcudat, mevcut, mevsimler, misli, muhakkak, muhaldir, mukaddestir, mümkü, müş, niçin, nihayet, nurlandıran, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmamak, olmayı, omuzuna, onlardan, orga, özellikle, rahatla, rububiyeti, sahibi, sakı, sana, sanmak, sayılan, seçim, seçimi, seviyesi, sözlerde, surlar, sırra, tahrip, taksim, tasavvur, tokat, tutma, ücretli, ümitsizlik, umum, ustaları, üstü, varlığının, verdiği, verilmiş, veyahut, yaratılanlar, yazıldığı, ışık, zahmet, zamanla, zamanları, zira, zulmü, şartları, şatahat

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222