Aşık mısınız? Sevdiğiniz için deli divane mi oluyorsunuz? Onu görünce elleriniz, ayaklarınıza mı dolanıyor; bir türlü işinize yoğunlaşamıyor musunuz? Öyle ise, şu soruların cevaplarını vermelisiniz:

Aşk nedir? Herkes âşık olabilir mi? Kime, nasıl âşık olmalı? Aşk duygusu niçin verilmiş? Kaç çeşit aşk vardır? Aşkın gözü kör mü?
Aşkı anlatmak güç, tarifi daha da zor. Ancak, “hâl/davranış/beden” dilinden anladığımız kadarıyla “şiddetli bir sevgidir.”1 Aşk, “mecazi ve hakikî” olmak üzere ikiye ayrılır:

* Mecazî aşk: Allah sevgisine ulaşma yolunda, O’nun yarattığı geçici sûretlerden birini sevmektir. Buna dünyaya karşı gösterilen şiddetli arzu da denebilir. Fakat, kimi zaman, bir yere gönderilen çocukların oyuna dalmaları gibi; hakikî aşkı unutup mecazî aşk içinde boğulabiliriz.

Şayet düşmanlık sebepleri kalpte daha üstün gelip hakikî olarak bir kalpte bulunsa, o vakit sevgi mecazi olur. Sevgi; yapmacıklığa, dalkavukluğa dönüşür.2 Bu durumda gerçek bir sevgi yoktur. Bunu muhatap fark eder. Çünkü sevginin yaydığı bir enerji vardır. Hangi türü olursa olsun, “dalga boyları” muhatabın kalbinin radarına çarpar; seviyesini hisseder.

Mecazî aşk ve maşuklar/âşık olunanlar fanidir, eksiktir, geçicidir, devamsızdır; ebedî aşk için yaratılan kalbi tatmin edemezler.
Sevginin şiddetlendirilmiş türü olan aşkı; fani, geçici, solan, yok olan sevgililere yönlendirirsek, devamlı azap verir, üzüntüye boğar. Veya sevdiğimiz şey, o şiddetli sevginin fiyatına değmediği için, sonsuz bir sevgiliyi aratır.

Mecazî aşkın gözü kör, kulağı sağırdır! Bu tür aşkın zebunu olanlar, aşkına karşılık bekler, göremeyince de düşman kesilir. Çünkü insan bilmediği ve elinin ulaşmadığı şeye düşmandır!

* Hakikî aşk: Gerçek aşktır, İlâhî aşktır, Allah aşkıdır. Yani, sevilen her şeyi, Allah hesabına sevmektir. Habib, Vedûd ve Rahim (şefkat, yardım ve sevgiyi ihtivâ eder) tecellilerinde/yansımalarında ilerlemektir. Ulvî, olumlu duyguları besler.

Gözümüze kıl gibi hafif bir şey kaçarsa fena halde rahatsız eder, kimi zaman acıtır, küçük bir damla asit dökülürse kör olur. Nefes borumuzdan ciğerimize su veya yiyecek kaçarsa ölüm getirir. Kalbimizi dizayn edildiği çerçevede besleyemezsek ve ona başka şeyler kaçarsa (mecazi sevgiler, maddiyât, şöhret, inkâr vs.) ölür!
Çok hassas ve kâinattaki olaylarla irtibatlı yaratılan kalp, sever ve bağlanır. Aşık olur. Dolayısıyla karşılık görmek ister. Bulamayınca yaralanır. Ayrılıktan üzülür ve en derin köşelerinde ayrılık ve sapıtmışlık darbesini yer. Gaflete düşen kalp, ümidi keser ve sahibini elemlere boğar.

Siyah gözlüğü takan aşık, iman nuruyla bakmazsa her şeyi siyah, çirkin görür. Bu, bütün insanlara, belki kâinata karşı kin ve düşmanlığa yol açar.3 Bu kadar ağır bir kin ve nefret yığınlarını kalp taşıyamaz, çöker!

Yaratıcımıza yöneltmemiz ve diğer varlıklara O’nun adına beslememiz gereken sevginin yüzünü başkalarına çevirirsek perişan oluruz.

Çünkü,
• Sayısız güzellikler üstünde (hatta sevgilisinde) fanilik damgasını (yok olma mührünü) görürüz, kalbî ilgiyi, bağı keseriz. Aksi halde kalbimizde sevgililer sayısınca manevî yaralar açılır.4

• Yine sonsuza dek sevdiklerimizle beraber kalmak isteriz; firaklar canımızı yakar.

Oysa şu karmakarışık, alt-üst olan âlemde ve rüzgâr deveranında hiçbir şey kararında kalmadığından zavallı kalbimiz yaralanıyor. Ellerimizi, yapıştığı şeyler parçalıyor. Daima ıztırap içinde kalınır, yahut (acıları unutmak için) gaflet ile sarhoşluğa dalınır.5

Mecazî aşkı, hakikî aşka dönüştürerek kurtulabiliriz.6 Mecazi sevgi ve aşkı, yani eş, çoluk-çocuk ve dünya nimetlerine olan tutkumuzu, hakikiye çevirebilirsek; o aşk ve sevgi katlanır, sonsuzlaşır. Bugün belden aşağı düşürülen, nefsanî, şehvanî ve pespaye olan aşkın gözü kördür! Aşkın gözü kör ise, kalbin gözü açıktır!

Aslında aşk duygusu bize; kulluk yoluyla, mahbûbiyete (sevgi makamına) kadar gitmek;7 mutlak seven ve sevilen Yaratıcımıza ve Rabbimize ulaşmak için verilmiştir. Aşk, Esmâü’l-Hüsnâ’dan olan Vedûd’la; çok şefkatli olan ve çok sevgi beslenen, seven, sevilenle hemhâl olmaya vesiledir.8

Dipnotlar: 1- Mektubat, s. 37. 2- Mektubat, s. 25. 3- Sözler, s. 321-322. 4- İşârâtü’l-’câz, s. 45. 5- Sözler, s. 187. 6- İşârâtü’l-İ’câz, s. 332. 7- Mektubat, s. 442. 8- A.g.e., s. 34.
Ali FERŞADOĞLU
17.05.2009
Yeniasya