İnsan hep iyiyi arar. Güzelliklere sahip olmak ister. Bütün çaba ve gayretler bu yönde sarfedilir. Lakin insanlar aradıkları bu iyilik ve güzellikleri çok istedikleri halde, çoğu zaman yanlış ve çıkmaz yollara girerler. Bunun sebebi, insanlar aradığı şeyleri yanlış yerlerde aramalarından kaynaklanmaktadır. İnsana birçok duygular verilmiştir. Esasen insana verilen duyguların mahiyeti bilinebilse mesele anlaşılabilir. Hatta bu duyguların hangi hedef ve maksatlar için verildiğini insan bir anlayabilse…

Hiç düşündünüz mü? Dünyada mutsuz olmak için uğraşan insan var mıdır? Zannederim yoktur. Öyleyse neden birçok insan mutsuz? Niçin insanlar stres içinde yaşıyor? Niye insanlar yersiz üzüntü ve kaygılarla hayatı kendilerine zindan ediyorlar?

Hâlbuki çoğu zaman mutluluk insanın hemen yanındadır. Kalp ve akıl ruhu da yanlarına alıp, “Ben neciyim? Nereden geldim? Vazifem nedir? Benim yaratıcım kimdir? Benden ne istiyor?” gibi suallerin üzerinde düşünebilseler, bunlara doğru ve istikametli cevaplar verebilseler işte o zaman bu işin sırrı anlaşılabilir.

İnsanlar çok güzel yemekler yemekle, çok eşyalara sahip olmakla, çok paraya sahip olmakla mutlu olmazlar bunun böyle olmadığını, bu nimetlere sahip olup da mutluluktan uzak stres içinde yaşayan çevremizdeki insanlardan anlıyoruz.

Bediüzzaman hazretlerinin şu tespiti ne kadar yerindedir. “O’nu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. O’nu unutan saraylarda da olsa zindandadır.”

Evet insan sahibini tanırsa O’na iman ve tevekkül ile saadet ve mutluluğun lezzetini tadar. Allah’ı tanımayanın dünya dolu bela başındadır. Allah’ı tanıyanın dünyası da ahireti de huzur ve mutlulukla doludur.

İnsan kalbine yerleştirilen mutluluk duygusunun gerçekleşmesini istiyorsa, o duyguyu kendisine veren zata yönelmeli. Fani şeylerden ve faydasız işlerden medet arayıp mutluluğunu yanlış yerlerde aramamalıdır.

Hayatlarını imanla güzelleştirenler hayatlarına hayat katarlar. Hayatın lezzetini tadarlar. Kötülüklerden uzaklaşanlar, iyiliklere yaklaşırlar. Böylece hayatlarını korumuş olurlar. İbadet ve iyiliklerle hayatlarını süsleyenler sonsuz kudret ve rahmet sahibi Allah’ın rızası dairesi içinde hareket ettikleri için kalp ve ruhlarında zevk ve lezzetleri hissedebilirler.

Çile ve meşakketlerin en büyüklerine katlandığı halde, sevgili peygamberimiz (a.s.m) Allah’a kulluğun zirvesinde olması ve istikametle hayatını devam ettirdiğinden en mutlu en bahtiyar bir insan olarak bizlere örnek olmuştur.

İşte hem dünyada hem ahirette mutlu olmak isteyenler iki cihan güneşi, Habib-i Ekrem’in nurlu yolunu takip etmelidir. Kainatın en mutlu insanı Hz Muhammed’in (a.s .m) bir hadisi ile yazımızı noktalayalım. “Kendi kusurları ile uğraşıp başkalarının kusurlarını kurcalamaktan kendisini alıkoyan, malının fazlasını veren, sözünün fazlasını içinde tutup söylemeyen, sünnet dairesi kendisine yetecek kadar geniş gelip bida’alara sapmayan kimselere müjdeler olsun.”

Mehmet ERBAŞ