Hücrenin taş duvarlarından çıkıp buraya kadar yürümek göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçmişti. Gözlerinin ne zaman bağlandığının farkına bile varmadı.

Kalbin atışları hızlanırken aslında bütün çabası, bütün aceleciliği, heyecanı zamanı durdurmak istemekte fakat dudaklardaki burkuntu kalbe, bunun bir hayal olduğunu acıyla anlatmaya çalışmakta. Yine de zamanın durdurulamayacağını akıl idrak etmekten uzak.

Artık bu noktada imtihan süresini düşünmeye dahi vakit yok. Süreyi uzatabilecek seneler hükmüne getirebilecek, her seneyi şerha şerha tartıp, her senenin saniyesini bir altın, bir elmas hükmüne kalb edecek bir tek kurtarıcı kalmış.

Göz bağlanıp, sırt çevrilince artık bütün esbap sustu, eller yukarıya kalkıp sanki geldiği yere gideceğini haykırmakta. Zaman çok kısa. Geçmişi mütalaa etmek, bir tartıya koymak, hatta yıldırım hızıyla bir film şeridi gibi gözden geçirip bütün geçen hayatı için bir an, bir saniye kadar olan müddet içinde, senelerin gözyaşını bir anda akıtıp kendisini salaha, kurtuluşa götürecek nehri bir anda teşekkül ettirmek.

Fakat görüyoruz ki, başka bir dünya için terhis teskeresini sırtından mühürletip, dizbağları çözülen ve son defa secdeye giden bu insanlar kadar dahi zamanımız olmayabilir.

Zekvan AYVAZ