Kâinat ağacının şuurlu ve irade sahibi meyvesi insandır. Onu diğer canlılardan ayıran en mühim hususlardan biri, kendisine verilen akıl nimetiyle tefekkür edebilmesidir. İnsan, bu hasletleri sayesinde dünya hayatını daha huzurlu ve yaşanabilir kılma imkânına sahiptir. Diğer taraftan insanın aczi ve çaresizlikleri de, beşeriyetinin bir gereğidir. İnsan başkalarının yardımı olmadan dünya ve ahiret hayatını tanzim edebilmekten çok uzaktır. Yani insan, başkalarının yardımına ve aklına ihtiyaç duyar. Başkalarının görüş, düşünüş, tefekkür, ilim ve irfanına müracaat eder ki, bu müracaat ediş aynı zamanda bir ortak akıl hâsıl etme teşebbüsüdür. Ortak akıl hâsıl etmenin yolu ise meşverettir.

Meşveret, herhangi bir konuda verilecek kararların isabetli olmasının ilk şartıdır. İstikbalin huzur eksenli inşasının anahtarı, meşverettir. Fertler birbirleri ile meşveret ettiği gibi, toplumların da istişaresi vardır. İyice düşünülmeden, konuyla alakalı kişilerin fikir ve tenkitleri alınmadan, yani meşveretin hakkı verilmeden alınan kararlar, çoğu zaman hüsran ile neticelenir. Yaptığı işlerde ve plânlamalarında kendi tecrübe ve fikirleriyle yetinen, hattâ onları diğer insanlara da kabul ettirmeye çalışanlar, mühim bir dinamizmi elden kaçırdıkları gibi, çevrelerinden de sürekli ret ve dışlama görürler. Çünkü başkalarının fikirlerine kapalı bir kişi, seviyeli bir dimağ, hattâ dâhî bile olsa, düşüncesini ortak akla sunan, yani istişare eden sıradan ve düz bir insana göre daha çok hataya düşer.

"Onların işleri, şûrâ ve istişaredir" (Şûrâ/38) mealindeki âyet ile "Akıllı insan, meşverete değer veren ve başkalarının düşüncelerinden en çok yararlanan insandır." prensibi bu konunun önemini açıkça ortaya koyar. Çünkü düşünce ve plânların birbirine yardım ve desteği ile birçok medeniyet, asırlara hükmedercesine ilerleme göstermiş, insanların ilim, kültür ve teknoloji gibi sahalarda büyük gelişmeler göstermelerine vesile olmuştur. Diğer taraftan fikirlerini bir araya getirmede ihmaller gösteren, yani istişareyi terk eden ülkeler, son yüzyıllarda Asya ve Afrika'da olduğu gibi, her yönden geri kalmışlar ve birbirleriyle kavga etmenin dışında insanlığın dertlerine derman olacak ciddi bir değer üretememişlerdir.

Günümüzde bütün dünya insanlarını "aynı davranışlar sergileyen", "aynı köyün insanı" hâline getirme gayretleri açıkça meyvelerini vermiş görünmektedir. Bu ancak küçük küçük şirketlerden başlayarak her alanda güçlerin, akılların, imkânların ve hattâ devletlerin birleştirilmesiyle devasa teşkilâtlanmalara, müesseselere gidilmesiyle mümkün olmaktadır. Çünkü kendi imkânlarıyla yetinen hiçbir kişi ve şirket, uzun ömürlü olamamaktadır. Temel eserlerimizde "üç tane birin, yan yana geldiğinde yüz on bir değerine ulaştığı" ifade edilmektedir.

Ülkemizde ve dünyanın diğer coğrafyalarında, eğitimden iş dünyasına kadar çeşitli sahalarda faaliyet yürüten girişimci ruhların takdir toplayan gayretlerinin başarılı neticelere ulaşmasında, istişarenin ve bunun neticesi ortaya çıkan ortak aklın ve dayanışmanın önemli bir rolü vardır. Çünkü kolektif akıl, hem idare edenlerin hem de idare edilenlerin mutlaka uymaları gereken hayatî bir esastır. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), her meseleyi yakın arkadaşlarıyla istişare ederek, onların düşünce ve görüşlerini alarak, plânladığı her işi topluma mal ediyor, insanların duygu ve düşüncelerini âdeta blokaj gibi kullanarak yaptığı işlere ayrı bir güç katıyordu. O, bütün hayatları boyunca, hep bu yolu takip etmiş, akıl, mantık ve gönüller arasındaki bağlantıyı da bu yolla gerçekleştirmiştir.

Herhangi bir işe girişmeden önce, sebepler manzumesinde ve tedbir plânında kusur edilmemelidir. Bu, kaderi tenkit ve çevreyi suçlama gibi, musibeti artıran zararlı davranışlara girilmemesi için şarttır. Mühim bir işe girişmeden önce, iyice düşünülmez, mevzuyla alâkalı bilgi ve tecrübe sahipleriyle görüşülmezse, hayal kırıklığı ve pişmanlık kaçınılmaz olur.

Günümüzde küçük, büyük bütün başarılı firmaların sahipleri ve yöneticileri, devletler ve idareci kadroları, çeşitli kurumların başında duran bütün idarî âmirler ve aile içindeki fertler, istişare etme mecburiyetindedir. "Danışman", "Danışmanlık" gibi çeşitli adlarla yürütülen faaliyetlerin tamamında, istişare ve ortak aklın işletilmesi söz konusudur. Ayrıca birçok konuda zaman zaman şûrâların (eğitim şûrâsı, güvenlik şûrâsı) yapılıyor olması da, bununla alâkalıdır. Çünkü topluluklar bilirler ki, bugüne kadar meşvereti görmezlikten gelen veya göz ardı edenler başarılı olamamıştır.

Meşveret meselesinde, kimlerle meşveret edileceği konusu önem arz eder. Bütün ülke insanını bir araya getirip, hepsi ile birden meşveret yapılmayacağına göre, onun sınırlı bir kadro veya ekiple (grupla) gerçekleştirilmesi mecburi olur. Ayrıca, meşveret konuları, büyük ölçüde ilim, uzmanlık ve tecrübe gerektirdiğinden, istişarenin de bu mevzularda uzmanlaşmış, ehil kimselerden oluşması gerekir. Hassaten hayatın oldukça giriftleştiği, dünyanın oldukça küçüldüğü ve her problemin bir dünya problemi hâline geldiği günümüzde, meşveret heyetleri içinde ilim, fen ve teknikle ilgili mevzuları bilen kimselerin bulunması şarttır. Diğer taraftan, değişik şart ve devirlere göre istişarenin (meşveretin) icra şekli ve heyet mozaiği değişse de, onu teşkil eden kişilerin, ilim sahibi, adaletli, derin görüş sahibi ve sahalarında tecrübeli, hikmet ve feraset erbabı olmaları vasfı asla değişmemiştir.

Meşveret, hak ve hakikati ortaya koyma, mevcut şartlar altında yapılması gerekeni en uygun şekilde yapma imkânı verir. Ayrıca meşveret, istişare edilenlere değer verildiğini de gösterir. Onların kalblerini hoşnut eder, işlerin beraberce yürütülmesini sağlar. İstişare usulüne göre yapılmışsa ve karar çoğunluğun tercihlerine uygun düşecek tarzda alınmışsa; artık orada üzerinde anlaşılan karara, içimize sinmese de, muhalefet etmek uygun değildir. "Ben farklı ve isabetli bir görüşte bulunmuştum." veya "Ben muhalefet şerhi koymuştum." gibi sözlerle, alınan karar aleyhine söz söylemek doğru değildir. Yeryüzü mirasçılarının bir vasfı olan meşveretin gerçekleşmesi için ön şartlar, kâmil bir imana sahip olmak, yeniden dirilişin en önemli iksiri sayılan aşk ve şevk içinde bulunmak, akıl, mantık ve şuur üçlüsüyle ilme yönelmek, kâinât, insan ve hayat mülâhazalarını bir kere daha gözden geçirip, yanlış ve doğrularını kritik etmek ve hür düşünüp düşünce hürriyetine saygılı olmaktır. Ayrıca meşveret ile ihlâs arasında güçlü bir münasebet vardır. 21. Lem'a'daki "sırr-ı ihlâs ile iştirak, sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü'l-mesai" ifadesi, ihlâsın sırrıyla ruhen buluşmayanların müşterek hareket etmekten, ortak olmak ve paylaşmaktan uzak kalacaklarına, kardeşlik sırrını kalblerine yerleştirmeyenlerin dayanışmayı beceremeyeceklerine, birlik sırrını keşfetmeyenlerin ise, işbölümü ve işbirliği yapmaya muvaffak olamayacaklarına dikkat çekmektedir