Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12
17 sonuçtan 11 ile 17 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 250 + 16439


    Cevap: Her Hafta Bir Yazı...

    Şer zannettiğiniz şeylerin arkasından hayır çıkabilir?
    Dilimizden düşürmediğimiz bazı sözler var ki, insanı sıkıntı ve gerginliklerden korur, rahatlatıcı tesirleri söz konusu olur..Kimileri bu gibi tabir ve telkinleri manasız, boş laflar gibi görürlerse de aslında karşılaştığımız çarpıcı olayların şokundan kurtarıp, rahatlatıcı etki yaptığı hemen hissedilir. Tedbir alıp tevekkül etmemize sebep olur..

    Onun için maruz kaldığımız şer görüntüsünün etkisine girip de gergin bir ruh hali yaşamaktansa:

    -"Bunda da bir hayır vardır!.. Şer zannettiğimiz şeyin arkasından hayır çıkabilir.. Bu da geçer yahu!." gibi sözlerle duyduğumuz gerginliği azaltmamızda, alacağımız tedbirlerden sonra tevekkülle beklememizde isabet vardır.. Aksi takdirde kendimizi aşırı üzer, sabrımızı tüketebiliriz. Bundan ise hiç fayda gelmez, kendi tevekkülsüzlüğümüzle olayı kendi hakkımızda şerre çevirmiş, dayanma azmimizi zaafa uğratmış oluruz..

    Bundan dolayı şerlerin arkasından hayırların çıktığı konusunda irşat eserlerinde dinlendirici birçok olay nakledilir. Birini hem tebessüm hem de tefekkür ederek burada bir daha hatırlayalım isterseniz.

    Bahar mevsiminde yaylaya çıkan köylünün köpeğini çevredeki köpekler boğarak öldürürler. Adam çaresizdir. Yapabileceği hiçbir şey yoktur.

    -Bunda bir hayır vardır hanım!.. diyerek sabretmeyi tercih eder.

    Fakat ikinci gece de eşeğini kurt kapar. Adam yine:

    -Bunda da bir hayır vardır hanım deyip geçer, telaşa kapılmaz.

    Üçüncü gecede ise kümesindeki horozunu tilki götürür. Adam yine:

    -Bunda da bir hayır vardır! diyerek tevekkülünü bozmayınca, sabrı tükenen hanım feryadı basar:

    - Bey bunun neresinde hayır vardır? Sana en çok lazım olan koyunlarını bekleteceğin bir köpeğin, yükünü taşıtacağın bir eşeğin, sesiyle sabaha karşı namaza kalkacağın bir horozun vardı, hepsi de gitti, hayır neresinde bunun?..

    Elinden bir şey gelmeyen bey, yine moralini bozmaz, ümidini kaybetmez, her şeyde bir hayır olduğu inancı içinde: -Hanım, şer gibi görünen nice olayların arkasından hayırlar çıkabilir, muhtemeldir ki, bunların arkasından da bir hayır çıksın, sen ümidini kaybetme, tevekkül ve teslimiyetini bozma.. diyerek sükunetini muhafaza eder. Aradan çok geçmez, bir gece yayladaki evlere eşkıya baskın yapar, karanlıkta birbirine yakın dizilmiş evleri sırayla soyarlar, direnenleri de vurup yaralayarak yere serer, kıymetli kıymetsiz neleri varsa alıp götürürler. Ancak bu soygundan kendileri hiç etkilenmez. Eşkıyanın baskınına maruz kalmazlar. -Neden mi eşkıyanın baskınına maruz kalmazlar?

    -Çünkü köpekleri yok ki havlasın, eşekleri yok ki anırsın, horozları yok ki ötsün de eşkıyaya yakınlarında bir ev daha olduğunu bildirsin, eşkıya da karanlıkta farkına varıp onları da soyup soğana çevirsin...

    Bu sonuç karşısında, şikâyetinden dolayı mahcubiyet duyan hanım:

    -Bey der, ben biraz acelecilik ettim galiba, gerçekten de bazı şer görüntülerinin arkasında hayır da çıkarmış, yoksa şimdi bizim evimizde de hiçbir şeyimiz kalmayacak, tümüyle soyulmuş, hatta yaralanmış bile olacaktık..

    Beyin sözü yine aynı olur:

    - Hanım bunda da bir hayır vardır. Bu olay şimdiye kadar ihmal ettiğimiz tedbirimizi almamıza sebep oldu. Şimdi yaylanın giriş çıkış yollarına nöbetçiler koyduk, bundan sonra böyle bir eşkıya girişi söz konusu olmayacaktır. Keşke bu tedbiri, bu soygunu yaşamadan alsaydık, ama derler ya, şer zannettiğiniz şeyin arkasından hayır çıkabilir diye. İşte bu şerrin arkasından da böyle bir hayır çıktı. Bundan sonra evlerimiz emniyette olacak, eşkıya giremeyecektir..

    Evet, hayatta abes ve manasız hiçbir şey yoktur. Her olayın arkasında nice hikmetler, hayırlar, alınacak ders ve tedbirler söz konusudur. Yeter ki olayları yorumlamasını bilelim, ifade ettiği ikaz ve ihtarları okuyup, alınması gereken tedbirleri alarak tekrarını önleyelim. Böylece şer gibi görünen olayı, alınan ders ve tedbirlerle hakkımızda hayra çevirmesini bilelim!.

    Ne dersiniz, siz de böyle rahatlatıcı bir tevekkülle bakar mısınız maruz kaldığınız olaylara?

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    03 Ekim 2012, Çarşamba
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 250 + 16439


    Cevap: Her Hafta Bir Yazı...

    Geçtiğimiz Cuma denk geldiğim bir vaaz, 28 yıl önce Diyanet İşleri Başkanı'na gönderdiğim bir mektubu hatırlattı bana...

    Antalya'da tatilini geçirdiği sırada kalp krizi geçirerek vefat eden liseden arkadaşımız Süleyman Yıldırım'ın cenaze namazı için, İstanbul Karacaahmet Mezarlığı içinde yer alan Şakirin Camii'ne gittik.
    Bir bankada şube müdürü olan arkadaşımızın cenazesi oldukça kalabalıktı.
    Lafı evirip çevirmeden söyleyelim, finans sektöründeki çeşitliliğin kısmen de olsa etkisinden olsa gerek, Cuma namazı kılınırken cami avlusunda ayakta dikilen çok sayıda insan vardı. Denilebilir ki, cenaze için gelen cemaatin yarıdan fazlası Cuma cemaati de değildi. Hatta merhumun son anlarında yanında olmak için cami avlusuna kadar gelen çok sayıda kadın da vardı.
    Gittiğim zamanlar görüyorum, Şakirin Camii'nden kaldırılan cenaze profili, Şişli ya da Teşvikiye'ye benzer bir nitelikte. Bu camiden kaldırılan cemaatin büyük bölümünün Karacaahmet'e gömüldüğü düşünülürse, atadan dededen Karacaahmet'ten mezar sahipliği nedeniyle köklü İstanbul ailelerinden olanlar da çoğunlukta.
    Ezanlar okunup bittiğinde vaaz hala devam ediyordu.
    Ezandan sonra birkaç dakika geçmişti ki, vaiz ele aldığı konuyu toparlayıp sohbetini sonlandırmak için bitiş cümleleri kurup tam fatiha demek üzere iken, az önceki sohbetle hiç ilgisi olmadığı halde (sanırım son anda aklına geldi), kurban bahsine geçti. Özel bir vaaz konusu ayrılması gereken bu kadar önemli bir mevzuda 3-5 dakika içinde birşeyler söyleme çabasına girdi.
    Keşke bu mevzuya girmez olaydı...
    Bu kısa sürede kurbanın hikmetlerine dair çarpıcı cümleler kurmak varken, 6-7 dakikayı, kurbana karşı çıkan kesimlere, kürk giyenlere, kurbana karşı olduğu halde kebap yiyenlere yüklenerek geçirdi. Kurbanın hikmetinden zerrece söz edemediği gibi, kurban karşıtlığını da deyim yerindeyse kaba bir dille oldukça itici bir şekilde anlattı.
    Hedef aldığı kesim, merhumun son anlarında yanında olmak için o sırada cami avlusunu dolduran türden insanlardı.
    Cenaze vesilesi ile cami avlusuna kadar gelmiş insanlara İslam'ın güzellikleri adına bir mesaj vermek ve kendilerini ait ve mensup hissettikleri İslam dinine karşı ilgi ve sempatilerini artırmak varken, o insanları azarlar nitelikteki üsluptan hiç hoşlanmadım. Vaazlar cemaatin bilgi eksikliğini giderici nitelikte olmalı, cemaatin yaşam biçimlerini kırıcı bir şekilde ele almamak ve yanlış bildiklerini eleştirmeden doğru olanı anlatmaya çalışmak öncelikli hedef olmalıdır.
    Namazı cami avlusuna serilen halıfleksler üzerinde kıldığım için, namaz saatinde ayakta dikilenleri de görebiliyordum. Herkese hakim olan duygu, adeta fırça yedikleri o mekandan bir an evvel vaaz bitse de gitsek şeklindeydi.
    Bu konuyu bugün buraya neden taşıdğımıza gelince...
    Vaiz Efendi konuşmasını bitirirken, gelecek Cuma sohbetinde de, Ataşehir'de yeni açılan Mimar Sinan Camii'nde olacağını söyledi. O an sırtımdan birden ter çıktığını hissettim.
    İstanbul'da yaşayan herkes, Ataşehir'deki insan profilini bilir.
    Büyük bölümü, Cuma namazı kılınırken Şakirin Camii'nin avlusunda kenarda dikilen vatandaşlarımızla aynı profildendir. Ama Müslümandır ve hepsi de bu toprağın insanıdır. Ülkenin geçmişte geçirdiği şartlara bağlı olarak İslam'la olan geçici fetretlerinin bir gün vuslata döneceğine dair inancımız, duamız ve yöndeki beklentilerimiz de tamdır.
    Bu vaizimiz benim şahit olduğum üslupla Ataşehir'deki o camimizde vaaz ederse, Cuma namazı kılınırken cami avlusunda kenarda dikilen insanlarımızdan hiçbirini birgün caminin içine de girer ve namazını da kılar hale getiremeyeceği gibi, kimbilir cami avlusuna kadar gelen insanları daha da uzaklaştırır.
    Bu yazının öncelikli mesajı bir din görevlimizden bahsetmek değildir.
    Geçtiğimiz Cuma günü şahit olduğumuz örnekten yola çıkarak, vaazların içeriğinin hedef kitlenin niteliğine göre genel bir çerçeve içinde ele alınmasına dikkat çekmektir.
    İki hafta önceki cumada da, İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu kampüs havzasının hemen ortasında yer alan, İletişim Fakültesi'nin ve Sosyal Bilimler Enstitüsü'nün hemen dibinde bulunan camide idim. Namazı kıldıran din görevlisinin sesi pek gürdü ama kıraati kulağa hoş gelmiyordu.
    Neden bu camimizi örnek veriyoruz...
    İstanbul Üniversitesi merkez binanın hemen dibindeki bu caminin cemaati, tahminim odur ki, ülke genelindeki tüm camiler arasında Cuma cemaati ortalaması itibariyle tahsil oranı en yüksek camidir. Ömrünü bilimsel çalışmalara adamış çok sayıda profesörü, doçenti, yardımcı doçenti, doktoralı ve yüksek lisanslı cemaati ile farklı bir ortamdır. Cemaat çıtası böyle olan bir camiye din görevlisi seçilirken 2 defa düşünülmelidir. Öyle görevliler seçilmeli ki, entelektüel birikimine ve ilmi derinliğine akademisyenler bile hayran kalmalıdır.
    Gelelim yazının başındaki mektup olayına...
    1983 yılının Ekim ayında İstanbul Üniversitesi'nde okumaya başladığımızda, Cuma namazlarına sıklıkla üniversitenin giriş kapısının hemen karşısındaki Beyazıt Camii'ne giderdik.
    Darbenin hemen ertesine denk gelen o yıllarda ülkenin içinde bulunduğu şartlar nedeniyle insanlar kendilerini çok yansıtamasalar da, Beyazıt Camii cemaati arasında da, en azından Cuma namazına gelebilmiş çok sayıda üst seviyede insanın olabileceğini tahmin etmek güç değildi. Kimsenin namaz kıldığına ihtimal vermediği ünlü profesörleri cemaat arasında görmek mümkündü.
    Fakat vaazlar ve hutbelerdeki genel içerik, cemaatin kültür seviyesinin genel ortalamasının altında idi. Yani din görevlisi arkadaşlar anlattıkları mevzulardaki derinlikle cemaat üzerinde ciddi hayranlık oluşturacak bir perspektifte mevzuları ele almıyorlardı.
    Tıpkı, Yeşilay Haftası'nda cami cemaatine alkolün zararlarından bahsetmek gibi... Bu mevzu bu kadar önemli ise öncelikli hedef kitlesi namaz kılan cemaat değil, tek tek gidilip dolaşılması gereken meyhanaler olmalıdır.
    İşte o yıllarda Diyanet İşleri Başkanı'na, belli camilere din görevlisi ataması yapılırken 2 defa hassas olunması gerektiğini hatırlatmak istemiştim. Mektubun bir kopyası bende hala durur.
    Bu ülkenin 80 bine yakın camisinde Cuma günleri vaaz ediliyor ve hutbe okunuyor. Kaçımız o gün dinlediğimiz mevzuyu namaz çıkışı iş yerine gittiğimizde ya da akşam evimizde çoluk çocuğumuzla paylaşmaya heyecanı içinde oluyoruz.
    Mesele bizim anlatmıyor olmamız değil, çoğu defa üçüncü kişilerle paylaşacak kadar bizi heyecanlandıracak ve bilgi dağarcığımızda kazanım yapacak ayrıntıya denk gelmiyor olmayışımızla da ilgilidir.
    Entelektüel birikimine toplumun büyük saygı duyduğu Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez'den, camilerin bulunduğu muhite ve cemaat olarak hedef kitlesine göre özel yeteneği ve birikimi olan din görevlisi arkadaşlardan seçim yapmalarını istirham ediyoruz.
    Şakirin Camii'nde karşılaştığım manzara, bu mevzuyu daha da gecikmeden kaleme alma zaruretini ortaya çıkardı. Dilerim din görevlisi arkadaşlar bize kırılmazlar ve “herkes kendi işine baksın” şeklinde konuya yaklaşmazlar. Cemaat olarak bizim de bazı haklarımız olduğu herhalde unutulmamalıdır...
    Konuya yeri geldikçe devam edeceğiz.
    Prof. Dr. Osman ÖZSOY - Haber 7
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 250 + 16439


    Cevap: Her Hafta Bir Yazı...

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]







    Kurban üzerine ayrıntılı bilgiler..

    Kurban konusunda bazı önemli hükümlerin bilinmesine ihtiyaç vardır. Bu kesin hükümleri kısaca şöyle dikkatlere arz edebiliriz:
    1 - Kurban, evinde olan kimseye vâciptir. Yâni seferde olan kimseye kurban kesmek vâcip değildir.

    Bu itibarla, bayram günü yolda olanların kurban kesmeleri gerekmez. Nitekim hacılar, seferî oluşları yüzünden bu kurbanı kesmezler. Kestikleri kurban, haccı yapmaya muvaffak kılan Allah’a şükür kurbanıdır. Bununla beraber seferi sayılan kimseler kurban kesseler bir mahzur da söz konusu olmaz. Aksine sevapları çoğalır, günahları azalır, yine de onlar kazanırlar.

    2- Kurbanı zengin keseceği için, fakir mecbur olmaz. Ancak, fakir de kesmek isterse bir yasak da söz konusu olmaz. Nâfile kurban sevabı almış olur. Aile efradı ve yakın çevresine et ikramında bulunmuş olur. Hattâ, sıkça et alma imkânı yoksa, kestiği kurbanın tamamını da evinde bırakabilir. Çoluk çocuk uzun müddet kurban etiyle bayramın havasını devam ettirebilirler. Bunda yoksul için bir mahzur olmaz.

    3- Adak kurbanlarının bayramdan önce ve sonra kesilmesinde bir engel söz konusu olmaz. Yalnız, adak kurbanın etinden adayanla, yakınları yiyemezler. Yerlerse parasını bir yoksula vermeleri gerekir. Ölmüşlerinin vasiyetini yerine getirmek için kesilen kurban da aynı şekilde adak kurbanı hükmünde sayılır. Kesen ve yakınları yiyemezler.

    4 – Mükellef olduğu kurbanı kesmeyip bir yoksula parasını vermek kurban yerine geçmez. Kurbanın mutlaka kesilmesi lâzım gelir. Bu sebeple, kurbanını kendi kesemeyenler birini vekil olarak tâyin edip kestirmelidirler. Çünkü kurban kesilmezse borçlu kalınmış olunur.

    5 - Kurbanlık hayvanlar: Koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Koyun-keçi bir yaşını bitirmiş olmalıdır. Ancak, koyunun altı ayını bitirmişi, bir yaşını bitirmiş gibi etli ise kurban olması uygundur denmiştir..


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    6 - Koyun, keçi tek kişi adına kesildiği hâlde, sığır, manda, deve yedi kişi adına da kesilebilir. Yeter ki, ortakların hepsi de kurban niyetiyle ortak olsunlar, içlerinden biri sâdece ucuz ve taze et almak gibi dünyevi niyetle ortak olmasın..

    Şâyet ortaklardan biri ibâdet niyeti taşımaz da, sadece et almayı niyet etmiş olursa; hepsinin de kurbanı et mahiyetini alır, kurban kesmiş olmazlar. Zira niyette bölünme câiz olmaz.

    8- Kurbana adak, nafile, akika, ölmüşlere kurban diye niyet edenler ortak olabilirler. Çünkü bunların hepsinde de ibadet ve sevap niyeti vardır. Sadece dünyevi et ihtiyacı için ortak olmak isteyenlerin ortaklığı sahih olmaz.

    9- Kurban, tavuk, horoz, ördek, kaz gibi küçük hayvanlardan kesilmez. Hattâ bunlardan kurban kesmeyi adayan kimseye adak borcu da tahakkuk etmez. Zira bu cinslerden adak da olmaz, adak kurbanı da..

    10- Ortak kurbanlarda eti paylaştırırken çok dikkatli olmak gerekir. Götürü paylaştırmalarda taraflardan birine çok, diğerine az düşebilir. Titrenmesi gereken kul hakkı da böyle dikkatsizliklerde söz konusu olabilir. Bu sebeple etler eşit değerde ayrılarak tartıldıktan sonra sahiplerinin kur’a ile tespitinde de isabet vardır. Bundan sonra da ortakların anlayış göstererek gönülden samimi şekilde helalleşmeleri çok yerinde bir hassasiyet olur.

    Aslında böyle ortaklıklarda mühimsenecek derecede bir hak geçmesi de pek söz konusu olmaz. Buna rağmen insan yine de basit farklardan etkilenerek gönlünde bir burukluk duyabilmektedir. Bayram günleri ise böyle bir burukluğun küçüğünden dahi kaçınmak zamanıdır... Bununla beraber meydana gelmesi muhtemel küçük hakları da mesele yapmayıp ortaklar gönülden helal etmelidirler. Yoksa iğnenin gözü ile karıncanın izini hesap edenler, kimseyle ortak iş yapamaz, tek başına yaşamak zorunda kalabilirler toplumda. İslam ise müminin toplumla kaynaşıp anlaşmasını emretmektedir. Nitekim Efendimizin (sas) bu konudaki ikazı özellikle bayramlarda kulaklarımızda yankılanmaktadır:

    Mümin, çevresiyle anlaşan, çevresini de anlaştıran kimsedir. Kendisi anlaşmayan, başkalarının anlaştırmasına da razı olmayan müminde hayır yoktur!

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum
    Konu pendüender tarafından (18-10-2012 Saat 13:55 ) değiştirilmiştir.
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 250 + 16439


    Cevap: Her Hafta Bir Yazı...

    Deve hörgücü görüntüsündeki başın yorumu

    Benimsediği başörtüsü sebebiyle farklı yorumlara muhatap olan hanım okuyucum diyor ki:
    -Ben yeni tesettüre girmiş bir okuyucunuzum. Çevremdeki bazı tesettürlü hanımlar beni de kendileri gibi tesettürlü görünce ilgi gösterip tebrik ederek moral verdiler. Ben de bu ilgiden memnun oldum. Ancak bazı hanımlar tam aksine başörtümün görüntüsüne takılıp beni acı şekilde uyardılar: “Senin dediler saçın başörtünün altında deve hörgücü gibi görünüyor; böyle deve hörgücü görüntüsündeki başörtünle cennete girmeyi bırak, cennetin kokusunu dahi duymazsın!..” uyarısında bulundular. Ben de bu farklı bakışlardan sonra konuyu size sorma gereği duydum. Başın deve hörgücü görüntüsünde olması ne demektir? Böyle bir yasak mı var kitaplarımızda? Çünkü bazı tesettürlü kızlarımızın başları da deve hörgücünü hatırlatan görüntülerle dikkatleri çekmektedir. Bana bu konularda bilgi verebilirseniz doğrunun hangisi olduğunu öğrenecek, tercihimi ona göre yapacağım!. Derin saygılarımla.

    ***

    Cevap: Okuyucum güzel bir başlangıç yapmış, tebrik edenlerin verdiği moral yanında, sert üslupta uyarıda bulunanların dikkatini çektikleri konuda da bilgi sahibi olduktan sonra başını deve hörgücü görüntüsü vermeyecek şekilde düzeltecektir anlaşılan... Çünkü saçlarını tepesinde deve hörgücü gibi toplayarak dikkatleri çekmeye çalışanların cennetin kokusunu dahi duyamayacakları yolunda uyarılar var Buhari ve Müslim hadislerinde..

    Bu bakımdan, hadislerin “ahir zaman kadınlarının giyimi” olarak tarif ettiği deve hörgücü görüntüsünü tercih etmeye ihtiyaç duyulmamalı, düz başörtüsü tercih edilmelidir, diye düşünmekteyim. Çünkü tesettürünü dikkatleri üzerine çekmeyecek şekilde düzenleyerek “Cennetin hangi kapısından istersen o kapıdan gir!” müjdesine layık olmak varken, “Cennetin kokusunu dahi duyamayanların içine düşecek hale gelmek” göze alınabilecek bir akıbet değildir.

    Bu konuda ahir zaman kadınlarının giyimlerini tarif eden hadislerde: “kasiyatün!- ariyatün!..” kelimeleri kullanılmıştır. Yani, onlar giyinmişler ama çok dar giyerek hiç giyinmemişler gibi görüntü verecekler... saçlarını başlarına toplayıp deve hörgücü görüntüsü vererek de dikkatleri hep kendi üzerlerine çekmeye çalışacaklar.. İşte bu türlü tahrikçi giyimleri tercih edenler cennetin kokusunu dahi duyamayacaklar... uyarısında bulunulmuştur.

    Bu sebeple, ahir zaman kadınlarının giyimini tercih eden görüntü vermemek için el-yüz dışında bedeni tümüyle örten bolulukta, beden hatlarını belli etmeyen genişlikte giyimleri tercih etmekte isabet olduğu kesindir. Yani giyinmişler ama giyinmemişler gibi kendine baktıran darlıkta giymemeli, saçlarını başına deve hörgücü görüntüsü verecek şekilde toplayarak dikkatleri üzerine çekmeye çalışıyor yorumuna sebep olmamalıdır..

    Zaten tesettürün hedefi de, bakışları üzerine çekmek değil tam aksine, üzerine yönelecek rahatsız edici bakışlardan kendini korumaya almaktır..

    Kaldı ki, günümüzde tercih edilecek tesettürlü giyim çeşitleri çoğaldığından ahirzaman kadını giyimlerine yönelmeye ihtiyaç da yoktur artık. Çünkü tesettürün beğenilecek model çeşitleri oldukça çoğalmıştır. Nitekim başını dikkatleri çekmeyecek şekilde örtecek her zevke uygun eşarp çeşitleri, şal modelleri geliştirilmiştir. Her türlü zevke cevap verecek zenginlikte tesettür modelleri oluşmuştur. Yani, beğenilmeyecek hantallıkta tesettür giyimleri söz konusu değildir günümüzde..

    Buna rağmen, kendini henüz bu tesettür giyimlerine de hazır bulmayanlar olabilir. Onlar da, şu anda olmasa da, ileride ben de zevkime uygun düşen bir tesettür modelini tercih edebilirim niyetinde olmalılar. Bugün değilse de yarın inşallah ben de.. diyerek duygularını hazırlamaya yönelmeli, mahrum kalma niyetine girmemeliler..

    Bilmem soru sahibi okuyucum, “ahirzaman kadınlarının giyimi” tarifinde aradığı tesettür bilgilerini bulabildi mi?
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 250 + 16439


    Cevap: Her Hafta Bir Yazı...

    Halep biraz da Osmanlı paşası demektir

    Eskiden Halep deyince aklıma kumaşlar, çarşılar, bezirganlar, kervanlar, yollar ve zenginlik gelirdi.
    2012’de artık kurşunlar, havanlar, toplar ve gülleler geliyor. Ve bir zamanları düşünüyorum da aklıma Osmanlı paşaları geliyor. Yüzyıllar boyunca onların yaptırdıkları 130 kadar cami, -Mimar Sinan ilk camisini Halep’te yaptığını söyler ki Hüsrev Paşa için yapılan Hüsreviye olmalıdır-, 85 han, kapalı çarşıya yapılan eklemelerle altı bin dükkan, medreseler -ki Abdülhamit Han İstanbul’da hangi medreseyi yaptırmışsa aynısını Halep’te de yaptırmıştı-, askerî mektepler, hastaneler, hamamlar, türbeler, sebiller, çeşmeler vs. vs. Tarihî kaynaklarda sık kullanılan bir ifadedir: “Halep Paşası” Halep’te beylerbeyi veya vali olanların ağırlığını ifade sadedinde söylenir. Kimler, kimler yoktur ki bu paşalar listesinde. Yıldan yıla, devirden devire devletin en kıymetli adamları… Evliya Çelebi’yi okuyun, göreceksiniz. Biz burada yalnızca birinden söz edeceğiz. Öküz Mehmet Paşa’dan.

    Hikâyeyi bilirsiniz; hani ünlü hiciv şairi Mantıki, kadılık yaptığı Şam’da, vali ile takışınca adamı mısralarıyla hırpalayıp şerefini beş paralık etmiş. Bu sefer vali bizimkini zehirletmek istemiş ve bunu dillendirmiş. Mantıki ne yapsın, çareyi Halep’e kaçmakta bulmuş ve bu hadiseyi de İstanbul’a “Şam’da bilmediler kıymetimi / İrtihal ettim Halebü’ş-Şehbâ’ya / Harların çifte-i iz’âcından / İlticâ ettim Öküz Paşa’ya” kıtasıyla bildirmiş. O sırada Halep’te Öküz lakabıyla da bilinen Kara Mehmet Paşa vali imiş. Yani ki şairin kıtası manalı; ama hâli harap ve perişan imiş. Çünkü söylediği kıtanın anlamı “Şam’da kıymetimi bilmediler, ben de Halep’e naklettim. Böylece eşeklerin çiftelerinden Öküz Paşa’ya sığındım” biçimindedir.

    Tarihimizin ünlü Kara Mehmet Paşa’sını bazı kaynaklar Öküz Mehmet Paşa olarak anarlar. I. Ahmet ve Genç Osman’ın saltanatı döneminde sadrazamlık yapmış dirayetli bir Osmanlı devlet adamıdır. Aslı Oğuz Mehmet Paşa iken -çünkü Oğuz boyundan halis Türk imiş- kendisini çekemeyenler tarafından tahrif edilip Öküz Mehmet Paşa diye anıldığı söylenir. Ama işin aslı, babasının Karagümrük’te öküz nalbantlığı yapmış olmasıyla alakalıdır.

    Öküz Mehmet Paşa, 1607’de Mısır Valisi olduğunda Mısır’ın idare, askerî, toprak ve vergi düzenini değiştiren reformlarıyla bilinir. Halep’e serdar-ı ekrem olarak 1615 yılında gelmiş ve İran’a karşı kahramanca mücadele vermiş, zaferler kazanmıştır. Sonra İstanbul’a dönmüş, başka görevlerde bulunmuş, gözden düşünce de malları müsadere edilip tekrar Halep’e, ama bu sefer ödeneği olmayan dımdızlak bir vali olarak gönderilmiş. Buna rağmen Öküz Mehmet Paşa, Halep’te evvelden de sevildiği için şehri yapılandırmış ve yönetimi asayişe çıkarmıştır. 1619 yılında ölünce Halep halkı onun na’şını sahiplenmiş ve doğruluğu, hakşinaslığı, cesareti ve cömertliği ile tanınan bu vakur ve ciddi Osmanlı paşasını Şeyh Bekir Zaviyesi’nde bir türbeye koymuştur. Allah rahmet eylesin.

    Hani anekdottur, anlatırlar; paşayı çekemeyenler ona Öküz lakabını taktıktan sonra bir gün Halep’te ordusunun kumandanları, çorbacıları ve ağalarıyla harp divanı yapmaktaymış. Otağda ateşli münakaşaların yapıldığı ve taarruz planlarının tartışıldığı sırada, nöbetçilerin gaflet anında huzura bir öküz çıkıp gelmiş. Birliklerin iaşesi ve nakliyesi için getirilen öküzlerden biri... Öküz herkesin gözü önünde huzura ilerlerken bakalım ne olacak diye hiç kimse ses çıkarmıyormuş. Öküz varmış, varmış, divanın başında oturan Mehmet Paşa’nın yanına sokulmuş, kulağına doğru eğilmiş ve dilini çıkarıp bir iki yalar gibi yaparak tısıldamış. Manzarayı görenler o sırada gülmemek için kendilerini zor tutuyorlarmış. Sonra öküz tekrar geldiği gibi geri dönmüş, çadırın kapısından çıkarken dönüp melul ve mahzun, Öküz Paşa’ya bir kez daha bakmış. Sanki gözlerinden yaş akar gibi. Buraya kadar sabreden azalar burada kendilerini tutamamış ve gülmeye başlamışlar. Paşa hiç istifini bozmadan sormuş:

    “Efendiler, bu öküz kulağıma ne dedi merak ediyor musunuz?”

    “Beli paşa hazretleri, ne dedi?!”

    “Dedi ki, bre Mehmet, sen bizlerdensin ama bu eşeklerin arasında ne işin var, acayip ve garayip!..”

    Halep bugün harap olurken acaba Öküz Mehmet Paşa’nın türbesi ne durumda, ve onun türbesinin başına gelmek üzere olan felaketten kimsenin vicdanı sızlıyor mu? Ah Halep!.. Bereketi ve bolluğu harman eyleyen Halep!.. Sana kurşunlar değil telli duvaklı tenezzühler yakışırdı ya!

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 250 + 16439


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Her Hafta Bir Yazı...

    Müslüman; barışın yanında, kavganın da karşısında..
    Ülke halkı içinde çıkacak olan anlaşmazlık ve ihtilafta taraflara düşen ilk görev, Hucurat Sûresi’ndeki ayetlerde açık ve net bir şekilde bildirilmiştir:

    -Müminlerden iki taraf arasında bir münakaşa çıkarsa hemen aralarına girerek anlaşmalarını sağlayın, barışı ve itaati toplumda hakim kılın, kardeşliği tesis edin!.

    Evet, Rabb’imiz her şeyden önce Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıklarda barışı ve itaati emrediyor, anlaşma ve kaynaşmayı sağlama görevimizi hatırlatıyor bizlere... İlk görevimiz budur bizim. Barış ve kardeşliğin tesisi...

    Efendimiz (sas) Hazretleri de ayetin barışı emreden manasını açıklarken:

    -Barış anlaşması, anlaşmaların efendisidir! buyuruyor, her şeyden önce barışı sağlamanın baş görevimiz olduğuna dikkatimizi çekiyor.

    Demek ki böyle devrelerde ülkedeki sözü sohbeti dinlenen herkese düşen görev, sivil toplum kuruluşlarının ilk hizmetleri, barışı tesis ve temin etmeye yönelik çalışmalar yapmak, birlik beraberliği sağlayacak anlaşmalara zemin hazırlayıp toplumda sükuneti sağlamaya gayret etmektir.

    Bu konuda saadet asrında Müslümanlar arasında yaşanmış anlaşmazlıklara baktığımızda böyle devrelerde tavrımızın ne olması gerektiğini açık ve net bir şekilde tespit edebiliyoruz. Bize örnek olan bu anlaşmazlıklardan birini misal olması için kısaltarak arz etmek istiyorum bugün sizlere.

    Bilindiği üzere, Medine’de Müslümanlar arasında ayrılık ateşi yakmaya çalışan münafıklardan biri vardı. Bu adamın birlik beraberliği bozucu davranışlarını önlemek isteyen sahabeler,

    -Ya Resulallah! dediler, şu Abdullah bin Übey bin Selül’ün yanına gitsek de birlik beraberliğimizi bozucu beyan ve davranışlardan vazgeçmesi konusunda nasihatlerde bulunsanız...

    Efendimiz (sas) Hazretleri, ashabının bu barış teklifine hayır demedi, merkebine binip yanındakilerle birlikte kırdaki bahçesinde meşgul olan Abdullah bin Übey’in ayağına kadar gitme tevazuu gösterdi. Çünkü maksat karışıklığı kaldırıp barışı sağlamaktı. Ancak daha uzaktan Resulullah’ın (sas) geldiğini gören münafıkların başı, tepkisini saygısızca dile getirmekten çekinmeyerek seslendi:

    -Yaklaşma ya Muhammed! Eşeğinin kokusu şimdiden burnumun direğini kıracak hale geldi!.

    Bu saygısız söze karşılık vermekte geç kalmayan Ensar’dan bir zat da:

    -Vallahi dedi, Resulullah’ın eşeğinin kokusu senin kokundan temizdir!.

    İşte bu karşılıklı atışma, bir nasihat konuşmasına fırsat vermeden hemen çatışmaya dönüştü. Resulullah’ın yanındaki sahabelerle Abdullah bin Übey’in yanındaki (kendi kabilesinden olan) Müslümanlar arasında taşlı sopalı kavgaya varan bir dövüşmeye dönüştü.

    Gariptir ki, münafıkların başı Übey bin Selul’ün yanında yer alıp da sahabeye karşı koyanların tümü de inançsız değillerdi. Kabilecilik gayretinden dolayı Abdullah bin Übey’in tarafını tutan Müslümanlar da vardı.

    İşte böyle iki tarafın da birbirleriyle rahatça konuşmaya fırsat bulamadan münakaşayı mukateleye doğru götürmelerinden sonra, Hucurat Sûresi’ndeki bize ölçü veren ayetlerin ikazı geldi:

    -Mü’minlerden iki grup münakaşa ve mukateleye yönelirlerse seyirci kalmayıp aralarına girin ve anlaşmayı sağlayıncaya kadar çalışın. Birinci vazifeniz, tartışmayı durdurup barış içinde konuşma ve anlaşmayı sağlamak olsun. Şayet bir taraf haksızlıkta ısrar eder de, anlaşma gayretlerine olumsuz yaklaşır, aksi cevap verirse, artık size düşen, itaati esas alan haklının yanında, isyana yönelen haksızın da karşısında olmak, toplumdaki birlik beraberliği koruma görevinde yerini almaktır!..

    Evet, toplumdaki anlaşmazlıklar karşısında Müslüman’ın takınacağı barış yanlısı birlik beraberliği koruma görevi böyle netleşmiş bulunmaktadır. Onun için İslam toplumunda birlik beraberliği sağlayacak istişare ve itaat vardır, ama isyan ve anarşiye yer yoktur. Hemen herkes barış ve kardeşliğin yanında, ayrılık ve gayrılığın da karşısında yerini alır.

    09 Ocak 2013, Çarşamba ahmed şahin
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 250 + 16439


    Cevap: Her Hafta Bir Yazı...

    Ağır imtihan
    İşimizin gerçekten zor olduğunun hepimiz farkındayız. Günümüzde İslâm’ı yaşamak önceki dönemlere göre belki çok daha zor. Önceden harama düşürecek yollar sınırlıydı ve sadece yüz yüze iletişimle mümkün olabiliyordu. Günümüzde ise durum çok değişti. İnternet, televizyon, gazete ve dergiler insanın gönül ve zihin dünyasına, ahlâkına olumsuz etkiler yapan pek çok unsur içermektedir. Bunların insana verdiği zarar önceki dönemlerle kıyaslanamaz. Günümüzde medyanın ve sanal iletişimin etkisi yirmi dört saat boyunca devam etmektedir. Dünyanın bir ucundaki birileri ahlâkınızı bozmak için teknolojiyi kullanmakta, evinizin içine kadar girmekte, televizyon ve internet ile değerlerinize bağlılığınızı zayıflatmaya çalışmaktadır.
    Bu genel tehlikeyle birlikte, özellikle turistik sahil bölgelerinde yaşayanların kendilerini korumaları da ayrı bir zorluktur. Dağda evliyalık yapmak ne kadar kolaysa böyle yerlerde insanın dinini koruması o kadar zordur. Her tarafınızın türlü türlü haramlarla çevrili olduğu ve İslâm’ı teneffüs etmenizin neredeyse imkansızlaştığı bir yerde İslâm’ı yaşamak gerçekten de meşakkatlidir. Sahil boylarında hayat sürmek durumunda olanlar yazları büyük sıkıntı çektiklerinden, burada anlatılmak istenileni çok daha iyi anlayacaklardır. Bu zorluk insanın kendisi için olduğu kadar ailesi için de geçerlidir. Genç kızı ile oğluna böyle bir atmosferde dinî şuur kazandırma çabasında olanlara Allah yardım etsin!
    Avrupa’da İslâm’ı yaşayan, çocuklarına sahip olmakta zorluk çeken ve yavrularım elimden kaçabilir korkusunu her an taşıyan gurbetçilerimizin de yükleri ağırdır. Ekmekleri peşinde koşan bu kardeşlerimiz hem hayat mücadelesi hem de çocuklarını hak çizgide tutma savaşı vermekteler. O yüzden büyük zorluklarla karşı karşıya bulunuyorlar.
    SEMERKAND
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

130, 134, 155, 160, 161, 165, 197, 199, abese, açıkladılar, adresimi, ahlâk, aklı, aldıkları, aleme, âlemi, alkolü, alınmış, amerikalı, anarşiye, araf, arz, aya, barışı, basar, baskı, başındaki, bilinen, bilirsiniz, bilmeliyiz, birlik, bitirmiş, bitti, budur, bulunmak, bütün, çalışıyor, camide, camiler, cebinde, çeken, çekiyor, çerçevesi, çok, çıkan, çıkış, dadır, damarı, davranışları, dediler, deyince, değildi, dile, divanı, doktora, dünyasına, duyan, düğü, düşmanı, düşünüyor, düşünüyorum, dış, dışında, edenleri, elimizden, elmeli, esenlik, ettiren, ettiğimiz, eyleme, eşsiz, fransa, fırsatları, gaflete, gayret, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerekiyor, gitti, gökte, gördüğünü, görüyorum, güzelliği, hadis-i şerif, harap, hastalıktan, hatası, hayrette, hevesi, hissettim, içine, ilerlerken, ilişkileri, imana, inancı, indirdi, inhisar, inkâr, isyana, kabrin, kadınları, kâinatı, kalacak, kalmamalı, kanunları, kardeşi, kardeşlerimiz, kavga, kendilerini, kendisinde, koruması, koşuş, kurar, kurulan, kurumlar, kısmen, kısmı, kısı, kıyamete, kıymetsiz, lam, maddi, malzemeleri, mecbur, meydanı, modelleri, muazzam, mümkü, müş, nedenleri, nesilden, niçin, niyetle, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadı, olmayı, olmazlar, ortaklığı, özellikle, özgü, pakistan, peygamberlere, politize, rahatla, sabahı, sardı, sayılan, seçim, seslendi, seslenir, seviyesi, sistemini, sizlere, söylemiş, söyleyerek, suçu, süre, sürmek, sığı, taarruz, takdiri, tatili, tavır, taşları, terörist, titizlik, tutma, tuğlaları, ülke, verdiği, yakmaya, yaratanı, yaratıcı, yardımı, yarım, yaygın, yayı, yazını, yaşamada, yerden, yönetmen, yükleri, yürüyüş, zamanları, zeminde, zenci, zira, zulmü, şerifi, şerleri, şeye

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222