"Vallahi sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin gördüğü dolunayla başbaşa kaldığı gibi
Rabbiyle başbaşa kalmasın. Sonra Allah ona şöyle buyurur:
Ey Ademoğlu, benim hakkımda seni ne aldattı?
Ey Ademoğlu benim için ne amel işledin?
Ey Ademoğlu, Benden ne kadar hayâ ettin?
Ey Ademoğlu, peygamberlere ne cevap verdin?
Ey Âdemoğlu, sana helâl olmayana bakarken Ben gözlerinin üzerinde gözcü değil miydim?
Sana helâl olmayan şeyleri dinlerken Ben kulaklarının üzerinde kontrolcü değil miydim?
Ey Âdemoğlu, sana helâl olmayan şeyleri söylerken Ben dilinin üzerinde murakıp değil
miydim?
Sen ellerinle helâl olmayan şeyleri tutarken, Ben onların üzerinde gözcü değil miydim?
Ayaklarınla sana helâl olmayan şeylere giderken Ben ayaklarının üzerinde gözetleyici değil
miydim?
Sana helâl olmayan şeylerle kalben ilgilenip dururken Ben, kalbinin üzerinde murakıp değil
miydim?
Yoksa sana olan yakınlığımı ve sana gücümün yettiğini inkâr mı ettin?"
Rabbimizin bu hitapları, şu anda bile bizleri ürpertmekte, tüylerimizi diken diken
etmektedir. Bir de aynı hitabın, bütün haşmet ve dehşetiyle âhirette yapılacağını
düşünelim. Bu hitap, Allah'ın emirlerine uymayanlar için ne kadar utandırıcı, acıklı ve hüzün
vericidir.
Bu bakımdan fırsat elde iken âhirete ciddi çalışmak gerekir.
Cehennem azabını da düşünmeli ve ondan kurtulmak için duâ etmeliyiz.
Cehennem azabının dehşetini anlamak için Numan bin Beşir'den (r.a.) rivâyet edilen şu
hadîs, yeterlidir:
"Azap bakımından Cehennem ehlinin en hafif olanı, iki ayağının oyuğunda iki ateş bulunan ve
bundan dolayı beyni kaynayan kişidir." (Tirmizi, Cehennem: 12)
Cehennem azabının en hafifi buysa, en dehşetlisinin ne olacağını düşünmek zor değildir.
Hayatıyla bize en büyük bir rehber, en büyük bir nümune olan Yüce Peygamberimiz (a.s.m.),
"Allah, gayr-i meşrû şehvet peşinde olmayan genci pek beğenir" (Müsned, 4:151)
buyurmaktadır.Bu hadiste, hayatının en fırtınalı ve en tehlikeli dönemlerini yaşayan gençler
için çok büyük bir müjde vardır: Allah'ın beğenmesi.Bu öyle bir müjdedir ki, insanın tüm
sevdiklerinden, beğenisini kazanmak istediği bütün şahıslardan daha değerli, daha
yücedir.Çünkü Bedîüzzaman Hazretlerinin dediği gibi, "Kim Allah'a yâr ise her şey yârdır,
her şey yarar."
Meşhur Hikem-i Atâiyye,
"Cenâb-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve onu kaybeden neyi kazanır?" demiştir. Yâni "Onu
bulan her şeyi bulur, Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz. Bulsa da başına belâ bulur."
İşte dünyalara bedel olan Allah'ın beğenisini kazanmanın yolu gayri meşru şehvet peşinde
olmamaktır.
Yine gençlerle ilgili hadislerde, "Allah'ın gayri meşrû şehvetini terk eden genci meleklerin
bazısı gibi gördüğü" belirtilmektedir.
O kadar ki, Câbir'den (r.a.) rivâyet edilen bir hadiste meâlen,
" Hangi delikanlı ki, genç yaşında evlenirse, onun şeytanı şöyle bağırır:
'Eyvah, dinini benden korudu'"
(Ramûzu-l Ehâdis, c.1 s.179) buyrulmaktadır.
Yine Yüce Efendimiz (a.s.m.), "En şerliniz, bekârlarınızdır" (Keşfü-l Hafâ, 2:6) buyurarak,
çok mühim olan bu konuya ayrıca dikkat çekmiştir.
Evet, nedir iffete bu kadar ehemmiyet vermenin, şehvetten bu kadar sakındırmanın sırrı?
Bir kere gayri meşrû şehvet peşinde olmak zaten çirkin bir fiildir. Toplumun temeli olan
âile yuvasını yıkmakta, nesilleri birbirine karıştırmaktadır.
Ayrıca gençliğin zamanını, sağlığını, parasını, mesâisini, işini, okulunu mahveder gayri meşrû
şehvet peşinde koşmak. Hattâ insanları intihara kadar götürür. Nice gençler var ki, sırf
bu meseleden dolayı, kavga ve cinâyetlere giriyor, ömrünü hastanede veya hapishânede
geçiriyor. Hattâ öyleleri var ki, derdinden hastalanıyor ve kısa sürede ölüyor.
Çevremize baksak, iffetli olamamaktan dolayı, işini veya okulunu yarım bırakan, sağlığını
perişan eden, zamanının büyük bir bölümünü hebâ eden, kendisinin veya babasının servetini
batıran nice gençler görürüz. Altın gibi gençler, pırıl pırıl kabiliyetler, fırtına gibi zekâlar
kaybolup gitmekte, mahv u perişan olmaktadırlar.
İşte bunun için âyet ve hadislerde bilhassa tehlikenin odağında olan gençlerimiz şiddetle
ikaz ediliyor, iffetli olmaları övülüp teşvik ediliyor. Şehvetin esiri olunduğunda bütün bir
ömrün hebâ edileceği, oysa bu ömür ve kabiliyetlerin Allah'ı tanıyıp ibâdet etmek için
verildiği ısrarla belirtiliyor ki, gençler tuzaklara düşmesin.
Gençliğin ve bekârlığın mühim bir tehlikesi Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivâyet edilen şu hadiste
çok veciz bir şekilde anlatılmaktadır:
"Âdemoğluna zinâdan nasibi yazılmıştır. Buna mutlaka erişecektir. Gözlerin zinâsı
bakmaktır, kulakların zinâsı dinlemek, dilin zinâsı konuşmak, elin zinâsı tutmak, ayağın
zinâsı da yürümektir. Kalp ise heves eder, diler. Ferc (cinsel organ) ise bunu ya uygular
veya reddeder." (Müslim, Kader: 21)
Demek ki şehveti gayri meşrû bir şekilde kullanmak olan "zinâ"nın çeşitleri vardır. Bunlar
yasaklanmış fiili, "düşünmek", gayri meşrû bir şeye "bakmak", "konuşmak", "dinlemek",
"dokunmak", ona "teşebbüs" etmektir. Kalp ise buna "heves" etmekte, ferc ise ya
reddetmekte veya uygulamaktadır.
Nâmahreme bakmanın zararları çoktur. Kişinin zamanını, hafızasını, dikkatini tahrip eder.
Bakmamak ise, milyonlarca sevap kazandırdığı gibi, şu kudsî hadisteki mânevî lezzete
mazhar eder:
"Nâmahreme bakmak, şeytanın oklarından bir oktur ki, her kim Benden korkarak onu
bırakırsa, zevkine bedel ona öyle bir îman veririm ki, onun lezzetini ve tatlılığını kalbinde
duyar." (Taberânî ve Hâkim)
Burada da müthiş bir müjde var. Gerçekten gençlerimiz bu hususa dikkat ettiklerinde
kendilerinde büyük bir huzur ve sevinç, âdetâ maddîyattan sıyrılıp nûranîleşmiş bir hâl
hissedeceklerdir.
Allah bizleri ölümü düşünüp fâni dünyanın zevklerine dalmayan, kabir ve Cehennem azâbından
kurtulan kullarından eylesin.(amin)
(Peygamberimizin Diliyle Gençlik
Cemil Tokpınar)