EYVAH! ALDANDIK. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat, bir uykudur; bir rüyâ gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider.. Mâdem hakikat böyledir; Gel, ey hayata çok müştak ve ömre çok tâlip ve dünyaya çok âşık ve hadsiz emellerle ve elemlerle mübtelâ bedbaht nefsim! Uyan, aklını başına al..



Hayat yolculuğumuzun dünya memleketinde geçen, geçecek kısmının yolculuğa var ediliş gayesidir imtihan. Dağların almadığını aldığında insan, yüklendiğidir. En başta gayba iman bir imtihandır. Din bir tecrübedir. Ve sonra dünya hayatında bizi bekleyen her şey bu tecrübe için gönderilmiştir, bunun sonucu için. Nimet imtihandır, en az hikmet kadar...

Ama ne var ki, insan gafletle pek yakın düşer, geldiği yeri, gideceği yeri unutuverir, sözde dünya kendini ona sevdirir. Fakat iş bu ya, her şey yolunda giderken, ya da gidecekken birden sorunlar baş gösterir. Şartlar bir anda değişiverir. İnsan acizdir, zayıftır, belası, düşmanı, ihtiyacı çok, elinde mücadele edecek güç yok bir fıtrattadır. Ve Rabbisine sığınır.

Buraya kadar işleyişte pek bir sıkıntı yok. Dua ederiz, sıkıntımızı Rabbe arz ederiz, derman isteriz, afiyet isteriz.

Olur ya, bir şey değişmez, o imtihan bir kere gelmiştir kapınıza ne yapsanız gitmez. Cüz-i iradenizi kullanmak, çaresi olan şeyde acze düşmemek adına ne varsa sarf edersiniz. Ya da durup beklersiniz, çünkü elbet geçecektir. İmtihanların hepsi belli bir süre içindir. (Sonra suret değiştirir, bu surede siz de değişir, gelişir veya kötüleşirsiniz. Böylece hayat yolculuğunuz boyunca birbirinizi hiç terk etmezsiniz.)

Siz dünyayı baki sananlardan değilsinizdir. Aslına bakılırsa dünyanın nasıl bir yer olduğunu artık sezmişsinizdir. Rabbinizden dünyayı talep ettiğiniz de yoktur. Elbette imtihan edileceğiniz gerçeğini de bilirsiniz, isyan da etmezsiniz. Dua edersiniz, çok dua edersiniz. Ve beklersiniz. Çünkü sizin için belki dünyaya aldanma kısmı geçilmiştir. Madem öyle, sizi yeni bir sınıf beklemektedir.

Bir de kiminizi kiminize bir imtihan aracı yaptık ki, bakalım sabredecek misiniz? Rabbin, her şeyi hakkıyla görendir. Furkan – 20
Siz dünyayı aşmayı başarmış olabilirsiniz oysa dünya sizden el çekmez. Çeşitli suretlere girer ve sebeplere biner. Yine karşınıza çıkar, ama bu sefer onu tanıyamazsınız. Şeytanı, vesveselerini, hırslarını, içinize, nefsinize attığı tohumları fark edemezsiniz artık. Çünkü karşınızda kişiler vardır. İmtihan olunduğunuz ama kızabileceğiniz, suçlayabileceğiniz, beklentiye gireceğiniz suretlerdir bunlar. İmtihan olduğunuzu çözseniz bile aşmayı çok zor becerebileceğiniz canlı imtihan salonlarıdır. Belki de sizin salonunuza uğramış atölye çalışmalarıdır. Bitirirseniz, geçersiniz, giderler. Yapamazsanız, aslında uzun süre kalan onlar değil siz olursunuz..

İnsanlar: "İnandık! demeleriyle bırakılıp da imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Ankebut – 2
Belki hastalığa daha kolay sabrediyorsunuzdur. Direk rabbinizden geldiğini bildiğiniz için. Karşılığında sizi elbet bir mükâfatın beklediğini ya da bir hatanızın silindiğini bildiğiniz için. Veya maddi zorluklar sizi sıktığında, duaya vesile oluyordur, sizi rabbinize daha yakın kılıyordur belki. Kalbinizi hüşyar ediyordur.

Ama araya kişiler girdi mi, hele de bu kişiler ‘görüşmem, uzak dururum olur biter’ diyemeyeceğiniz yakınlıktaysa veya o zamanki şartlar veya imtihanın kendi gereği bir adım bile değişemiyorsa ilişkiniz, işte kaygan zemine geldiniz.

Birçok yol denenebilir bu durumda. En çok karşı tarafı değiştirmek isteriz en başta. Elimizle, dilimizle, kalbimizle, emek emek. Uykularımızı feda ederiz, anlayabileceğini düşündüğümüz yolları bulmak için. Meramımızı anlatabilmek için. Belki bilse değişir diye düşünürüz ilk zamanlar. Bazen imtihanınız inatçı çıkar, bu yoldan umut olmadığını anlarsınız. Kendinizi değiştirmeye çalışırsınız, zordur, başarılı olamazsınız. Sonra elimden geleni yaptım, duaya sarılayım dersiniz. Bazen imtihan gereği duanız kabul oluverir, bazen olmaz. Ama iki durum da başka bir imtihan demektir aslında. Unuturuz. Ve nedense biz hep imtihan gibi görünmeyen imtihanları seçiyor oluruz..

Böyle durumlarda şu hadis-i şerif gelir aklıma; müminler bir binanın tuğlaları, taşları gibidir.

Uhuvvet ağırlıklı bir manadan gayrısı pek gelmezdi aklıma bu cümle üzerinden. Oysa dikkatle bakınca çok açık şekilde görülüyor ki, hep bizim olduğunu zannettiğimiz bu hayat münferid değil. Dikey bağlılığı bir yana, o dikey bağın getirdiği çok fazla yatay bağlantı noktası taşıyoruz ömrümüz boyunca.

Bunu dünyadaki tüm mahlukat üzerinde, onların birbirleriyle olan ilişkilerinde çok rahat gözlemleyebiliyoruz aslında. Bir taşın bile yere düşmesinin titreşimlerinin tüm dünyayı ilgilendirdiğini fizik sayesinde çözüyoruz. Ekolojik denge diyoruz, yaşam piramitleri çiziyoruz ve anlıyoruz ki, aynı hayatı paylaştığımız tüm organizmalarla bilerek veya bilmeyerek çok fazla sayıda etkileşim, dönüşüm içine giriyoruz. Yani maddi olarak en üst hayat mertebesine ait olsak da, asla “kendi hayatımı yaşıyorum” moduna giremiyoruz. Zaten manevi olarak hiç giremeyeceğimizi en baştan kabul etmiş oluyoruz. Ne rabbimize, ne mahlukatına, ne de fıtri ve şer’i şeriata karşı..

Ama sözgelimi bir karar aldığımızda, bu bizim kararımız olsun istiyoruz. Bir seçim yaptığımızda, sadece bizi ilgilendirsin istiyoruz. Bir şeyler değişsin diye didinip dururken, olaya sadece kendi açımızdan bakmış oluyoruz. Bazı şartlar artık kalksın isterken, o şartların başka kimleri ilgilendirdiğini hiç hesaba katmıyoruz. Bir şeyin imtihan olduğunu, imtihanımız olduğunu düşünürken içinde kaç çeşit imtihanın, kaç kişinin imtihanının var olduğunu çözemiyoruz.

Ben imtihan tuğlaları diyorum bunlara. İç içe girmiş bağlantı noktaları. Tek açıdan bakınca değişmesi gerekiyor, oysa altında bilmediğimiz onlarca gizli bağlantı bizleri bekliyor oluyor. Sözgelimi sizi çok rahatsız eden bir komşunuzla imtihan oluyorsunuz. Yukarıda geçen tüm seyri gerçekleştirdiniz. Artık sabırla dua ediyor ve bekliyorsunuz. Bazen geçen zaman öyle uzun geliyor ki size, dualarınızın kabul edilmediğini, nerede hata yaptığınızı düşünüp duruyorsunuz, bazen sabır dediğiniz şeyin sessiz bir inat ve güçlü bir hırs olduğunu, duada ısrardan inat ve isyana giden yollar olduğunu birden çözüveriyorsunuz. Rabbinizle sizin aranızda bir düğüm gibi beliriveriyor bu imtihan..

Evet, bu bir imtihan. Ve yine evet ki, bu sizin imtihanınız. Ama sadece sizin imtihanınız değil. Bu imtihanda daha onlarca tuğla var. Geçmişin izleri var, hem siz, hem karşı taraf için, yaşanması gereken uzantıları, belli bedelleri var mesela. Gelecekle ilgili yönleri var, herkes için. Bulunduğunuz anda bu basit komşu imtihanın kalkması için hayatının değişmesi gereken onlarca kişi var belki. Sizin varsayımınıza göre taşınsa kurtulacaksınız. Birincisi, Allah size bir sıkıntı yazdıysa, başka bir tuğla koyacak ve siz yine aynı sıkıntıyı farklı surette yaşayacaksınız. İkincisi, bu sıkıntıyla ilgili belki yüzlerce hikmet bulabilirsiniz, zaman perdesini bir çekseniz.. Ama benim için en önemlisi şu ki, farzı muhal o imtihan sebebi komşunun taşındıkları takdirde okulla ilgili birçok imtihan yaşaması muhtemel masum çocuğu, maddi olarak bir yük getireceği için sıkıntıya girecek sair aile fertleri, ailenin o an içinde bulunduğu ortamda ilişki halinde olduğu daha onlarca kişiyle olan ilişkilerine bakan yönünü düşününce.. Anlıyorsunuz ki, siz koca bir sistemin içinde dahilsiniz, ve sistem sizin hayatınızla ilgili olsa da sadece sizden ibaret değil. Sonucu sadece size bakmıyor, şartlar sadece sizin için, sizin isteğiniz üzere değişse, onlarca kişiye ucu dokunuyor. Ya da başınıza gelmesinde de onlarca kişiyle ilgili yönleri oluyor, yani orada sadece sizin başınıza sıkıntı olmak için bulunmuyor vs.

Dünyayı kendi etrafımızda döndürmek gibi eğilimler besliyoruz iç dünyamızda. Sahip olma duygumuzu en çok kendi hayatımız için kullanıyoruz galiba. İsteklerimizde ısrarcı, hikmetlere kör oluyoruz çoğu zaman. Oysa cahiliz. Ve bu cahilliği itiraf edip O’na sığınmadıkça zalimiz. En başta kendi nefsimize karşı. Hayatı sahiplenmeyen, dertleriyle dertlenmez. Haddini aşmaktan korkan, bu bilmediği hassas bağlantı noktalarını düşünmek zorunda bile kalmaz. Teslim olur. Rabbi tüm o bağlantıları zaten idare ediyordur. Fakat hayatını sahiplenen, imtihanlardan kaçmak isteyen, kişilerde boğulan, sebepleri aşamayan kişiler inatla yüklendiklerinde o bağlantı noktalarında büyük patlamalara neden olduklarını ancak yangınlar çıktığında anlıyorlar. Bazı istekleri, iyi ki istedikleri gibi olmamış diyorlar çok sonra. Öyle olsaymış, şöyle şöyle olurmuş diyorlar..

Biz birbirimiz için bir binanın tuğlaları gibiyiz. Rabbimizin iradesiyle ve hikmetiyle dilediği, kudretiyle yarattığı bir kalıp için çalışıyoruz. Hayat sahibi olduğumuz anda, bildiğimiz bilmediğimiz sayısız hayatla bağlantı haline olmak durumunda kalıyoruz. Seçimlerimiz kaç tana hayata uğrayarak bize gelecek, biz seçimlerimize giderken kaç tane hayatın üzerinden geçeceğiz bilmiyoruz. Öyleyse hayatı, hayatı verene, tüm hayat sahiplerinin hayatlarını idare edene teslim etmek zorundayız. Tek başımıza bir bina değiliz, var olamayız, ancak bu zorlukları aştığımızda anlamlı bir binaya önemli bir parça olabiliyoruz..

Öyle ise, pencereyi genişletmek gerek, at gözlüklerimizi atmak ve kendimizin zannettiğimiz şeylere bile dışarıdan bakmak. İçlerine girmeden..

Düşünseler şunu da anlarlardı ki: bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir ve ebedî âhiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir. Keşke bunu bir bilselerdi! Ankebut – 64

Nuriye Cakmak