Ne zaman nefsanî arzulara uyularak kalbin dünya sevgisiyle dolmasına izin verilirse, şeytan da kalbe vesvese verebilmek için fırsat bulmuş olur. Bunun aksine, kalp Allah'ın zikriyle meşgul olunca şeytan uzaklaşır, yerini melekler alır. Fakat zikir yalnızca dille söylenen bir kelime olarak kaldığında, kalpte yer edinmediğinde şeytanı kaçırmaya yetmez. Bu nedenle gerçek zikre ulaşmaya çalışmak lazımdır.

Evliya-yı izam şöyle buyurmuştur:
"Nice kalp var ki şeytan orduları tarafından işgal edilmiştir. Ahiretten yüz çevirip bütün sevgisini dünya nimetlerine veren, helal-haram demeyen, dinin emirlerine aykırı iş işleyenler şeytanın vesvesesine yol açmış olurlar,"
Allah Tealâ, nefsin boş istek ve hevesleri terk edilmedikçe şeytan ordusunun kalpten çekilmeyeceğini bildirmiştir. Böyle boş istek ve heveslerin olmadığı kalbe şeytanın giremeyeceği açıktır. Allah Tealâ şeytana "Benim gerçek kullarım var ya, senin onlar üzerinde hiçbir hakimiyetin yoktur." (isra, 65) buyurmuştur.


Gerçek kullar, benliğindeki geçici isteklere uymayanlardır. "Heva" denilen bu geçici istekler ne dünyaya ne ahirete yarar. Sadece hayvan? nefsin arzularıdır.
Diğer taraftan insanın karşılanması gereken ihtiyaçları vardır. Yemek, içmek, giyinmek, evlenmek gibi ihtiyaçların karşılanmasını istemek, bunun için gayret etmek heva değildir. Fakat ihtiyaçtan fazlasını istemek, tamah etmek, haram helal dinlememek heva-dır. Efendimiz s.a.v.'in bildirdiği gibi insanın bir vadi dolusu altını olsa isteği bitmez, bir vadi dolusu daha ister.

Kalp bir kez böyle hırs ve tamahla dolunca da şeytanın oyuncağı olur.
Kalpten şeytanın fısıltılarını, yönlendirmelerini söküp atmak, o vesveseye yol açan hatalardan kurtulmakla mümkündür, Allah'ın zikrinden başka kalbe ne koyarsan, şeytana yardımcı olur. Allah Tealâ kalbin ilacını bildirmiş ve ehl-i tasavvuf da zikri kendilerine silah etmiştir. Dünyada en çok zikredenler tasavvuf ehli olanlardır. Onların zikri, bütün Ümmet-i Muhammed'in zikrinden fazladır.
Ayet-i kerimede buyuruluyor ki: "Ey müminler Allah'ı çok zikredin. Onu sabah akşam teşbih edin." (Ah-zab, 41-42). Tefsirde, ayette geçen "çok" kelimesiyle bütün vakitlerin kast edildiği bildiriliyor. Sabah, akşam, gece, gündüz, yaz, kış ve bütün mekânlarda... (Ruhu'l Beyan Tefsiri, c.3, s. 725)

Yunus a.s. balığın karnında, ibrahim Halilullah ateş içinde, Eyüp a.s. hastalıkta zikretmediler mi? Zikir için hiçbir vakte sınır konulmamıştır. Çünkü şeytan her yerde, her vakitte ve her halde insana musallat olabilir.
Şeytanın insana sataşması ve kandırması onun keyfine bağlı değil; insanın ilâhi emir ve yasaklara uyup uymamasına bağlıdır. Allah'a itaat eden kula şeytan bir şey yapamaz. Ancak isyankâra, Allah'tan gaflette olana musallat olur.


Kalbin her türlü selameti için Allah Tealâ'nın kâmil kullarına bağlanıp, onlarla birlikte Allah'tan af dileyip zikir dersi almak gerekir. Gerçi herkes kendi isteğine göre zikredebilir. Fakat kalbi şeytanların işgalinden kurtarmak için en doğru yol, bu işin erbabının bilgisinden, tecrübesinden, yol göstericiliğinden istifade etmektir.

[ Mehmet ILDİRAR]