Bir mum yaktım, bugüne inat...
Ve gizlendim gecenin büyüsüne...
Yalnızlığımın koynuna sokulup, yalnızlığı düşündüm...
***
Herşey belli belirsiz...
Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve titrek...
Odamın sahibi ve hayaletiyim şimdi...
Korkanı ve korkutanı...
Elimi uzatsam, aydınlığa boğabilirim herşeyi bir anda...
Ve herşey ortaya çıkmanın ve kendini göstermenin kibriyle beynime üşüşür...
Önce kitaplar...
Duvardaki saat ve sesi...
Yerdeki halı...
Hatta duvarın rengi...
***
Ama bu zayıf ışık...
Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve titrek...
Ben bile...
Yüzüm geçmişin ağırlığı, geleceğin belirsizliği altında ezilmiş...
Yüzümde karanlık...
Gözlerim, karanlığın korkusuna sinmiş eşyalarımda, beni arıyor...
Bu odada ne varsa; hepsi benim maceram...
Hepsini esir aldım...
***
Şu kitapların herbirini ben seçtim...
Burada olmalarının sebebi benim...
Değer verdim onlara... Onların macerasına talip oldum...
Paylaştım duygularını... Sevgilerini ve ayrılıklarını...
Kahramanlarına yol arkadaşı oldum...
Hepsini tanıyorum işte...
Belki sadece sırtları görünüyor...
Belki bir çoğunu uzun zamandır elime bile almadım ama...
Hepsini tanıyorum işte...
Cömertçe bakıştım onlarla...
Hergün defalarca...
Bir kez okudum belki ama, bin kez yaşadım...
***
Şimdi inadına bir mum yakışım...
Yalnızlığımı özlemekten...
Yüzlerce yazar...
Binlerce kahraman...
Ve o kadar macera..
İşte hepsine, “Bugün izinlisiniz” diyorum...
Bugün ben, bana lazımım...
Yalnızlığımı özledim...
***
Ne kadar titreseler de , müşfik bir karanlığa teslim ettim onları...
Uykuya yatırdım...
Belki gözucuyla seyredeceğim yine de...
Severek...
Ama...
O kadar işte...
***
Boş verin şimdi yerdeki halının, oturduğum sandalyenin, üzerine abandığım masanın macerasını...
Bitmez...
Tam kendimi dinlemeye koyulmuşken, başlarsam anlatmaya...
Mesela şu içinde kalemler olan kavanozu bile...
Ve hatta arka ucunda diş izlerim olan boyasız kurşun kalemi...
Bitmez...
Bu odanın her satırında...
Her harfinde...
Ömrümden kattığım...
Feda ettiğim zamanlar ve duygular var...
Koşar adım giderken ölüme, “Hayata neresinden başlamalıyım” diye düşünüyorum hala...
Ve yorulup...
Bir mum yakıyorum işte...
Karanlığın aynasında kendimi seyrediyorum...
Yalnızlığımın koynuna sokulup...
***
Biliyorum...
Ölüm bana geliyor...
Ben ona gidiyorum...
Her saniye kısalıyor hayatım...
Gönlümün heybesi ağırlaşıyor...
Biraz daha fazla şey götürmek için belki...
Daha çok şey yaşayıp...
Daha çok anlamak için..
Ama...
Cevabı zor sorular birikiyor...
***
Kendime anlatırken bütün bunları...
Kime anlatıyorum aslında...
“Er kişi niyetine” dediklerinde...
Hangi dağın taşından kesilmiş bir mermer hazırlanır başucuma...
Hangi yürek yanar?
Hangi yürek yanması serinletir içimi?..
Kuruyan dudaklarıma miras kalır?..
***
Ben...
Zamanın, mekanın ve eşyanın kucağından sıyrılıp...
Yalnızlığıma sığındım şimdi...
Birazdan ezan okunacak...
Bu karalama kağıtlarını buruşturup fırlatacağım...
Bir daha başlamak için yaşamaya...
Şafak sökmeden...
Şimdi ezan okunacak...






*Murat Başaran*