İNSAN çok âciz, pek zayıftır. Buna karşı, düşmanları pek çok, ihtiyacı çok fazladır.
Hayatı boyunca ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak ve düşmanları ile baş etmek için mücadele etmek zorundadır. En büyük düşmanı ise, kendi içindedir. Yani nefs-i emmaresidir. Nefis insanı daima kötülüklere, inkâra ve isyana sevk eder. İnsan nefsine mağlûp olduktan sonra, diğer düşmanlarına da teslim bayrağını çeker. Onun için en büyük mücadeleyi nefsine karşı vermek zorundadır. Bu yüzden Allah Resulü (asm) bir seferden dönerken, “Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz” buyurmuşlardır. Sahabeleri, “Büyük cihad hangisidir Ya Resûlallah?” deyince, “Nefis ile cihad etmektir” diye cevap vermiştir.

Bediüzzaman Hazretleri de “Bismillah” diyerek “Sözler”ine başlarken, önce nefsine hitap ediyor:

“Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Söz’ü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avâm lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin” diyor. Üç cümlede üç defa nefsine hitap ederek, nefisle mücadelenin ne kadar önemli olduğunu belirtiyor.

Nefisle mücadele etmek için çok büyük bir güce, tesirli silâhlara ve bol miktarda mühimmata ihtiyaç vardır. Herhangi bir düşmanla bir süre savaşırsınız, sonra bir şekilde savaş sona erer. Ama nefis ile mücadele, ömür boyu sürüp gider. Düşman içimizde olduğu için biz var oldukça nefis de var olacak, ayağımızı kaydırmaya çalışacaktır.

Nefisle mücadele, nefse muhalefet etmekle başlar. O ne istiyorsa, tam tersini yapmak, neden kaçıyorsa, ona doğru koşmak gerekir. Nefisle uzlaşmak, aynı noktada buluşmak tam bir gaflet halidir. “Ruha muhalefet gerilik, akla muhalefet delilik, nefse muhalefet veliliktir” sözü, nefsine muhalefet edenlerin velâyet makamına yükselebileceklerini ifade etmektedir.

Elbette insanın tek düşmanı nefsi değildir. Şeytan da azılı bir düşmandır. Nefsin yardımcısı ve başdanışmanıdır. Ama insanın düşmanları bunlarla bitmez. İnsan hayatta pek çok musîbetlere, belâlara, tabiî âfetlere ve hastalıklara maruz kalabilir. Haksızlık görür, zulme uğrar, âciz kalır, fakir düşer. Hayatın pek çok güçlükleri ve çileleri ile karşı karşıya kalabilir. Ama dikkatini ve enerjisini bu gibi düşmanlara yöneltir de nefsini ihmâl ederse, işte asıl o zaman büyük düşmanın darbesine maruz kalabilir. Onun için her türlü dünyevî sıkıntılara rağmen, nefisle mücadele her zaman birinci önceliğimiz olmalıdır.

Şeytanın en büyük hilesi, kendisini inkâr ettirmek olduğu gibi, nefsin en büyük hilesi de kendisini unutturmak sûretiyle insanı gaflete ve dalâlete düşürmesidir. Nefsini unutan insan, ona karşı mücadeleyi de bırakacakır. İşte bunu fırsat bilen hain nefis, insanı tuzağına düşürür. İnkâr ve isyan bataklığına çeker.

Bu kadar sinsi ve tehlikeli bir düşmanla mücadele ederken başka insanlardan yardım almak mümkün olmadığına göre, nasıl muvaffak olacağız? Bu kadar âciz ve fakir olduğumuz halde, böyle azılı bir düşmanla nasıl başa çıkabiliriz? İşte bu müşkülümüzün hallini de yine Allah Resulü’nün (asm) duâsında buluyoruz. Ne demişti Habibullah: “Ya Rabbi! Göz açıp kapayıncaya kadar da olsa, beni nefsimin eline bırakma”.

Biz de Peygamber Efendimizin (asm) bu duâsını kendimize vird edinir, nefsimize karşı bu duâ silâhını istimal edersek, inşallah içimizdeki düşmanı alt edebiliriz. Bu düşmanı alt ettikten sonra diğerleri ile başa çıkmak daha kolay olacaktır.

Kendini nefsinin şerrinden koruyan insanı, Cenâb-ı Hak diğer şerlerden koruyacaktır inşâallah.


ABDİL YILDIRIM
Yeniasya