Ölmüş Çocuklar Büyüyemez ki!
Bu yazı okunduğu zaman çoktan unutulmuş olacak, ölen çocukların donuk bakışları…
Belki bu satırlar, yükselen, ama duyulmayan bir feryattan başka bir işe yaramayacak...
Bu insanlık ayıbı, beyaz sayfalarda, sıcak evimizde bilgisayarımızın tuşlarına dokunarak ortaya koyduğumuz duygularla ne kadar hissedilebilir ki?!..
Belki yepyeni mezâlimler üretecek insanoğlu, aynı dünyayı paylaştığı hemcinslerine… Ve hep öyle olmadı mı?
Altı yüz yıllık Osmanlı çınarı yıkıldı yıkılalı, dünyanın hangi coğrafyasından mutluluk haberleri geldi ki?!. Yüzyıllarca dünyaya adâlet dağıtan Osmanlı’nın yerini almış olan sözde süper güçler (!), gözyaşı ve kandan başka ne hediye ettiler insanlığa!..
Dünyanın her yanından insan feryatları geliyor, Filistin’deki annelerin sesinde birleşerek…
Bir ara kan ağlayan coğrafyaların fotoğrafını bir kenara koyuyorum ve dışarı bakıyorum. Dışarıda kar, âheste âheste yağmaya devam ediyor. Dünya, bu günlerde yeni bir yıla giriyor. Herkesin içinde mânâsız, ama kendilerine göre önemli bir heyecan var:
“Yeni yıla girecek dünya.”
İşte tam da yeni yıl çılgınlıkları eşliğinde Filistinli çocukların başına bombalar yağıyor. Kimin umurunda?!
Penceremin önünden gelip geçen çocuklara bakıyorum. Hepsinin gözlerinden hayat fışkırıyor. Hepsi cıvıl cıvıl... Ve hepsi, akşam annelerinin sıcak kucağına kavuşmak için adımlarını atıyorlar. Kartopu oynuyorlar. Gülüyorlar, eğleniyorlar. Bir son dakika haberi daha geçiyor haber ajansları:
“Filistinde atılan bombalar sonucu, yirmi beş kişi daha öldü. Ölenlerin on ikisi çocuk!..”
İşte sözün sükût sûretine büründüğü an…
Ama onlar… Ama Filistin’de başlarına, şu kış gününde bembeyaz kar yağması gerekirken, misket bombaları yağan mâsum çocukların cansız bedenleri, annelerinin önünde solmuş çiçek gibi duruyor.
Hangi acıyı, hangi dramı, hangi insanlık ayıbını yazsın bu kalem!.. Hep Filistin oluyor bütün dünyanın coğrafyaları... Hep Filistin…
Sadece televizyon ekranlarından görebildiğimiz, ama hiçbir zaman lâyıkıyla hissedemeyeceğimiz acıları ne kadar yazabilir insan?!
Öyle ya, bu, artık insanlığın ve îmânın tükendiği noktadır; buğz etmek!..
Anne olan her kadın bilir; yavrusunun en ufak bir hastalanmasında ne kadar yüreğinin parçalandığını… Basit bir öksürükte, az bir ateşlenmede bile, uykusuz gecelere tahammül etmek vız gelir bir anneye…
Filistin’de anne olmak… Hangi kelime altından kalkabilir bilmiyorum, bunu tarif etmeyi...
Uzaktan uzağa ağlamak, sadece, ama sadece ekranlardaki acının dehşetinden gözyaşlarına boğulmak, onların acısını dindirir mi hiç?!. Keşke dindirseydi!..
“İnsan Hakları” adına üretilen ve lügatlerde bulunan bütün kelimeler, inandırıcılığını yitiriyor, o mâsum çocukların cansız bedenlerinde…
Bir anne olarak öfkem o kadar büyüyor ki… Bu insanlık suçunu işleyenlere, sessiz kalanlara, netice vermeyecek tepkilere, “kınamalara” ve bütün dünyaya…
Penceremin buğusuna yazacak bir kelime bulamıyorum, bu insanlık dramı karşısında...
Ağlamak mı?
Güldürse keşke Filistinli donmuş bakışlı çocukların yüzünü…
Haykırmak mı; kim duyabilir ki… Kulakları sağır eden bombaların sesinden...
Sessiz kalmak mı, elbette hayır!.. Sığındığımız yegâne liman: Duâ!..
Onların çektiği acılar, bizim acılarımız; onların dertleri bizim dertlerimiz... Her namaz sonrası değil, her gece vakti değil, her ân dua… Her dakika duâ!..
Yıllarca süren ve hep tekrarlanacak olan bu acı, bizim yüreğimizi kanatmaya devam ediyor ve edecek.
İnşâallâh en kısa zamanda bu acı kesilir, bu kan, bu kin durur. Ve devam eder kalbî ve amelî duâlarımız!..

Şefika Kaya Meriç---Şebnem dergisinden alıntı---