Öğretmeni Belma Özbatur hanımefendi, Hocaefendi'yi anlatıyor: O, diğer öğrencilerden çok farklıydı; ağırbaşlı, mağrur, beyefendi, çalışkan, her şeye uzaktan bakan öyle bir çocuktu.Ben onunla gurur duyardım. Hatta bazen kendisine derdim ki, Fethullah bak oğlum! İnşallah seni bir gün İstanbul'da Galata Köprüsü'nde aslan gibi bir subay olarak göreceğim. Bunu da zaten hayatını anlattığı kitapta 'Belma öğretmen böyle söylerdi' diye yazdı. Subaylık bizim için milli duyguları kuvvetli, kardeşlik duyguları ön planda olan bir meslek. Onun da bu duyguları kuvvetli olduğu için onun subay olmasını isterdim. Çünkü daha çocukken askerlere çok düşkündü, derin bir sevgisi ve saygısı vardı.

O, her şeye uzaktan bakar, uzaktan güler, az da olsa neşeli olduğu zaman kahkaha da atardı. Bunu böyle hep ona söylerdim. Diğer öğrenciler gibi aşırılığa kaçan bir yaramazlığı yoktu.

Derslerine çalışan çok düzenli bir öğrencimdi kendisi. Spora ve jimnastiğe iştirak ederdi. Tarım çalışmaları da bir nevi spordu. Okul faaliyetlerinde yaptığı işleri daima kontrol ederdi, eşyalarına ve çevresine karşı koruyucuydu. Şimdiki gibi gözümün önündedir.

Her şeye uzaktan bakar, kendisini öne çıkarmazdı. Fakat herhangi bir şeyin kararını verince de gider onu yapardı.

Ağır başlı bir çocuktu. Öyle herkese katılmazdı, uzakları seyrederdi, düşünceli ve derin bir hali vardı. Çok uslu bir çocuktu, bir defasında her nasılsa yaramazlık yapan çocuklara o da katılmış. Diğer çocukları cezalandırırken sıra ona geldi. O'ndan öyle bir hareket beklemediğim için onun eline vuramadım, hafifçe kulağını çekerek 'Sen de mi Fethullah?' dedim. Bu ona çok dokunmuş olacak ki, bir daha asla yaramazlık yapmadı. Hakikaten de 'O söz bana bir küpe olmuştu, bir daha yaramazlık yapmadım' diyor hayatını anlattığı Küçük Dünyam adlı kitapta.

Bulunduğum evden sadece gökyüzü görünüyordu. Evin tek penceresi damdaydı. Geceleri bazen kurtlar bile geliyordu damdaki pencereye. Köylüler beni koruyorlar ama yine de akşamları içimde korku oluyordu. O ilk günlerde bir rüya gördüm. Yalnız birkaç kişiye anlatmışımdır bunu. Bir gece yine okudum üfledim yattım. Rüyamda kapım açılıyor. Tüylerim diken diken. Hazreti Peygamber (sas) kapımdan içeriye giriyor, hiç konuşmadan seccadeyi seriyor, namazını kılıyor ve gidiyor. Dedim ki bu, bana Allah'tan bir şey. Korkma, bak koruyanın var. Ve ben bu rüyaya o kadar inanmışımdır ki, hâlâ gözümün önündedir. Demek ki o sınıftan Fethullah Hocaefendi gibi bir din adamı çıkacakmış, bu onun işaretiydi sanki. Manevi değerlere bağlılıkla cesaretle oturdum orada.

Onunla bir eğitimci olarak gurur duyuyorum. Eğitim alanında yaptığı çalışmalarla hem Türkiye'de hem de dünyanın dört bir tarafında Türkiye'mizi ve bayrağımızı dünyaya tanıtıyor.

zaman gazetesi