Gerçek manasıyla "iman", inanmak ve inandığına tâbi olmaktır (uymaktır). Nevar ki çoğumuz inandığımız halde uygulamasını aksatıyor veya yapmıyoruz.

İmanı korumanın en önemli tabakası farzlardır. Daha sonra farzlara yakın olan ve yapılmamasında azap gerektiren vacipler, sırasıyla sünnetler, müstehaplar, menduplar ve diğer nafilelerdir. Bu unsurlar yukarıdan itibaren yerine getirildiği müddetçe, iman sağlama alınır. Nitekim, Allah(c.c) en büyüktür. Peki en büyük olan bir varlığa gereken değerin verilmesi gerekmez mi? Elbette ki gerekir. Hatta o en büyük zâtın (Allah'ın) emrettiklerinden daha fazlasını yaparak kendimizi ona sevdirmeli, rızâsı için çok çalışmalıyız. Yaşadığımız bu dünya bizim için bir çalışma yeridir. Burada nekadar çok çalışılıp salih ameller işlenir ve Allah(c.c) rızası için meşguliyet olunursa, karşılığı şöyle ki: Hem "din-i islam"'a yardım edilmiş (katkı sağlamış olur), hem Allah'ın sonsuz rahmetine ümit bağlamış olur, hem de "Huzur-u İlahi" ile kalplere huzur, mutluluk, nur dolar.

İşte bu 6 adet unsur,
1. Farzlar

2. Vâcipler

3. Sünnetler

4. Müstehaplar

5. Menduplar

6. Nâfileler



dini mükellefiyeti altına girmiş her Müslüman'ın bilmesi ve Cenab-ı Allah'a yaklaşması için bunları uygulaması gerekmektedir. Ben yapamam, ben anlamam düşüncesinde değil, en azından uğraşmalıyız. Şüphesiz bu uğraşın ve iyi niyetinde bir bedeli vardır.



Bir kişinin îmânı kuvvetli olursa takva sahibi olur. Allah'tan korkma vasfına girer ki, kurtuluşa erenler Allah'tan korkan kişiler ve ibadet edip iyi amel işleyen insanlar olacaktır. Bu yüzden, Allah kelâmı(sözü) duyulduğu zaman ona eşlik etmek, gerekli saygıyı göstererek onu dinlemek gerekir. Bunun dışında, gönderdiği kitaplara inanmak farzdır. Bilindiği gibi yeryüzüne en büyük dini kitap olarak Kur'an-ı Kerim Allah'ın izniyle 23 yılda indi. Bu, düşünenler için ibret verici bir hadisedir. İnmesinde bile fazilet vardır. Çünkü Allah'ın sabrı hiçbir yerde, hiçbir kimsede yoktur. Kur'an-ı Kerim indi. Ancak şöyle düşünceler de var. O yılda indi ve o yıllara geçerlidir. Şimdi üzerinden asırlar geçmiş, onun hükmü kalkmıştır diyecek inkâr yoluna girişenler vâr olabilir. Ancak onun bu hükmü kıyamete kadar geçerli olduğundan hiçbir canlı inkâr edemez. Edenler ise kâfir olurlar. Ayrıca, bu Kur'an Araplara indirildi, diyerekte reddetme yoluna gidenlerde vâr olabilir. Bunun izâhı ise şöyledir, ancak bu gibi reddetme düşünceleri ve savunlamaları câhillikten ibarettir. Kur'an-ı Kerim, âlemlerin efendisi olan Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimize gönderilmiştir. O da bir insandır. Siz diyelimki hiç "Türkçe" bilmeyen kişiyle konuşsanız elbetteki sizi anlamaz. Allah da, bu Kur'an-ı en iyi anlayan kişiye gönderdiği zaman "Arapça" dili ile indirdi. Çünkü peygamber efendimizin yaşadığı o değerli kutsal topraklarda "Arapça" konuşuluyordu. Bu arada lisan(dil) sözünü etmişken şunuda belirtmekte fayda var. Allah katında dilin önemi yoktur. Yani siz hangi dilde ne söylerseniz söyleyin, Allah sizin ne dediğinizi bilir. Bırakın onu-bunu, sizin gönlünüzden geçeni, içinizden söylediklerinizi, yaptığınız her hareketi, hiçbir kişinin görmediği yerde bile (yerin dibinde,semâ üzerinde) olsanız bile Allah sizi görür ve işitir. Yani Allah'ın cemâlinden hiçbir şey kaçamaz


îmânın 3 ana direği vardır. Eğer bunlar yıkılırsa (yani yerine getirilmez ise, uygulanmaz ise) îmân kaybedilmiş, zedelenmiş olur. Bu 3 direk Farzlar,Vâcipler ve Sünnetlerdir. Vâcipler aynen farz kabul edilerek uygulanır. Yani farzmış gibi kabul edilir. Sünnetler ise, yerine getirilen ibâdetin sağlama alınmasını sağlar ve geniş bir mevkiiye, alana yayılır. Çünkü biz, sünnet yoluyla farzları kavrıyoruz. Bâzı ibâdetlerde sünneti terk etmek mekruhtur

Diğer 3 unsur, Îmânı kuvvetlendirmek, dereceyi yükseltmek için uygulanır. Zâten îmân kuvvetlenmeye başladığı zaman bu unsurlarada yavaş yavaş ihtiyaç duyulacağı bir gerçektir. Unutmayalım ki biz bu dünyaya ibâdet etmek için geldik. Îmân edebilmemiz için de bu unsurları yerine getirmek gerekir. Çünkü bu unsurlar birer ibâdettir. Farz ibâdetler, vâcip ibâdetler, sünnet ibâdetler vs. gibi...


Sakın kendinizi tanımayı unutmayın, çünkü çoğu insanı kendi nefsi(canı) yönetiyordur. Nefsi ele geçiren ise şeytandır. Nefsinizi terbiye etmeniz sizin elinizde