Bir hüzzam şarkıydı yüreğimi dağlayan
Yitik yıllarımın hicranını yeniden hatırlatan
Sızlatan bağrımı yakan ve hıçkırarak ağlatan
Kimbilir şimdi nerdedir...
Hangi iklimin serencamında
Hangi umutların nöbetindeydi
Ve nasıl bir edeb-i hal içinde nefeslenmektedir bilmiyordum...






Yıllarca susmuştum
Hicranımla başbaşa kalarak yorulmuştum
Filizlenen umutlarım hep yanımdaydı
Keşkelerim yüreğimi burkan bir nidaydı
Hissiyatım ruhuma galebe çalan bir hal aldı
Kalbim yılllardır onun hasretiyle ağladı
Efkarım dalgaların serencamını yudumladı






İnsan bu kadar latif nasıl olurdu
Onurunu ve kişiliğini hakikatin içinde bulurdu
Bazen konuşur, bazende nazarıyla hem hal olurdu
İçinde gizlediği aşkın demini yudum yudum nefesiyle korurdu
Mütemadiyen okuyan, mukakeme içine koyulan bir yolun yolcusuydu
Sanki bir hecelik aşk, manasına mücehhez olarak onun kalbinde okunurdu
Ne evliya idi, ne rabıtayı her manaya atfeden bir nefesti, akıl onunla konuşurdu




İmtina ediyordum konuşmaktan
Onun zarif nefesini koklamaktan, ruhunun nidasını hakkıyla anlamadan
Kalbinde açılan sayfaların şehrini gönlümün sevdasında bulmadan utanırdım
Kul, takvanın ve tevazuunun belagatında aşklaşan bir ulviyett-i sanattır, aşka ramdır
Kin ve husumet asla kalbinin latifliğinde yer almamaktır, nefsanilik ne elemli buhrandır
Hayat ve ömür vadedilmiş ve vuslata firkat olan cenahtır, yoksa kulluğun bir başkasınadır






Mustafa CİLASUN