Sayfa 2/21 İlkİlk 12345612 ... SonSon
202 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: Tefeül...

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    5.775
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1235 + 95804


    Cevap: Tefeül...

    Mükâfatımız O'ndandır!
    "İhtisap" kelimesi de sevabın Allah'tan beklenmesi manâsına
    gelmektedir; dünyevî beklentilere girmeme, sadece Allah'ın
    hoşnutluğunu gözetme ve mükâfatı O'nun rahmetinden umma demektir.
    Hayır işlerinde ve ibadetlerde ihlas ve samimiyete aykırı hiçbir husus
    olmamalı; riya ve süm'alara girilmemelidir. Hiçbir amel insanların takdir
    ve teveccühlerine bina edilmemeli; her şey Allah için yapılmalı ve
    beklentiler de hep Allah'tan olmalıdır. O beklentilerde de yine himmet
    âlî tutulmalı; yani, yapılan işler dünyevî faydalara bağlanmamalıdır.
    Gerçi, Sahabi anlayışıyla, ayakkabımızın bağını bile kaybetsek biz onu da
    Allah'tan istemeliyiz. Arkasında olduğumuz her konuda gayret etmeli,
    iradenin hakkını vermeli ama neticede her şeyi Allah'tan dilemeliyiz.
    Ancak, kulluğumuzu Cenâb-ı Hakk'a sunarken, O'nun Ma'bud, bizim de
    kul olduğumuzu hiç hatırdan çıkarmamalı; O'nun hakkı olduğu için kulluğumuzu
    O'na tahsis etmeliyiz. Dolayısıyla, ibadetlerimizi ihtiyaç ve
    isteklerimize bağlamamalı, vazifemiz olduğu için onları eda etmeliyiz.
    Haddizatında, Cenâb-ı Hak'tan bir şey isteme bizim zatî hakkımız değildir;
    O'nun lutfedip bize verdiği haklar türündendir. O öyle lütufkârdır
    ki, o hakları Kendisine karşı kullanmamıza müsaade etmiş ve kullandırmıştır.
    Meselâ, bir manâda, "Siz Bana kullukta bulunun, ibadet ü taatinizi
    yerine getirin -ki bu sizin vazifenizdir- Ben de, öbür âlemde
    244
    nimetlerimle sizi sevindireyim" demiş ve bir mukavele yaparak bize bazı
    haklar vermiş; "Kulluğunuzu yaparsanız Benim üzerimde hakkınız olur"
    demiştir. Demek ki, hakkı veren de, onu kullanma imkanı bahşeden de
    Allah'tır.
    Yoksa, bizim mahiyetimizde ve rızık olarak bize verilen nimetlerde
    kaç paralık kendi sermayemiz var ki, herhangi bir hakkımız olsun! Evet,
    biz mebdeden müntehaya kadar her şeyimizle O'na aidiz ve O'nun verdiği
    haklarımız olsa da her şeyden önce birer kuluz. Öyleyse, bir kula
    yaraşır şekilde hareket etmeli ve sadece Hâlıkımızın, Râzıkımızın ve
    Rabbimizin hoşnutluğunu dilemeli, ibadetlerimizi de bu niyetle yerine
    getirmeliyiz. İşte, "ihtisap" tabiri de bu hakikatlere bağlı kalarak, sadece
    Allah için oruç tutmak gerektiğini ve mükâfatı O'ndan beklemenin lüzumunu
    belirtmektedir.
    Hâsılı; Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) "Men sâme Ramadâne
    îmânen vehtisâben gufira lehu ma tekaddeme min zenbihi" buyurmuş;
    Ramazan'la gelen berekete tam inanan, ihlas ve samimiyetle oruç
    tutup bu mübarek ayı ibadet ü taatle değerlendiren ve sevabını da yalnızca
    Allah'tan bekleyen mü'minlerin geçmişte işledikleri günahlarının
    dahi affedileceğini müjdelemiştir.
    Kırık Testi 5 İkindi yağmurları
    Yazar : Risale Forum
    Vazifelerini ücrete bağlayanlar asla ıslahçi olamazlar.
    M.fethullah GÜLEN

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Nereden Yer
    KASTAMONU İSLAMİ HARP CİHAD MÜCADELE TEŞKİLATI KARARGAHINDAN....
    Mesajlar Mesajlar
    4.088
    Blog Blog Girişleri
    734
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 306 + 10696


    Cevap: Tefeül...

    İ'lem Eyyühel-Aziz! Bu küre-i arz misafirhanesi, insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar, amele gibi o misafirhanenin çeşit çeşit işlerinde ve tezyinatında çalışırlar. Eğer küre-i arzın haricinden yabancı birisi gelip misafirhanenin bir mu'cize ve harika olduğuna ve insanların da aciz, fakir, muhtaç olduklarına dikkat ederse, bu insanlar bu binaya sahib ve sani' olacak bir iktidarda değildir, ancak böyle harika bir masnuun sanii de mu'ciznüma olduğuna kat'iyyetle hükmedecektir. Ve bu insanlar, o Sultan-ı Ezeli'nin makasıdına çalışan amelelerdir. Bu ameleler, aldıkları ücretlerinden maada bu binadan bir şeye malik ve sahib olmadıklarına tekraren hükmedecektir. Ve keza o çiçeklerin zevilhayata karşı gösterdiği teveddüdlerine ve tahabbüblerine ve tebessümlerine dikkat eden anlar ki: Bir Hakim-i Kerim tarafından misafirlerine hizmetle muvazzaf bir takım hedaya ve behayadır ki, Sani' ile masnu arasında bir vesile-i tearüf ve tahabbüb olsun.

    (Bediüzzaman Said Nursi - Mesnevi-i Nuriye'den)

    Lügatler
    Âciz :güçsüz, zayıf
    Amele :işçi
    Behaya :güzel, parlak, lâtif şeyler; hediyeler
    Fakir :ihtiyaç sahibi, muhtaç, yoksul
    Hakîm-i Kerîm :herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah
    Hariç :dış, dışarı, dışında
    Harika :hayret uyandıran, hayranlık veren, imkânların üstünde olan
    Hedaya :hediyeler
    Hükmetmek :idare etmek, hakim olmak,yönetmek
    İ’lem Eyyühel Aziz :Ey aziz kardeşim, bil ki
    İktidar :güç, takat, kudret, idare
    Kat’iyet :kesinlik, şüphesizlik
    Keza : bunun gibi, aynı, aynı biçimde
    Küre-i arz :yeryüzü, dünya
    Maada :başka, fazla, bundan gayrı
    Makasıd :maksatlar, gayeler
    Mâlik: sahip
    Masnu :yapılan, yapılmış, sanatlı yapılmış
    Mesnevi-i Nuriye :nurlu parçalar, nurlu manzumeler

    Misafir :ikamet yeri dışında olan, konuk, yolcu
    Misafirhane :misafir ağırlanan yer
    Mu’cize :insanların yapmaktan aciz kaldıkları, ancak Allah tarafından yapılabilen ve ancak Allah tarafından peygamberlere nasip olan harika hadiseler
    Mu’ciznüma :mucize gösteren
    Muhtaç :ihtiyacı olan
    Muvazzaf :vazifeli, bir işle meşgul
    Mülk :mal, sahip olunan şey
    Sahip :koruyan, elinde tutan, mâlik olan
    Sâni’ : her şeyi mükemmel ve sanatla yaratan Allah
    Sultan-ı ezeli : başlangıcı olmayan zamanın Sultanı(Allah)
    Tahabbüb :sevgi besleme, sevgi duyma
    Tebessüm: gülümseme, gülme
    Tekraren :tekrar ederek, yineleyerek
    Teveddüd :birini kendine sevdirme
    Tezyinat :süslemeler, donatmalar, ziynetler
    Ücret :hizmet karşılığı verilen şey
    Vesile-i tearüf ve tahabbüb:birbirlerini tanıma ve birbirlerini sevme vesilesi, aracı
    Zevil hayat :hayat sahipleri
    Yazar : Risale Forum
    [ img ]http://img25.imageshack.us/img25/184...lhareketli.gif[ img ]
    "Nurlar karanlıkları boğana dek bu davamız sürecek"TİR.İnsan zulmeder kader adalet eder.

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Nereden Yer
    KASTAMONU İSLAMİ HARP CİHAD MÜCADELE TEŞKİLATI KARARGAHINDAN....
    Mesajlar Mesajlar
    4.088
    Blog Blog Girişleri
    734
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 306 + 10696


    Cevap: Tefeül...

    Her yüz, yüzer cihetle Allah'a şehadet eder
    04 Haziran 2011 / 00:01
    Günün Risale-i Nur dersi

    Bismillahirrahmanirrahim
    Eşya, vücut ve teşahhusatlarında, nihayetsiz imkânat yolları içinde mütereddit, mütehayyir, şekilsiz bir surette iken,
    birden bire gayet muntazam, hakîmâne öyle bir teşahhus vechi veriliyor ki,
    meselâ herbir insanın yüzünde, bütün ebnâ-yı cinsinden herbirisine karşı birer alâmet-i farika o küçük yüzde bulunduğu ve zâhir ve bâtın duygularıyla, kemâl-i hikmetle teçhiz edildiği cihetle, o yüz, gayet parlak bir sikke-i ehadiyet olduğunu ispat eder.
    Herbir yüz, yüzer cihetle bir Sâni-i Hakîmin vücuduna şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, bütün yüzlerin heyet-i mecmuasıyla izhar ettikleri o sikke, bütün eşyanın Hâlıkına mahsus bir hâtem olduğunu akıl gözüne gösterir.
    Ey münkir! Hiçbir cihetle kabil-i taklit olmayan şu sikkeleri ve mecmuundaki parlak sikke-i samediyeti hangi destgâha havale edebilirsin? (Otuz Üçüncü Söz)
    Bediüzzaman Said Nursi
    SÖZLÜK:
    âciz : güçsüz
    alâmet-i farika : ayırt edici işaret
    bâtın : görünmeyen, iç
    bilmüşahede : gözle görüldüğü gibi
    câmid : cansız
    ebnâ-yı cins : kendi cinsinden olanlar
    efrat : fertler
    envâ : türler
    erzak : rızıklar
    faaliyet-i hakîmane ve basîrâne ve rahîmâne : şefkat ve merhametle, görerek ve bilerek yapılan hikmetli işler, icraatlar
    fâsık-ı gafil : âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan günahkâr kimse
    hakîmâne : hikmetli biçimde
    Hâlık : herşeyi yaratan Allah
    hâtem : mühür, damga
    heyet-i mecmua : genel yapı, bütün
    imkânat : olabilirlikler, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olanlar
    izhar : gösterme
    kabil-i taklit : taklidi mümkün
    kemâl-i hikmet : tam ve mükemmel bir hikmet
    kemâl-i mizan ve intizam : mükemmel bir ölçü ve düzen
    kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
    muntazam : düzenli
    münkir : inkârcı, inançsız
    münkir-i cahil : cahil inkârcı
    mütehayyir : şaşkın, hayrete düşen
    mütereddit : teredütte kalan, kararsız
    nebâtât : bitkiler
    nihayetsiz : sonsuz
    Sâni-i Hakîm : herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah
    sikke : mühür, işaret
    sikke-i ehadiyet : Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mühür
    sikke-i samediyet : hiç kimseye muhtaç olmayan ve herşey Kendisine muhtaç olan Allah’a ait mühür, işaret
    suret : şekil, biçim
    şehadet : şahitlik, tanıklık
    tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
    taife : grup, topluluk
    talimat : emirler, eğitimler
    teçhiz : donatma
    terhisat : görevlerin sona ermesi
    teşahhus : şahıslanma, belirlenme
    teşahhusat : şahıslanmalar, belirlenmeler
    vahdet : birlik
    vech : şekil
    vücud : varlık
    zâhir : görünen, dış
    zaman-ı Âdem : Âdem peygamberin zamanı
    zemin : yer
    ziyade : fazla, çok
    Yazar : Risale Forum
    [ img ]http://img25.imageshack.us/img25/184...lhareketli.gif[ img ]
    "Nurlar karanlıkları boğana dek bu davamız sürecek"TİR.İnsan zulmeder kader adalet eder.

  4. #14
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 43 + 226


    Cevap: Tefeül...

    OTUZ BİRİNCİ SÖZ MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
    5.1.DÖRDÜNCÜ ESAS-MİRACIN SEMERÂTI VE FÂİDESİ
    Miracın semerâtı ve faidesi nedir?

    Elcevap: Şu şecere-i tûbâ-i mâneviye olan Miracın beş yüzden fazla meyvelerinden, nümune olarak yalnız beş tanesini zikredeceğiz.

    BİRİNCİ MEYVE
    Erkân-ı imaniyenin hakaikini gözle görüp, melâikeyi, Cenneti, âhireti, hattâ Zât-ı Zülcelâli gözle müşahede etmek, kâinata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur-u ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir ki, şu kâinatı perişan ve fâni karma karışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp, o nur ve o meyve ile o kâinatı kudsî mektubât-ı Samedâniye, güzel âyine-i cemâl-i Zât-ı Ehadiye vaziyeti olan hakikatini göstermiş, kâinatı ve bütün zîşuuru sevindirip mesrur etmiş.

    Hem o nur ve o meyve ile beşeri müşevveş, perişan, âciz, fakir, hâcâtı hadsiz, a’dâsı nihayetsiz ve fâni, bekàsız bir vaziyet-i dalâletkârâneden, o insanı o nur, o meyve-i kudsiye ile, ahsen-i takvimde bir mu’cize-i kudret-i Samedâniyesi ve mektubât-ı Samedâniyenin bir nüsha-i câmiası ve Sultan-ı Ezel ve Ebedin bir muhatabı, bir abd-i hassı ve kemâlâtının istihsancısı, halîli ve cemâlinin hayretkârı, habibi ve Cennet-i bâkiyesine namzet bir misafir-i azizi suret-i hakikîsinde göstermiş, insan olan bütün insanlara nihayetsiz bir sürur, hadsiz bir şevk vermiştir.


    Lügatler :

    a’dâ : düşmanlar
    abd-i has : özel ve seçilmiş kul
    âciz : güçsüz, zayıf
    âhiret : öteki dünya
    ahsen-i takvim : en güzel biçim, tam kıvam
    cemâl : güzellik
    elhamdü lillâh : “her türlü övgü ve şükür yalnızca Allah’a aittir”
    erkân-ı imaniye : imanın rükünleri, şartları
    fâni : geçici, ölümlü
    hâcât : ihtiyaçlar
    hadsiz : sınırsız
    hakaik : gerçek mahiyetler, esaslar
    hakikat : gerçek mahiyet, esas
    halîl : dost
    havaî : havaya ait
    istib’ad : akıldan uzak görme
    istihsancı : beğenen, güzel bulan
    kâinat : evren, yaratılmış herşey
    kemâlat : mükemmellikler, üstün özellikler
    kudsî : kutsal, kusursuz ve yüce
    melâike : melekler
    mesrur : sevindirme
    meyve-i Cennet : Cennet meyvesi
    meyve-i kudsiye : kutsal, kusursuz ve yüce meyve
    mücessem : cisme bürünmüş, maddî yapısı olan
    müşahede etmek : görmek
    müşevveş : düzensiz, karma karışık
    nihayetsiz : sonsuz
    nur-u ezelî ve ebedî : başlangıcı ve sonu olmayan nur
    nümune : örnek
    nüsha-i câmia : çok geniş ve kapsamlı nüsha, kopya
    semerât : meyveler
    suret : şekil, görüntü
    şecere-i tûbâ-i mâneviye : mânevî tûbâ ağacı
    vaziyet : durum, hal
    zîşuur : şuur sahibi, bilinçli

    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 43 + 226


    Cevap: Tefeül...

    Risale-i Nur Külliyatı'ndan... Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O'nun yanında, her şeyin dizgini O'nun elindedir. Her şey O'nun emriyle halledilir. O'nu bulsan, bütün matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 43 + 226


    Cevap: Tefeül...

    Peygamber mucizeleri anlatan ayetler hikaye değil
    09 Temmuz 2011 / 00:01
    Günün Risale-i Nur dersi

    Bismillahirrahmanirrahim
    Kur’ân-ı Hakîm, enbiyaları, insanın cemaatlerine terakkiyât-ı mâneviye cihetinde birer pişdar ve imam gönderdiği gibi, yine insanların terakkiyât-ı maddiye suretinde dahi, o enbiyanın herbirisinin eline bazı harikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir; onlara mutlak olarak ittibâa emrediyor.
    İşte, enbiyaların mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu’cizatlarından bahis dahi, onların nazirelerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşviki işmam ediyor. Hattâ denilebilir ki, mânevî kemâlât gibi, maddî kemâlâtı ve harikaları dahi, en evvel mu’cize eli nev-i beşere hediye etmiştir. İşte, Hazret-i Nuh’un (aleyhisselâm) bir mu’cizesi olan sefine ve Hazret-i Yusuf’un (aleyhisselâm) bir mu’cizesi olan saati, en evvel beşere hediye eden, dest-i mu’cizedir. Bu hakikate lâtif bir işarettir ki, san’atkârların ekseri, herbir san’atta birer peygamberi pîr ittihaz ediyor. Meselâ gemiciler Hazret-i Nuh’u (aleyhisselâm), saatçiler Hazret-i Yusuf’u (aleyhisselâm), terziler Hazret-i İdris’i (aleyhisselâm)...
    Evet, madem Kur’ân’ın herbir âyeti çok vücuh-u irşadî ve müteaddit cihât-ı hidayeti olduğunu ehl-i tahkik ve ilm-i belâğat ittifak etmişler. Öyle ise, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın en parlak âyetleri olan mu’cizât-ı enbiya âyetleri, birer hikâye-i tarihiye olarak değil; belki onlar çok maânî-yi irşâdiyeyi tazammun ediyorlar. Evet, mu’cizât-ı enbiyayı zikretmesiyle, fen ve san’at-ı beşeriyenin nihayet hududunu çiziyor. En ileri gayâtına parmak basıyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor. Beşerin arkasına dest-i teşviki vurup o gayeye sevk ediyor. Zaman-ı mazi, zaman-ı müstakbel tohumlarının mahzeni ve şuûnâtının âyinesi olduğu gibi; müstakbel dahi, mazinin tarlası ve ahvâlinin âyinesidir. (Sözler 20. söz 2. Maka)
    Bediüzzaman Said Nursi
    Sözlük:
    Ahval : Durumlar
    Aleyhisselâm : Allah’ın Selâmı Onun Üzerine Olsun
    Âyine : Ayna
    Beşer : İnsan
    Beyan : Açıklama
    Cihât-ı Hidayet : Doğru Yola Götüren Yönler
    Dest-i Mu’cize : Mu’cize Eli
    Dest-i Teşvik : Teşvik Eli
    Ehl-i Tahkik : Gerçeği Araştıranlar
    Ekser : Çoğunluk
    Enbiya : Peygamberler
    Evvel : Önce
    Fen Ve San’at-ı Beşeriye : İnsanlara Ait Bilim Ve Sanat
    Gayât : Gayeler
    Hakikat : Gerçek
    Hikâye-i Tarihiye : Tarihî Hikâye
    Hudut : Sınır
    İlm-i Belâğat : Belâğat İlmi
    İşmam : Koklatma, Hissettirme
    İttibâ : Uymak
    İttifak Etmek : Birleşmek
    İttihaz Etmek : Edinmek
    Kat’ Etmek : Aşmak
    Kemâlât : Üstünlükler
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : İfade Ve Açıklamalarıyla Mu’cize Olan Kur’ân
    Lâtif : İnce, Hoş, Güzel
    Maânî-yi İrşâdiye : Doğru Yolu Gösteren İfadeler
    Mahzen : Depo
    Mazi : Geçmiş
    Menba : Kaynak
    Mu’cizat : Mu’cizeler
    Mu’cizat-ı Enbiya : Peygamberlerin Mu’cizeleri
    Mu’cize : Bir Benzerini Yapma Konusunda Başkalarını Âciz Bırakan Olağanüstü Şey
    Mutlak : Kayıtsız, Sınırsız
    Müstakbel : Gelecek
    Müteaddit : Çeşitli
    Nazire : Benzer
    Nev-i Beşer : İnsanlık
    Nihayet : Son
    Pîr : Önder
    Sefine : Gemi
    Suret : Şekil, Biçim
    Şuûnat : Haller, Hadiseler
    Tayeran : Uçma
    Tazammun Etmek : İçine Almak
    Teshir-i Hava : Havaya Hükmetme
    Vâsi : Geniş
    Vücuh-u İrşadî : Doğru Yolu Gösterici Yönler
    Zaman-ı Mazi : Geçmiş Zaman
    Zaman-ı Müstakbel : Gelecek Zaman
    Zikretmek : Anmak, Belirtmek
    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  7. #17
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.052
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Tefeül...

    Ben bu tefeülü bilmediğim için kendim de açmıştım aynısından.

    "Hem siz birer perde yaratılmışsınız, tâ güzelliği görülmeyen zahirî çirkinlikler size isnad edilip, Zât-ı Mukaddese-i İlâhiyenin tenzihine vesile olasınız. Halbuki, bütün bütün vazife-i fıtratınıza zıt bir suret giymişsiniz. Kabiliyetsizliğinizden hayrı şerre kalb ettiğiniz halde, Hâlıkınızla güya iştirak edersiniz! Demek nefisperest, tabiatperest gayet ahmak, gayet zalimdir.

    Hem deme ki, “Ben mazharım. Güzele mazhar ise güzelleşir.” Zira, temessül etmediğinden, mazhar değil, memer olursun.


    Hem deme ki, “Halk içinde ben intihap edildim. Bu meyveler benimle gösteriliyor. Demek bir meziyetim var.” Hayır, hâşâ! Belki herkesten evvel sana verildi; çünkü herkesten ziyade sen müflis ve muhtaç ve müteellim olduğundan en evvel senin eline verildi."
    HAŞİYE-1

    Sözler

    Devamı: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  8. #18
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 43 + 226


    Cevap: Tefeül...

    Herkes her vakit Kur’ân’a muhtaçtır
    12 Temmuz 2011 / 00:01
    Günün Risale-i Nur dersi

    Bismillahirrahmanirrahim
    Aziz, sıddık kardeşlerim,
    On Dokuzuncu Sözün âhirinde Kur’ân’daki tekrarın ekser hikmetleri, Risale-i Nur’da dahi cereyan eder. Bilhassa ikinci hikmeti tam tamına vardır.
    O hikmet şudur:
    Herkes her vakit Kur’ân’a muhtaçtır. Fakat herkes, her vakit bütün Kur’ân’ı okumaya muktedir olamaz. Fakat bir sûreye galiben muktedir olur.
    Onun için en mühim makasıd-ı Kur’âniye ekser uzun sûrelerde derc edilerek, herbir sûre küçük bir Kur’ân hükmüne geçmiş.
    Demek, hiçbir kimseyi mahrum etmemek için haşir ve tevhid ve kıssa-i Mûsâ (a.s.) gibi bazı maksatlar tekrar edilmiş.
    Aynen bu ehemmiyetli hikmet içindir ki, bazı defa haberim olmadan, ihtiyarım ve rızam olmadığı halde, bazı ince hakaik-i imaniye ve kuvvetli hüccetleri müteaddit risalelerde tekrar edilmiş. Ben çok hayret ederdim.
    Neden bunlar bana unutturulmuş, tekrar yazdırılmış?
    Sonra kat’î bir surette bildim ki: Herkes bu zamanda Risale-i Nur’a muhtaçtır. Fakat umumunu elde edemez. Elde etse de tamam okuyamaz. Fakat küçük bir Risale-i Nur hükmüne geçmiş bir risale-i câmiayı elde edebilir. Ve ekser vakitlerde muhtaç olduğu meseleleri onda okuyabilir ve gıda gibi her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi, o da mütalâasını tekrar eder. (Kastamonu L. 34)

    Bediüzzaman Said Nursi
    SÖZLÜK
    cereyan etme : oluşma, meydana gelme
    derc edilme : yerleştirilme
    ekser : pek çok, en çok
    galiben : çoğunlukla
    hakaik-i imaniye : iman hakikatleri, esasları
    haşir : insanın öldükten sonra, âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması ve hesaba çekilmesi
    hikmet : sebep, sır, gaye
    hüccet : kuvvetli, sarsılmaz delil
    kıssa-i Mûsâ : Hz. Mûsâ’nın kıssası
    makàsıd-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın maksatları ve gayeleri
    muktedir : gücü yeten, yapabilen
    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  9. #19
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 43 + 226


    Cevap: Tefeül...

    Herkesin, her günde, şu âlemden bir mahsus alemi var. Hem o âlemin keyfiyeti, o adamın kalbine ve ameline tabidir. Nasıl ki ayinende görünen muhteşem bir saray, ayinenin rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür. Kırmızı ise, kırmızı görünür. Hem onun keyfiyetine bakar. O ayine şişesi düzgün ise, sarayı güzel gösterir. Düzgün değil ise, çirkin gösterir. En nazik şeyleri kaba gösterdiği misillü; sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle, kendi âleminin şeklini değiştirirsin. Ya aleyhinde, ya lehinde şehadet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazın ile o âlemin Sani'-i Zülcelal'ine müteveccih olsan; birden, sana bakan âlemin tenevvür eder. Adeta namazın bir elektrik lambası ve namaza niyetin, onun düğmesine dokunması gibi, o âlemin zulümatını dağıtır ve o herc ü merc-i dünyeviyedeki karmakarışık perişaniyet içindeki tebeddülat ve harekat, hikmetli bir intizam ve manidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir. (Nur Suresi, 24:35)1 ayet-i pür-envarından bir nuru, senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in'ikasıyla ışıklandırır. Senin lehinde nuraniyetle şehadet ettirir.
    (Bediüzzaman Said Nursi - 21.Söz'den)
    Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
    1: “Allah göklerin ve yerin nurudur.” Nur Sûresi, 24:35.
    Lügatler
    Âlem :dünya, kâinat
    amel :iş, fiil, ibadet
    Âyet-i pür envar :nurlarla dolu ayet
    Âyine :ayna
    Harekât :hareketler
    Hercümerc-i dünyeviye :dünyanın kargaşaları
    Hikmet :Herkesin bilmediği gizli sebeb, gizli sır, sebeb, fayda, gaye
    İn’ikas : aksetme, yansıma
    İntizam :tertip, düzen, düzgünlük, düzenlilik
    Keyfiyet : bir şeyin esası, içyüzü, nitelik, özellik
    Kitabet-i kudret :kudret yazması
    Mahsus :hususi, ayrılmış, tayin edilmiş, özel
    manidar :manalı, anlamlı
    misillü :gibi
    muhteşem :ihtişamlı, görkemli
    Müteveccih :yönelmiş, dönmüş
    Nazik :dayanıksız, ince
    Nur : ışık,aydınlık, parlaklık
    Sâni-i Zülcelal :sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve her şeyi sanatla yaratan Allah
    Şehadet : şahitlik, tanıklık
    Tebeddülat :değişiklikler
    Tenevvür :nurlanma, aydınlanma
    Zulümat :karanlıklar, dinsizlik ve zulüm devri

    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  10. #20
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 43 + 226


    Cevap: Tefeül...

    OTUZ BİRİNCİ SÖZ MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
    5.5.DÖRDÜNCÜ ESAS-MİRACIN SEMERÂTI VE FÂİDESİ(DEVAMI)
    BEŞİNCİ MEYVE(DEVAMI)
    Meselâ, seninle biz beraber bir memlekette bulunuyoruz. Görüyoruz ki, herşey bize ve birbirine düşman ve bize yabancı; her taraf müthiş cenazelerle dolu; işitilen sesler yetimlerin ağlayışı, mazlumların vâveylâsıdır.

    İşte biz şöyle bir vaziyette olduğumuz vakitte, biri gitse, o memleketin padişahından bir müjde getirse, o müjdeyle bize yabancı olanlar ahbap şekline girse; düşman gördüğümüz kimseler, kardeşler suretine dönse, o müthiş cenazeler, huşû ve huzûda, zikir ve tesbihte birer ibadetkâr şeklinde görünse; o yetimâne ağlayışlar, senâkârâne “Yaşasın”lar hükmüne girse; ve o ölümler ve o soymaklar, garatlar terhisat suretine dönse; kendi sürurumuzla beraber herkesin süruruna müşterek olsak, o müjde ne kadar mesrurâne olduğunu elbette anlarsın.

    İşte, Mirac-ı Ahmediyenin (a.s.m.) bir meyvesi olan nur-u imandan evvel şu kâinatın mevcudatı, nazar-ı dalâletle bakıldığı vakit, yabancı, muzır, müz’iç, muvahhiş; ve dağ gibi cirimler birer müthiş cenaze; ecel, herkesin başını kesip adem-âbâd kuyusuna atar; bütün sadâlar, firak ve zevâlden gelen vâveylâlar olduğu halde, dalâletin öyle tasvir ettiği hengâmda, meyve-i Mirac olan hakaik-i erkân-ı imaniye nasıl mevcudatı sana kardeş, dost ve Sâni-i Zülcelâline zâkir ve müsebbih;1 ve mevt ve zevâl, bir nevi terhis ve vazifeden âzâd etmek;2 ve sadâlar, birer tesbihat hakikatinde olduğunu sana gösterir. Bu hakikati tamam görmek istersen, İkinci ve Sekizinci Sözlere bak.

    Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

    1: bk. Ra’d Sûresi, 12:13; İsrâ Sûresi, 17:44; Nûr Sûresi, 24:41; Zümer Sûresi, 39:75.
    2: bk. Bakara Sûresi, 2:46, 156; Mü’minûn Sûresi, 23:160.


    Lügatler :

    adem-âbâd : yokluklarla dolu
    ahbap : sevgililer, dostlar
    âzâd : serbest bırakma
    cennet-misal : cennet gibi
    cirim : büyük cisim
    dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
    ecel : ölüm zamanı
    firak : ayrılık
    garât : gasplar, yağmalar
    hakaik-i erkân-ı imaniye : iman esaslarının hakikatleri
    hakikat : gerçek
    hâmi : koruyucu
    hengâm : zaman, an
    huşû : korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hal
    huzû : Allah’ın büyüklüğünü düşünerek boyun eğme
    ibadetkâr : ibâdet eden
    ihzar : hazırlama
    istikbal : gelecek
    kâinat : evren, yaratılmış herşey
    merhametkâr : merhametli, şefkatli
    mesrurâne : sevinçli
    mevcudat : varlıklar
    mevki : yer
    mevt : ölüm
    meyus : ümitsiz
    meyve-i Mirac : Mirac meyvesi
    muzır : zararlı
    müsebbih : tesbih eden; Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anan
    müşterek : ortak
    müz’iç : rahatsız edici
    nazar-ı dalâlet : inançsızlık bakışı
    nevi : tür
    nur-u iman : iman nuru
    sadâ : ses
    sahrâ-yı kebir : büyük çöl
    suret : şekil, görüntü, biçim
    sürur : mutluluk, sevinç
    tasvir : anlatma, ifade etme
    terhis : görevin sona ermesi
    terhisat : görevin sona ermesi
    yetimâne : yetim gibi, yetimce
    zâkir : zikreden, Allah’ı anan
    zevâl : gelip geçicilik, yokluk
    zikir : Allah’ı anma


    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

Sayfa 2/21 İlkİlk 12345612 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 105, 108, 111, 117, 121, 125, 127, 130, 137, 142, 149, 153, 154, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 168, 169, 171, 174, 176, 185, 187, 189, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 201, 203, 592, 600, 827, abdini, abduh, abiler, abinin, açacak, acip, adaletli, adalettir, adedince, adi, adıyla, ahenk, âhiretimizi, aile hayatı, aklı, akıldan, alanında, aldatmak, aldıkları, aleme, âlemleri, alınmış, âmî, anarşilik, anarşinin, andan, anlayan, anlıyoruz, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, asistanı, asra, asırlara, atmak, avam, aya, âyetlerden, âyine, aynen, ayrılmalı, ayrılış, ayrımı, ağabeyin, ağzı, babacan, bahusus, bakmıyor, bakıyorum, barışı, baskı, bayrak, bayramdaki, bağlamış, bağlantı, bağırarak, bağış, başkasını, başlarında, başlayan, başıboş, başındaki, belgeleri, belirleyen, benim, beraberlik, bertaraf, berzahta, beydavi, beşer, bildim, bilinen, biliniz, bilinmez, bilirsiniz, biliyorlardı, billahi, bilmede, bilmeliyiz, bilmüşahede, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, birlik, bitti, bizimle, bizleri, books, bozulması, boşa, budur, bulamaz, buldum, bulunduğunuz, bulunmak, buna, burayı, bırakmıyor, bıraktığı, çalışıyor, çalışıyorlar, camiası, çarşı, casus, çağdaş, çağını, çağırdı, çekiyor, çekmez, cennetlerin, çerçevesi, cesaret, cevaben, cihâ, cihanı, cihazat, çoktur, cömertlik, çözümü, cumhur, cumhura, cumhurbaşkanlığı, çünki, çıkarılan, çıkın, çıkış, çınar, dadır, daha, daire, damarı, dane, darda, darı, davranışları, dağlar, dağıtacak, dedikleri, dediler, delalet, delildir, demeye, demişler, derdimiz, derece, dersimizi, derstir, desteklemek, deyince, değildi, değilim, değiller, dikkatle, dile, dilediğini, dilemek, dindarlara, dinde, dinen, dinlemedi, diriltecek, diyebilir, diyebilirim, diyenlerin, diyordum, diyorsunuz, diyoruz, dosyaları, dualarda, dünyadan, dünyasına, duruma, duyan, düzenli, düğü, düğümü, düşmanı, düşünüyor, düşünüyorum, dış, dışında, eceli, edendir, edenleri, edepli, eder, edilirse, ediyorlar, ediyorsun, efendiler, efes turları, ehemmiyetlidir, ekseninde, eksenli, eksiksiz, eksiltmez, elimizden, eliyle, ellerinde, elzemdir, emareleri, emirdağ, emrini, emsal, enaniyetlerini, engeller, engiz, erdoğan, esenlik, eserinin, etmektedirler, etmekteyiz, etmeme, etmemesi, etmeyiz, etmiyoruz, etsek, ettir, ettiren, ettirir, ettiğimiz, euro, evladı, eyleme, eğilir, eğlenceleri, eşsiz, faaliyette, fakirler, fare, faydaya, fazilet, faziletler, fedaisi, fedakarlığı, felakete, fenomeni, ferah, fikirleri, fikrini, frenk, fütur, fırsatçıları, fıtraten, gaflete, galebe, ganimet, gaybi, gayret, gazabı, gecelerin, geçirmiş, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, gemide, gerçekleri, gerçeklik, gerekiyor, getirip, gibi, gidip, gidiyoruz, girdim, gitmez, gitmiş, gitti, giydirir, giydirmek, gökte, göndermiş, görenlerin, görmeye, görmeyi, görünmek, görüyorum, görüşleri, gösteriş, gösterme, günahtan, gündeme, gururu, güvenme, güzelliği, gıdadır, hadislerden, hakaiki, hakikatine, hakikatlı, hakikatten, hakkaniyeti, hakkında, haktan, halka, hallerini, hâlıkını, hâmiledir, hanımlarda, hapis, haramlar, harap, hararet, harbi, harekat, hastalığından, hatası, hattını, havas, hayalleri, hayatım, haydut, hayrette, hazinedir, hazretlerini, hazırlanıyor, hazırlıklar, herkes, herşeye, herşeyin, hevâ, heves, hevesi, hiddetle, hilkat, hissediyorum, hissettim, hitaben, hitabet, hizmete, hocalara, hoşgeldiniz, hücum, hükümet, hükûmetten, huşû, hıristiyan, hırsları, ibarettir, icadı, içimize, içindeyim, iddiaları, ihanet, ihata, ihracı, ihyası, ikincisi, ikinin, ilerleme, ilerlerken, ilham, ilhamlar, ilimle, ilişkileri, ilişkisi, ilmimi, imaniye, imaniyeden, imaniyeyi, imdat, inananlar, inancı, inhisar, iniyor, insanlığı, intihara, inziva, isbat, isen, isimli, istekleri, istiklal, istiyorlar, itham, itidal, ittifakını, izale, işaret, işgal, işittim, işkence, iştiyak, jpg, kadar, kadınları, kâfiri, kahramanlarının, kalacak, kalbimde, kalblerine, kalmamış, kalsı, kamer, kanunları, kaplan, kapılmak, kapında, kardeşi, kardeşimiz, kardeşlere, kardeşleri, kardeşlerimden, kardeşlerimin, kardeşlerimiz, kardeşlerimizi, kardeştirler, karışması, kavga, kavmin, kavramı, kavuşmuş, kaybedecek, kazancı, kağı, kebiri, kendilerini, kendisinde, kesretli, kesti, keyfini, kitabını, kitapları, kocaeli, komünist, kontrolü, konuşmak, koruması, kötülüklerin, koyan, koyup, küfr, küfrü, külliyat, külliye, kurtarıcı, kurulan, kuvvetiniz, kuvvetle, kuvvettir, kırılacak, kırılmaya, kısmen, kısmı, kısı, kısımdan, kıyamete, kıyası, kıymetini, kıymetler, kıymetsiz, lâfza, lâkin, libası, lisanı, lütuf, lüzumu, maddeten, mahalli, mahkeme, mahlukat, makalesini, malûmdur, malzemeleri, manen, mâneviyattan, maraz, masnuatı, mağdurları, mağfiretini, mecbur, mecmuası, medarı, medrese, mehasini, mektubları, mektubudur, memlekete, menbaı, meramı, merhametsizlik, mertebesini, mesafeleri, mescidler, meselâ, meselede, meselesine, meselesinin, meseleyi, metre, mevcudat, mevcut, meydanı, meyvedir, mezhebine, mikdar, milleti, mimsiz, misafirhanesi, misli, mizanıyla, muahedesinde, muazzam, mücahede, müftü, muhabbete, muhabbettir, muhakkak, muhterem, müjdeyi, mükâfatını, mukayese, mükellefiz, mükerrem, mülakat, mümkü, münafıklar, müphem, mürüvvet, müstaid, müstehak, mütehayyir, müttefik, müş, nail, nas, nden, nefer, nefret, nesilden, nezaketi, neşretmek, neşretmeye, neşriyat, neşriyattan, nihayet, niyetle, nüfuz, numunesi, nurdur, nutku, odası, öfkeyi, okuyabilecek, okuyunca, olan, olana, olduk, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, olmadığı, olmaktan, olmamak, olmayı, olmazlar, ölmeye, olsalar, olsun, onlardan, oradan, oralarda, orga, ortaklığı, osmaniye, özellikle, özgü, öğreten, pakistan, parçalar, payidar, payitaht, paylaşmak, perspektifi, peygamberlere, pusula, pınarı, rahatla, rahatı, rahm, rahmeten, revaç, rezil, ricası, risale-i, risale-i nur, risalesinde, risalesini, risaleti, rububiyeti, s.a, saadetine, sabahı, safsata, sahibidir, sahibine, sahte, sakı, sanii, sarılmak, sayan, sayılan, sağdakilere, seciye, seddi, sekiz, semeresi, senâ, seniye, sermaye, servet, seslenir, severiz, seviyesi, sevsin, sistemini, siyasal, sizde, sizdeki, sizlerden, sizlere, sohbette, somut, sordular, sormuşlar, sorumludur, soruyoruz, sövmek, söylemektir, söylemez, söylemiş, söyleyenlere, söyleyerek, söylüyorum, sözlerde, sultana, süre, süren, suretle, surlar, sürü, susuz, sıhhat, sıklet, sığı, taarruz, takdim, takdirde, takdiri, taksim, tamamıyla, tamir, tanımayan, tartışmaya, tavır, taşları, tecavüz, teli, terakki, terki, terörist, ters, tevafuken, tevahhuş, tevbemizi, teşhir, ticarette, tokat, toplamak, toplansa, topluma, tükenmez, türkiye turları, türklere, tutma, tutmaz, tutuyorlar, üç aylar, ücretleri, ufuk, uhrevî, ülke, uluhiyet, ümid, umma, umum, unutması, üstaddan, üstü, uyanı, uygulamasından, uyum, uyumlu, üzerimizden, varlığının, vazgeç, vazifeler, vazifeli, vazifesidir, verdiği, verildi, verilmiş, vesayet, vesvesen, veyahut, vurmak, yalandan, yanlışlar, yapabiliriz, yapması, yapıyorlar, yarası, yaratanı, yardımı, yarım, yaygın, yayı, yayınlanan, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yazılırken, yazını, yağmursuzluk, yaşadığı, yaşamada, yaşanmaz, yepyeni, yerden, yönden, yorgunluk, ırkı, yükleri, yurtdışı, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zamanla, zannediyorlar, zarif, zata, zelzele, zeminde, zengini, zerrelerin, zira, zülcelal, zulmedenlere, zulmet, zulmü, zulümler, zıttı, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şapka, şartları, şayet, şenlendiren, şerifenin, şerifi, şerleri, şevk, şevket, şeye, şeylerle, şeytanları, şeytanı, şirke, şirkin, şöhret, şükürle, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222