Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 1/27 1234511 ... SonSon
265 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..


    Öyle bir sultana vezir ol ki!

    Erzurum’da IV. Murad devrinde yaşayan Allah’ın veli kullarından bir Habib Baba varmış. Bu zat, hacca gitmeye niyet etmiş. O günlerde hacılar yurdun dört bir yanından gelip İstanbul’da toplanır, oradan da kervanlar halinde yola çıkarlarmış.

    Habib Baba da, “yola çıkmadan önce bir temizlik yapayım” deyip İstanbul’da bir hamama gidivermiş. Aksilik ya, o gün o hamama vezirler gelecekmiş; dolayısıyla da kimse içeri alınmamış. Habip Baba da bu yasağa takılmış ama, “Ben şuracıkta bir kurnada yıkanıveririm.” diye yalvarıp yakarınca sadece ona hususi bir izin çıkmış. Biraz sonra vezirler bütün ihtişamları ve debdebeleriyle cümbür cemaat gelivermişler. Bu arada IV. Murad da tebdil-i kıyafet ederek halktan biriymiş gibi, o da bu hamama gelmiş o da yalvarıp yakarmış. “Şuracıkta bir kurnada su dökünürüm.” demiş ve zorla içeri girmiş. Tabiî bizim Habib Baba ile aynı kurnaya düşmüşler. Derken birbirlerinin sırtlarını keselemeye sıra gelince bir ara IV. Murad “Bir bize bak, bir de şu vezirlere. Bu dünyada padişaha vezir olmak varmış.” deyince, Habib Baba “Bırak sen onu dostum, öyle bir Padişah’a vezir ol ki, bütün bu vezirlerin padişahına senin sırtını keseletsin.” deyivermiş...

    Evet, kerametle tanımıştır padişahı. İnsan, Gerçek Padişah’a kul olunca insanlara değil, kâinâta bile hükmedebilir.


    Yâ Rabbî!.. Bizlere kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, bütün enbiyânın, Ehl-i beytin, Eshâb-ı kirâmın ve bütün Evliyâ-i kirâmın sevgisini ve sevgine kavuşturacak amel ve işleri nasip eyle!

    Benzer Konular
    Yüksek IQ 1. Bölüm - Kıssadan Hisseler - Hazır Cevaplar ...
    Yüksek IQ 1. Bölüm - Kıssadan Hisseler - Hazır Cevaplar ... Bu bölümdeki tersten veya düzden yüksek iq örneklerinden bazıları Hz. İbrahim’in yüksek anlayışı Nejat Uygur’un engin hayal gücü Güzel bir şiiri Kur’an ayeti zanneden şaşkı
    Necip Fazıl'dan Menkıbeler
    Necip Fazıl'dan Menkıbeler DOĞRU - YALAN İmam-ı Azam Hazretleri, kendisini kaza (Hakimlik) mevkiine davet eden Hâlifeye dedi ki: - Ben bu mevkie lâyık değilim! Ya doğru söylüyorum, ya yalan... Doğru söylüyorsam, lâyık değilim, bırakın ya
    Risale-i Nurdan Temsiller,Menkıbeler
    Risale-i Nurdan Temsiller,Menkıbeler 1-Tevazuya,kanaate ve onların mükafatına dair menkıbe iki şahsa benzer ki, büyük bir zâtın divanhanesine giriyorlar. Birisi kalbinden der: "Beni yalnız kabul etsin; dışarıdaki soğuktan kurtulsam bana kâfidir. En
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  2. #2
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Padişahın İşi Ne?


    Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
    Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

    - Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

    -- Akşam garip bir rüya gördüm.

    - Hayırdır inşallah?..

    -- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.

    - Nasıl yani?

    -- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

    Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;

    -- Kimdir bu?

    Ahali:

    - Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!..

    -- Nerden biliyorsunuz?

    - Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz...

    Bir başkası tafsilata girer;

    - Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine...

    Hele yaşlının biri çok öfkelidir.

    - İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..

    Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!... Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :

    -- Nereye?

    - Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

    -- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem... Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.

    - İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

    -- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

    - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

    -- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.

    - Aman efendim, nasıl kaldırırız?

    -- Basbayağı kaldırırız işte.

    - Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini...

    -- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.

    - Şurada bir mahalle mescidi var ama...

    -- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?

    - Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...

    -- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.
    Hadi yüklenelim...

    Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

    - Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...

    -- Nasıl yani?..

    - Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..

    -- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

    Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.

    Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

    - Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.

    Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...

    - Biliyor musun oğlum? diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..

    -- Niye?

    - Ümmeti Muhammed içmesin diye...

    -- Hayret...

    - Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. Hucceti islam okurdum...

    -- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...

    - Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...

    -- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?

    - İşte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.inan cenazen kalacak ortada...

    -- Doğru, öyle ya?..

    - Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?

    -- Peki o ne dedi?

    - Önce uzun uzun güldü, sonra;

    - Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  3. #3
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Bâyezîd-i Bistâmî kırk beş kere hacca gitmişti.

    Bir gün Arafat Tepesinde oturuyordu. Nefsi ona;
    “Bâyezîd! Senin bir benzerin var mıdır? Kırk beş defâ haccettin ve binlerce defâ hatmetme bahtiyarlığına eriştin.” diye fısıldadı.Bu ses onu üzdü. Derhâl toparlandı ve oradaki mahşerî kalabalığa;“Kim benim kırk beş defâ yapmış olduğum haccı bir ekmeğe satın alır?” diye sordu.Bir adam başını kaldırıp; “Ben alırım.” dedi ve ekmeği uzattı.Bâyezîd-i Bistâmî aldığı ekmeği orada bulunan bir köpeğin önüne attı. Sonra işini bitirip, yol hazırlığı yaparak, Rum diyârına doğru yola çıktı.

    Günlerce gittikten sonra bir râhip ile karşılaştı. Râhib, Bâyezîd-i Bistâmî’nin elini tutup, evine misâfir götürdü. Evinde ona bir oda verdi. Bâyezîd-i Bistâmî kendisine ayrılan bu odada ibâdete başladı ve kalbini Allahü teâlâya çevirdi. Râhip her gün onun yiyeceğini sabah akşam getirip önüne koyardı. Bu hal bir ay devâm etti.

    Bâyezîd-i Bistâmî daha sonra nefsine dönerek;
    “Ey nefis! Seni kırmak istiyorum, fakat Sen o kadar kötüsün ki kırılmıyorsun.” dediği sırada râhip içeri girdi ve;“İsmin nedir?” diye sordu.O da; “Bâyezîd!” cevâbını verdi.Râhip; “Ne güzel adamsın. Keşke Mesîh’in kulu olmuş olsaydın!” deyince, bu sözler Bâyezîd-i Bistâmî’ye ağır geldi ve evi terketmek isterken râhip;“Bizim burada kırk günü tamamla, öyle git. Çünkü bizim büyük bir bayramımız var, onu görmeni çok arzu ediyorum. Aynı zamanda çok değerli bir vâizimiz, sâdece bu günlerde bir defâ konuşur. Onu dinlemeni istiyorum.” deyince, bu teklifi kabûl ederek, kırk gün kalmaya râzı oldu.

    Kırkıncı gün geldiğinde râhib odaya girerek;
    “Buyurun dışarı çıkalım, bayram günümüz geldi.” dedi.Bâyezîd-i Bistâmî dışarı çıkmak için hazırlandı.Fakat râhib ona; “Siz bu kıyâfetle nasıl bin kadar râhibin arasına gireceksiniz? Bu yüzden üzerindeki elbiseyi çıkarıp, şu râhip elbiselerini giy ve boynuna İncil’i as!” dedi.Bu teklif ona çok ağır gelmesine rağmen, bunda da bir hikmet vardır diyerek râhibin getirdiği giysileri giydi.

    Râhiplerin arasına katıldı. Hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Biraz ilerledikten sonra râhiplerin en büyüğü geldi. Fakat konuşmuyordu. Niçin konuşmadığı sorulduğunda;
    “Nasil konuşabilirim, aranızda bir Muhammedî var!” diye cevap verdi.

    Halk ve râhipler galeyâna gelerek; “Onu göster parçalayalım.” diye bağrıştılar.Başrâhip; “Hayır, yemin ederim ki söylemem, ancak ona dokunmayacağınıza söz verirseniz, onu size tanıtabilirim.” dedi.Bunun üzerine râhipler ve halk, Muhammedî olan zâta dokunmayacaklarına dâir yemin ettiler.

    Başrâhip; “Allah için ey Muhammedî! Ayağa kalk ve kendini göster.” diye seslenince,Bâyezîd-i Bistâmî ayağa kalktı.Bas râhip; “Adın ne?” diye sordu.“Bâyezîd!” cevâbını verdi.“Tahsil gördün mü?” diye sorunca;“Rabbim öğrettiği kadar bir şeyler biliyorum.” dedi.Bunun üzerine râhip; “O hâlde bana şu hususları cevaplandır:

    İkincisi olmayan biri, üçüncüsü olmayan ikiyi, dördüncüsü olmayan üçü, beşincisi olmayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu, on birincisi olmayan onu, on ikincisi olmayan on biri, on üçüncüsü olmayan on ikiyi söyle bunlar nelerdir?”

    Bâyezîd-i Bistâmî baş râhibe; “Beni iyi dinle!İkincisi olmayan bir, eşi-ortağı, dengi ve benzeri olmayan Allahü teâlâdır.

    Üçüncüsü olmayan iki, gece ve gündüzdür.

    Dördüncüsü olmayan üç, üç talâktir (boşamadır).

    Beşincisi olmayan dört; Tevrat, Zebûr, İncîl ve Kur’ân-ı kerîmdir.

    Altıncısı olmayan beş, beş vakit namazdır.

    Yedincisi olmayan altı göklerin ve yerin yaratıldığı altı gündür.


    Sekizincisi olmayan yedi, yedi kat göktür.

    Dokuzuncusu olmayan sekiz, kıyâmet günü Arş’ı taşıyacak sekiz melektir.

    Onuncusu olmayan dokuz, kadının dokuz ay hâmilelik müddetidir.

    On birincisi olmayan on, Mûsâ aleyhisselâmın Şuâyb peygambere on yıl çobanlık etmesidir.

    On ikincisi olmayan on bir, Yûsuf peygamberin on bir kardeşidir.

    On üçüncüsü olmayan on iki, on iki aydır.” dedi.

    Râhip tebessüm ederek; “Doğru söyledin. Şimdi de bana, havadan ne yaratıldı, havada ne muhâfaza olundu ve kim hava ile helâk edildi? bunlardan haber ver.” dedi.

    Bâyezîd-i Bistâmî;Îsâ peygamber havadan yaratıldı, havada muhâfaza edildi. Âd kavmi hava ile helâk edildi.” diye cevap verdi.

    Râhip; “Doğru söyledin. Ağaçtan kim yaratıldı, ağaçta kim korundu ve ağaç ile kim helak oldu?” diye sorunca;

    Mûsâ aleyhisselâmın asâsı ağaçtan yaratıldı, Nûh aleyhisselâm ağaç içinde (gemide) korundu, Zekeriyyâ aleyhisselâm ise ağaç içinde testere ile biçilip helâk edildi.” cevâbını verdi.

    Râhip tekrar; “Doğru söyledin. Kim ateşten yaratıldı, kim ateşten korundu ve kim ateş ile helâk oldu?” diye sordu.O da;İblîs ateşten yaratıldı. İbrâhim aleyhisselâm ateşten korundu. Ebû Cehil ateş ile helâk oldu.” dedi.

    Râhip tekrâr; “Taştan kim yaratıldı, taş içinde kim korundu ve taş ile kim helâk oldu?” dedi.Bâyezîd-i Bistâmî;Sâlih peygamberin devesi taştan yaratıldı. Eshâb-i Kehf taş içinde korundu ve Ebrehe ve ordusu taş ile helâk edildi.” cevâbını verdi.

    Râhip; “Doğru söyledin. Âlimler, Cennet’te dört nehir vardır, biri baldan, biri sütten, biri sudan, biri de şaraptandır. Ayrı ayrı olan bu dört nehir aynı kaynaktan akıyormuş, diyorlar. Bunun dünyâda bir örneği var mıdır?” diye sordu.

    Evet vardır. İnsanın başından dört nehir akar. Kulak yağı acıdır. Göz yağı tuzludur. Burun suyu ayrı bir tad taşır. Ağızdan gelen su tatlıdır.” cevâbını verdi.
    Râhip yine; “Doğru söyledin.

    Cennet ehli yer içer fakat abdest bozmaz, su dökmez. Bunun dünyâda bir benzeri var mıdır?” diye sorunca;
    “Evet vardır. Ana rahmindeki cenin yer içer fakat dışkısı yoktur.” cevâbını verdi.Râhip; “Doğru söyledin.

    Cennet’te Tûbâ agacı vardır. Cennet‘te hiç bir saray, hiç bir köşk yoktur ki, bu ağacın dalına dokunmasın. Bunun dünyâda bir örneği var mıdır?” diye sordu.


    Evet vardır. Güneş sabahleyin doğunca böyle değil midir?” cevâbını verdi.
    Râhip; “Doğru söyledin. Simdi şunları cevaplandır: Bir ağaç vardır, on iki dalı bulunmakta, her dalında otuz yaprak ve her yaprakta beş çiçek yer almakta, bunlardan ikisi güneşe, üçü karanlığa bakmaktadır.Bu ağaç nedir?” deyince:

    “Ağaç bir yılı temsil eder. On iki dalı, on iki ay, her daldaki otuz yaprak, günleri, her yapraktaki beş çiçek de, beş vakit namazı temsil eder.” cevâbını verdi.Son olarak râhip söyle sordu:

    “Bana şu kimseden haber ver. Hacca gitmis, tavâf yapmış ve o makâmlarda bulunmuştur. Fakat onun ne rûhu vardır ne de hac kendisine vâcibdir?”
    Bâyezîd-i Bistâmî;“Nûh peygamberin gemisidir.”

    dedikten sonra, râhibe;
    “Ey râhip! Birçok sorular sordun. Biz onları cevaplandırmaya çalıştık. Müsâde ederseniz benim de sorularım var.

    Fakat ben bir sorudan başka sormayacağım.
    O da şudur:

    Cennet’in anahtarı nerededir
    ? Cennet kapılarının üzerinde ne yazılıdır?”
    Râhip sustu ve cevap vermekten kaçındı.Diğer râhipler bu duruma bozuldular ve;“Ey büyüğümüz mağlup mu oluyorsun?” dediler.O da; “Hayır mağlûb olmak istemiyorum.” deyince;“Peki öyleyse niçin cevap vermiyorsun.” dediklerinde;“Şâyet cevap verirsem benim cevabıma katılır mısınız?” dedi.Bunun üzerine hepsi birden söz verdiler.Râhip; “Dinleyin, şimdi cevap veriyorum. Cennet’in anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı olan ibâre;Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullahdır.” deyip müslüman oldu.Diger râhipler de hep bir ağızdan Kelime-i şehâdeti getirip müslüman oldular.Bâyezîd-i Bistâmî de onlarin yanında bir süre kalıp İslâmiyeti öğretti. Böylece onun buraya gitmesinin hikmeti anlaşıldı.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  4. #4
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Seyret, Sus ve Dinle




    Bir gün bir dağ güneşle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. Güneş pırıl pırıl ufukta tam karşısından doğuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.

    Dedi ki, "Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş bana gülümseyerek gün başlıyor."

    Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.

    Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor.

    "İiiiiiiiihhhhhh , bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı şimdi neden bozuyor?"

    Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve şöyle bir titredi.

    Tepeden aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya başladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen taşlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de başladı denizin güzelliğini seyre...

    Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar oluşturuyordu.

    Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

    "Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu?

    Kabul et gerçeği, herşey bir şeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede hergün ayrı bir şey öğretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE."

    Dağ denize sordu:

    "SEYRET, SUS ve DİNLE? O da ne demek?"

    Deniz, "Bak... Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin... Sustuğunda kendinden başkalarının söylediklerini duyabileceksin...

    Dinlediğindeyse onlardan öğrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin..."
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  5. #5
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Veli’nin attığı ok, geri dönmez

    Seyyid Ebül Vefa hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir köye uğramıştı.

    Köylülerden biri yanına gelerek;
    - Efendim, bu köyde âlim bir zat var, herkes onu çok sever ve saygı duyarlar, dedi.

    Ve ekledi:
    - O benim babamdır ve çok hastadır şu anda. Ayağa kalkamıyor. Bir ziyaret etseniz kendisini.

    Büyük Veli kabul edip vardı hastanın yanına.
    Biraz konuşunca, bozuk bir itikada saplanmış olduğunu anladı.

    Sordu kendisine:
    - Şifa bulursan, bu bozuk itikattan dönecek misin?
    - Evet döneceğim.

    Namaz kılıp, dua etti

    Ebül Vefa hazretleri “rahmetullahi aleyh” memnun oldu.
    Kalktı ve iki rekat namaz kılıp şifa bulması için dua etti.

    Sonra da ihtiyarın kolundan tutarak;
    - Haydi, Allah’ın izniyle ayağa kalk! buyurdu.

    Hiç hastalığı yokmuş gibi ayağa fırladı yaşlı adam.
    Sapsağlam olmuştu.

    Hazret-i Ebül Vefa;
    - Az önceki sözünde durmazsan, bu hastalık tekrar gelir sana, haberin olsun, buyurdu.

    Sözünde durmamıştı

    Ve ayrıldı o evden.
    Aradan birkaç sene geçti.

    Yine aynı köyden gelip çağırdılar bu büyük Veli’yi.
    Zira adam sözünde durmamıştı.

    Ve tekrar yakalanmıştı aynı hastalığa.
    Ancak Ebül Vefa hazretleri “rahmetullahi aleyh” gitmedi bu defa.

    - Ben ona söylemiştim, buyurdu. Demek ki, o kendi zararına razı olmuş. Böyleleri merhamete lâyık değildir.

    Ve ekledi:
    - Veli’nin attığı ok, çıkınca geri dönmez.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  6. #6
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Üstadın vazifesi
    Seyyid Ebül Vefa hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” bir talebesi, zaman zaman;
    - Efendim, talebenin hocasına, hocanın da talebesine karşı vazifeleri nedir? diye sorardı.

    Bu zat da;
    - Bu sualin cevabını, ancak yaşıyarak anlarsın, buyururdu.

    Ve bir gün o genci çağırıp;
    - Mısır’a git. Bir kimse benim için bin dinar nezretmiş. O parayı al getir, buyurdu.

    Talebe;
    - Baş üstüne efendim, deyip çıktı yola.

    Ebül Vefayı tanır mısın?

    Mısır’da, ilk rastladığı biri sordu kendisine:
    - Ebül Vefa hazretlerini tanır mısın?
    - Evet, hocamdır.

    Ona bin dinar uzatıp;
    - Bu parayı götürüp hocana teslim eder misin?
    - Tabii, ben de bunun için geldim zaten.

    Bin dinarı ondan alıp geri dönerken, çok güzel bir kadın gördü.
    Ve âşık oldu bir anda.

    Kadın da onu çok sevmişti.

    Birisiyle ona;
    - Benimle olmak istersen, cebine, bin dinar koyup filan yere gel, diye haber gönderdi.

    Teklifi kabul edip, o gece buluştular.

    Bir El peydah oldu

    Muhabbet ediyorlardı ki, gaibten, bir el peydah oldu birdenbire.
    Talebe, tanımıştı hocasının elini.

    Korkudan bayılıp düştü.
    Kendine gelince, hızla çıktı. Ve koşup, köyüne giden bir kervana katıldı hemen.

    Kadın da arkasından.
    Ebül Vefa hazretleri, o talebeye haber gönderip;
    - İkisi birlikte gelsinler, buyurdu.

    Onlar, korku içinde içeri girince, büyük Veli o talebeye dönüp;
    - Evladım, hani sen bana bir şey soruyordun ya, işte bu seyahatte ona bir cevap aldın, buyurdu.

    İkisi de tövbe ettiler Onun huzurunda.
    Ebül Vefa hazretleri, nikâhlarını kıyıp, evlendirdi ikisini.

    O kadın da, çok saliha bir hanımefendi oluverdi.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  7. #7
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Tatlı su fışkırdı
    Adiyy bin Müsafir hazretlerini “rahmetullahi aleyh” sevenlerden biri anlatıyor:

    Bir yolculuk esnasında yolum dağ başına uğradı.
    O gece dağda konakladım.

    Az sonra vahşi hayvanlar geldi yanıma.
    Ama bana hiç dokunmadılar.

    “Yoksa Adiyy bin Müsafir hazretleri mi var bu yakınlarda?” diye düşündüm kendi kendime.

    Zira bu hâl, o zata mahsus bir keramettir diye biliyordum.
    Gerçekten de o zatın sesini duydum o ara.

    Düşüncem doğruymuş meğer.
    Çok yorgun, aç ve susuzdum.

    Bu büyük Veli yanıma gelip ayağını yere vurdu.
    Baktım, tatlı bir su fışkırdı vurduğu yerden.

    Bir daha vurdu.
    Vurduğu yerden bir nar ağacı çıktı bu defa.

    Bana dönüp;
    - Bu nimetler, Allah’ın izni ile, senin için çıkmıştır, buyurdu. Ye, iç ve Ona şükreyle.

    Günahtan uzak dur!

    Bir gence, nasihatında;
    - Evladım, günahtan uzak dur, buyurdu. Zira tövbesiz ölenlere azap var ahirette.

    Şöyle devam etti:
    - Sen, başkalarının günahına bakıp da, seninkini küçük görme sakın. Zira o gün, küçük bir günah, senin için çok çetin olacaktır evladım.

    Ve ekledi:
    - Günah ateştir. Bunu hiç unutma.

    Gıybetten sakın!

    Bir gün de bir genç nasihat istedi bu zattan.

    Ona cevaben;
    - Gıybetten çok sakın, buyurdu. Zira gıybet, zina etmekten daha çirkindir.

    Delikanlı şaşırdı:
    - Zinadan mı dediniz efendim?
    - Evet. Hem de annesiyle zinadan. Falan âlim, filancadan üstündür demek de gıybettir. Çünkü duysa üzülür.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  8. #8
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Tanıdın mı bu yeri?
    Seyyid Ebül Vefa hazretleri “rahmetullahi aleyh”, henüz iki aylık iken Ramazan gelmişti.

    Gündüzleri hiç süt emmiyordu annesinden.
    Yürüyecek bir yaşa gelmişti ki, annesiyle birlikte bir yolculuğa çıktılar.

    Bir bostanın yanından geçerken, Ebül Vefa hazretleri annesine dönüp;
    - Anneciğim, burayı tanıdın mı? diye sordu.
    - Tanımadım, deyince hatırlattı:

    - Anneciğim, hani siz bir seferde yorulup, bir bostanın yanında mola vermiştiniz, hatırladın mı?

    Kadıncağız hatırladı o zaman.
    - Evet evet hatırladım.

    - Yolculardan bazısı, bu bostandan kavun çalıp kestiler. Ve herkese dağıtıp sana da bir dilim verdiler.
    - Evet oğlum.

    - Sen o kavunun çalındığını bilmediğin için yedin ve yer yemez şiddetli bir ağrı duydun karnında.
    - Evet.

    - İşte o ağrıyı ben vermiştim sana. Zira haram lokma girmişti boğazına.

    Senden süt emmezdim

    Şöyle devam etti:
    Sonra ben, iki aylık bebek idim ki, Ramazan’da gündüzleri hiç süt emmezdim anneciğim.

    Annesi tasdik etti:
    - Evet yavrum.

    - Sen, benim hasta olduğumu zannedip, üzülüyordun. Ama akşamları süt emince seviniyordun.

    Annesi hayretle;
    - Evet ama sen bunları nasıl biliyorsun? dedi. Ben bile zor hatırlıyorum.

    O, cevaben;
    - Rabbimiz bildirdi anneciğim, dedi. Zira cenâb-ı Hakkın her şeye gücü yeter.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  9. #9
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Şunu susturalım mı?
    İmam-ı Ali Naki “rahmetullahi aleyh”, âlim ve Evliyadandır.
    Seyyiddir ayrıca.

    Bu zatı, bir düğün yemeğine davet etmişlerdi bir gün.
    Kabul edip, teşrif etti.

    Ancak biri vardı ki, hiç hürmet göstermiyordu bu büyük Veli’ye.
    Bir şeyler konuşup halkı güldürüyordu.

    Hazret-i İmam önce sabretti.
    Ancak diğer insanlar da rahatsız oluyordu bundan.

    Bu zata yanaşıp;
    - Şunu susturalım mı efendim? dediler.

    Cevaben;
    - Lüzum yok, buyurdu. Biraz sonra gidecek buradan.

    O anda biri geldi oraya.
    O edebsize dönerek;
    - Annen damdan düşmüş, çabuk yetiş, ölmek üzere! dedi.

    Dondu kaldı bu haber üzerine.
    Telaşla kendini attı dışarı.

    Hem de tek bir lokma yemeden.

    Dünyada öyle yaşa ki...

    Bir gün de nasihat isteyen bir gence;
    - Sana iki nasihatim var, buyurdu. Birincisi, bu dünyada öyle yaşa ki, Allahü teâlâ seni, yasak ettiği bir şeyi yaparken görmesin.

    Ve ekledi:
    - İkincisi de, ibadetlerini öyle yap ki, Allahü teâlâ beğensin onları, kabul etsin.

    - O, hangi ibadetleri beğenir efendim?
    - Şartlarına uygun olarak yapılanları. Ahirette her işinden hesaba çekileceksin oğlum. Şimdiden hazırla cevaplarını.

    Son olarak;
    - Ehl-i sünnet âlimlerini çok sev, buyurdu. Onların nasihatlarına göre yaşa bu dünyada.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  10. #10
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.240
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 814 + 40628


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Talep edene hizmetçi ol

    Gece yarısından sonra, Hazret-i Mevlana’nın dergahının kapısı çalınır. Talebeleri açar. Sarhoş bir genç, (Ben Üstad Mevlana’yı görüp, elini öpüp duasını alacağım) der. Talebeler kovsalar da, o gitmez, (Duasını almadan asla gitmem) diye diretir. Talebeler ne yaptılarsa oradan uzaklaştıramazlar.



    Gürültüye Hazret-i Mevlana uyanır, (Ne var, ne bu gürültü?) diye sorar. Talebeleri, Efendim, sarhoş bir genç, duanızı almadan gitmeyeceğini söylüyor derler.


    Hazret-i Mevlana talebelerine, (O, sarhoş kafayla bu saatte bizi bulabilmiş, siz ayık kafayla içeri alamıyorsunuz. Belki samimidir, niye kovuyorsunuz? Talep edeni, ihlasla arayanı kovma yetkimiz yok ki. Ateşten çıkıp gelene, dön tekrar ateşe demeye hakkımız var mı? Bırakın gelsin yanıma) buyurur.

    Mevlana hazretlerinin bu sözlerini duyan genç gelir ve ağlayarak, (Hocam benim gibi sarhoş, edepsiz birisi için, talebelerinize sitem etmenize gönlüm razı olmadı. Beni de talebeliğe kabul buyurmaz mısınız? O talebelerin ve sizin hizmetinizde olmakla şereflenmek istiyorum) der.



    Hazret-i Mevlana gencin gözyaşlarını silip der ki:
    Evladım hoş geldin aramıza, kimin ne zaman ne olacağı belli olmaz, hangi vesile ile kavuşacağı belli olmaz.

    Allahü teâlâ âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber efendimize, "Beni talep edene hizmetçi ol" diye emrediyor. Bu yüzden talep edenin haline vaktine saatine bakılmaz, talebine bakılır. Sen bizi Allah için sevip bulmuşsun. Gerçekte talebin biz değil, Allah sevgisine kavuşmaktır. Buna engel olmaya kimsenin hakkı olmaz. Talebelere sitem edişim bu yüzden idi.

    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


Sayfa 1/27 1234511 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 119, 134, 140, 148, 149, 153, 154, 155, 159, 160, 161, 162, 163, 165, 172, 176, 191, 194, 195, 205, 600, aklı, akıllara, alâkası, aldıkları, âlemleri, alınmış, âmî, andan, anlayan, araf, arpa, arz, askerinin, avam, avret, azlığı, ağlayarak, ağzı, babacan, babama, bahçeyi, bakıver, bakıyorum, balkan, bayrak, bağlamış, bağırarak, başlarında, başındaki, bekçisi, beyinin, bildim, bildirip, bildirir, bilinen, bilinmez, bilirsiniz, bilmesi, bir adam, birlik, bitirmiş, bitti, bizimle, bizleri, bozan, boğaz, boğulur, boşa, budur, bulamaz, buldum, bulunmak, burayı, burcu, bırakmıyor, cahillerden, çalışıyor, camide, çarşı, çağırdı, cebinde, çekerdi, çekerse, cevaben, cihâ, cihanı, çoktur, çıplak, dadır, daire, darda, davranışları, dedikleri, dedikodu, dediler, delalet, demeye, demişler, devletinin, deyince, değildi, değilim, değiştirmek, dikkatle, dile, dilediğini, dilemek, dinde, dinlemedi, divanı, diyebilirim, diyorsunuz, diz, dökmek, doktora, doğrular, doğruları, dünyadan, durarak, duruma, duyan, düğü, düğümü, düşmanı, düşünmeliyim, düşünüyorum, dışında, edenleri, ediyorlar, eliyle, ellerinde, emirdağ, emrini, esam, etmeme, etmemesi, etmemiz, etmeyiz, etmişsin, ettirir, evden, eşsiz, fânîlerden, fare, feraseti, fikrini, fiyatlar, galebe, ganimet, gayret, gece, geçirmiş, geçmesi, gelişine, gelmiyor, gelmiş, gemide, gerçekleri, gerekiyor, getirip, gibi, gideceğini, gidiyorsunuz, girdim, giriniz, girmemiş, gitmez, gitmiş, gitti, gizliliklere, göndermiş, gördüğünü, göreceksin, görmeye, görünmek, görüyorum, gösteriş, günahtan, güruh, güzelliği, gıybetini, halet, halka, hallerini, hana, hapis, harap, hararet, harbi, harflerinin, hastalıktan, hastalığından, hastalığını, hayatım, hayrette, hazretlerini, hazırlan, hazırlıklar, hazırlığı, hendekte, hevâ, heves, hicr, hiddetle, hisseler, hitaben, hizmete, hristiyan, huyları, huylu, hıristiyan, ibadeti, îcâbı, içindeyim, iddiaları, iftiraya, iki, ikincisi, ilim öğrenmek, ilimle, ilimlerde, indirdi, insanlar, isbat, istedin, istediğini, istemeye, isteğini, itham, işaret, işgal, işiniz, işittim, işkence, işlememek, işlere, iştir, kabin, kabre, kadınları, kâfiri, kahramanlarından, kalacak, kalbinin, kaldıracak, kalmamış, kalsı, kardeşi, kardeşlerimizi, katıldı, kayseri, kederi, kemik, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesmeyi, kesti, kimsede, koyan, koyup, küfr, kullar, külü, kulumun, kurnaz, kurtaracağı, kuruş, kırka, kıssadan, kıyamete, lan, lisanı, mahlukat, mahvolur, malımı, manen, mazlumlar, mağfiret, mağlup, mecusi, memlekete, menkıbeler, mesel, meselede, meseledir, meseleyi, mesih, meydanı, milleti, mimarlar, muhakkak, mükellefiz, mümkü, müttefik, müş, nail, naki, nden, nefret, nesilden, neyin, nihayet, nurdur, odası, öfkeyi, okuyunca, olduk, öldürmeye, olduğundan, olgun, olmadı, olmayı, olsun, omuzuna, onlardan, onlarınki, oradan, oralarda, otururken, öğrendim, parçalar, parıldayan, peygamberdir, rahatla, rezil, rivayette, rüyalar, sahibidir, sahip, sakı, sardı, sayan, sekiz, sen, servet, seslendi, seslenir, sev, sevmeyen, sihri, sizde, sizdeki, sohbete, sohbetin, sordukları, sordular, sorumludur, söylemektir, söylemez, söylemiş, söyleyerek, suçludur, süfyan, sultana, süre, sürü, susuz, sıçan, sığı, sığınmak, takdim, takvaya, takvim, tanıyor, tapan, taşları, tebdili, ters, tevili, ticarette, tisa, titizlik, toplumdan, tutma, ücretleri, ufuk, uludağ, ümid, ümitsizlik, unutması, üstü, uyanı, vahy, vardır, vazifemi, vazifeni, verdiği, verildi, vermişler, veyahut, yalnızlıkta, yanmak, yapabiliriz, yapması, yapılırsa, yaradan, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yerden, yönden, yorgunluk, yüzleri, yüzleşmek, yıkıyor, yıldızları, zahmet, zahmetsiz, zamanla, zata, zâttı, zeminde, zengini, zikirle, zincire, zira, şahsiyet, şartları, şerleri, şevk, şeye, şeylerle, şeytandan, şeytanı, şükürle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222