İnanma Gel Bu Dünyaya




İnanma gel bu dünyaya, sözünde hep yalandır bu
Geçer ömrün hevâ yere, döner, durmaz zamandır bu.

Sakın varına aldanma, hayâl-i hâba benzer ol
Sevinme hiç baharına düşer berg-i hazandır bu.

Vefasız olduğu gizli değildir âkile hergiz,
Ki bin kahr ile âdemoğlunu kabre koyandır bu.

Kimin ile güreş tuttu, onu altına aldı hoş
Bu Rüstem-i Zâl-i yenmişdir, oyununda yamandır bu.

Buna nâil olam diye sakın sevdasına düşme
Düşersen onun ardına, ko, onlardan kaçandır bu.

Nicelerin yüzüne güldüğü demde helâk etti
Nice kapılar kapayıp bunca kapı açandır bu.

Defâine olan talip, acayip gösterir sihri
Erersen gence zahmetsiz sokar seni, yılandır bu.

Ki bunda rahat olmaz hiç, gelen uğrar o kahrına
Gelen gider kamu cümle, yine hâlî kalandır bu.

Bunun mekri katı çokdur, tükenmez Ünsî takrirle
Bu şerbeti şerbet-i müsevvemdir, içenlere ziyandır bu.



Ünsî Hasan Şabanî k.s. (d. 1643 / v. 1723)




Hevâ yere: Boş yere.
Hayâl-i hâba benzer ol: O, uykudaki hayale, rüyaya benzer.
Berg-i hazân: Sonbahar yaprağı, sararmış yaprak.
Vefasız olduğu gizli değildir âkile hergiz: Dünyanın vefasız olduğu akıllı
kimselere gizli değildir.
Rüstem-i Zâl: Zaloğlu Rüstem diye bilinen, gücü ve kahramanlığıyla
meşhur olan İranlı pehlivan.
Ko: Bırak.
Defâine olan tâlip: Define peşinde koşan.
Genc: Hazine.
Kamu cümle: Bütün herkes.
Hâlî: Boş.
Bunun mekri katı çokdur tükenmez Ünsî takrirle: Ey Ünsî, bu dünyanın
hilesi tuzağı pek çoktur, yazmakla tükenmez.
Şerbet-i müsevvem: Zehirli şerbet.