Bediüzzaman’dan Doğu ve Güneydoğu’ya çözümler
20 Ekim 2011 Perşembe 07:16
Bediüzzaman’dan Doğu ve Güneydoğu’ya çözümler
Dünkü yazımın başlığı; “Teröre Bediüzzaman Seferberliği” adını taşıyordu. Bugün de konuya devam etme gerekti.
Bu konuda Bediüzzaman’ın görüşlerini, Risale Akademi’nin hazırladığı konferanslarda Mehmet Ali Kaya çok güzel aktarmış.
“Bediüzzaman’dan Kürtlere Hürriyet, Demokrasi ve Kalkınma Dersi” başlıklı konferanstan alıntılar yapmak istiyorum.
“Bediüzzaman; “Madem ben bu vatanın evladıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır” diyen ve kendisini hayatı boyunca, doğup büyüdüğü ülkesine ve vatandaşlarına hizmete adayan bir vatanperverdir.
Ülkesi onu sürgüne ve hapse mahkûm ettiği halde asla küsmemiş, hapishanede bile ülke insanlarının geleceği için kitap yazarak insanlığın imanına, ilmine ve fikrine hizmet etmekten geri durmamıştır.
¥
Bediüzzaman’ın Doğu, Güneydoğu, Ortadoğu ve tüm İslam dünyası için gösterdiği çözüm önerilerini üç-dört ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar:
“Demokratikleşme, eğitim, ırkçılığın önlenmesi ve ekonomik kalkınmadır.”
Bediüzzaman, bu davasını hayatı boyunca müdafaa etmiş ve “Bizim düşmanımız; cehalet, zaruret ve ihtilaftır; bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahı ile cihat etmeliyiz” demiştir.
“Maksadın büyümesi ile himmet de büyür” diyen Bediüzzaman’a göre “demokratikleşme” ve “hürriyet” ile beraber, “eğitim” ve “teşebbüs-ü şahsi” yani “girişimcilik” kalkınmak için temel şarttır.
O, devamlı olarak “Fen ve sanat silahıyla cehalet ve fakra hücum edin” dersini vermiştir.
Doğuda “din hissi”nin hâkim olduğuna vurgu yapan Bediüzzaman, bu çerçevede; “cehalete karşı eğitimi”; zaruret denilen fakirliğe ve geri kalmışlığa karşı da her zamanın geçerli ve temel meslekleri olan; “ziraat, ticaret ve sanatı” tavsiye etmiştir.
Batılıların ifsatlarından yöre halkını kurtarmanın çaresinin de “iman birliğini tesis etmek, din ve fen ilimlerinin beraber okutulacağı üniversiteler açmak ve Müslümanların arasındaki kardeşliği yeniden kurmak” olduğunu belirtmiştir.
¥
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de; “Mü’minler kardeştir” buyurur. Mü’minlerin ortak inancı olan iman, kalplerin birleşmesi ile sonuçlanır. Bu da toplumda birliği ve beraberliği temin eder.
İman ve vatan birliği, insanların birliğini sağlayan en önemli iki amildir. En kuvvetli bağ iman bağıdır. Çünkü iman ile esma-i ilâhiye sayısınca birlik bağları oluşur.
Bediüzzaman bu gerçeği; “Her ikinizin Hâlıkınız bir, Malikiniz bir, Mabudunuz bir, Râzıkınız bir, bir, bir, bine kadar bir, bir” diyerek belirtir.
“Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir; yüze kadar bir, bir” diyerek imanın sağladığı birlik bağlarının binleri geçtiğini ifade etmektedir.
İman bağı, güçlü bir şekilde inananları birbirine bağlar.
Bütün bu tespitlerden anlaşılmaktadır ki, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birliği ve dirliği sağlamanın yolu, dinden ve dine değer vermekten geçer.”
¥
Evet, bu kanayan yaraya merhem olmak, ülkesini ve milletini seven herkesin üzerine bir vazifedi.
Yeni Akit

Said Nursi'nin talebesi Dersim'e 'imha' diyor
01 Aralık 2011 / 08:05
Can, Said Nursi'nin talebesi binbaşı Hulusi Yahyagil'in Dersim katliamıyla ilgili görüşlerini köşesine taşıdı

Risale Haber-Haber Merkezi
Radikal gazetesi yazarı Eyüp Can, Bediüzzaman Said Nursi'nin talebesi binbaşı Hulusi Yahyagil'in Dersim katliamıyla ilgili görüşlerini köşesine taşıdı. RotaHaber yazarı Cemal Uşşak'tan alıntı yapan Can, Yahyagil'in "Bize verilen emir tek kelime idi: İmha. Canlı bir şey bırakmayınız; genç, ihtiyar; çocuk, kadın vs” sözlerine dikkat çekti.
Uşşak'ın Dersim tartışmalarına ilişkin hayli ilginç bir tanıklık yazısını kaleme aldığını bildiren Eyüp Can, "Olay gerçekten, iddia edildiği anlamda bir ‘isyan’ mıydı ve Seyit Rıza da bir ‘şaki’ yani eşkıya mıydı? Bediüzzaman Said Nursi’nin yakın talebesi, Albay Hulusi Bey (o dönemde binbaşı) hatıralarında şöyle diyor: '1938’de bizi Dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de; bazı dağ köyleri o yıl vergi verememişti. Bize verilen emir tek kelime idi: İMHA. Canlı bir şey bırakmayınız; genç, ihtiyar; çocuk, kadın vs.' dedi.
Can, Uşşak'tan yaptığı alıntı yazısını şöyle sürdürdü:
"Ellerini öpmekle bahtiyar olduğum, doğruluk timsali olan Albay Hulusi Yahyagil,
sıradan birisi değildir ve tanıklığı çok önemlidir. İki bakımdan;
Birincisi, bölgede görev yapması; aslen Elazığlı olup, bölgenin hususiyetlerini
iyi bilmesi. İkincisi, Said Nursi’nin en yakın talebesi oluşu.
Hulusi Yahyagil aldığı bu emir ve talimattan dolayı çok mustariptir. Elinin kana bulaşma ihtimali bile kendisini perişan etmiştir. Ancak, yönetimindeki piyade birliğinin bölgeden çekilmesi ve yerini topçu birliklerinin alması sayesinde elini kana bulamamıştır.
[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]