Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 3/27 İlkİlk 123456713 ... SonSon
265 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    GÂFİL KALBLERİN TESİRİ

    Hicrî 1340 senesinin mübârek bir gününde İstanbul Ayasofya Câmii’nde Kur’ân-ı Kerîm ve mevlid-i şerîf ziyâfeti vardı. Câmî, mahfellerine kadar doluydu. Ulemâ ve talebe câmîde idi. Zamanın güzîde hâfızları Kur’ân-ı Kerîm ve mevlid-i şerîf okumaya başlamışlardı.


    Beylerbeyili Âdil Bey isminde, mânevî hâl sahibi ve keşfi açık bir zât da kürsüye yakın bir yerde oturmuş dinliyordu…
    Biraz sonra Âdil Bey’e mânevî bir daralma hâli geldi. Sıkıldı, bunaldı. Oysa içinde bulunulan o mânevî atmosferde Kur’ân ve mevlid okunurken böyle bir gönül daralmasının olmaması lâzımdı. Âdil Bey, merakla etrafına baktı. Gördü ki, tam karşısında kasvet-i kalbe mübtelâ bir gâfil var; farkında olmadan göğüs göğüse karşı oturuyorlar. Böylece o kasvetli ve gâfil kalbden kendisine daralma aksettiğini anlayan Âdil Bey, hemen yerini değiştirdi, böylece biraz ferahladıysa da, tesirini bir müddet gideremedi.2



    KISSADAN HİSSE:
    Sâlih kimselerden gönüllere huzur ve ferahlık aksettiği gibi, gâfil kimselerden de huzursuzluk ve kasvet akseder. Zîrâ gül bahçesinde dolaşan kalbler, binbir râyiha ile mest olurlarken, teressübat (pislik) civârına düşen ruhlar da teaffün eden (kokan) kötü kokularla bunalırlar. Onun içindir ki Cenâb-ı Hak, gönülleri çürümüş ve etraflarına dâimâ kötü tesir bırakan münkirler hususunda:


    “Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.” (el-En’am, 68) buyurmaktadır.


    Bu ilâhî emirdeki inceliği kalbî hassâsiyete sahip olan has kullar daha iyi anlarlar. Zîrâ kalbdeki hassâsiyet arttıkça ölçüler derinleşir, bakışlar perdenin arkasındaki gerçekleri görmeye başlar, hisler herkesin farkedemediği oluşları sezer. Buna bir misâl olarak Seyfi Baba’nın şu hâli pek ibretlidir:


    Sâmi Efendi Hazretleri’ni pek seven Hak dostlarından Seyfi Baba, keşfi açık, hâl sahibi bir zâttı. Topkapı’da oturuyordu. Birgün Sâmi Efendi -kuddise sirruh-’u ziyârete gelmişti. Ancak devlethâneye girer girmez düşüp bayıldı. Onu içeriye buyur edip üstadın huzuruna iletecek olan kişi telaşla üzerine su döküp ayılmasını temin ettikten sonra:

    “Hemen bir doktor çağıralım!” dediğinde Seyfi Baba bitkin bir hâlde müdâhale etti:

    “– Yok oğlum! Doktor filân çağırmayın; hâlimin maddî bir hastalıkla alâkası yok! Topkapı’dan Erenköy’e gelene kadar yollarda rastladığım isyân ehli ve isyân yerlerindeki kasvet tesir etti ve bu tertemiz kapıdan girip içerideki rûhaniyete nâil olunca da gönlüm o tesirlere dayanamadı. Buradaki mânevî iklîmin bereketi ve ârifler sultanı Sâmi Efendi’nin himmetiyle birazdan hiçbir şeyim kalmaz.” dedi.

    Hâsılı gâfillerden nasıl menfî tesirler zuhûr edip kalbi daraltıyorsa, sâlihlerden de müsbet ve feyizli tesirler hâsıl olup gönlü ferahlatmaktadır. Bu bakımdan gönül erbâbı, hâllerini muhâfaza için mümkün olduğu kadar gâfillerden uzak, sâlihlere yakın olmalıdır. Bu meyanda Hazret-i Dâvûd, Cenâb-ı Hakk’a zaman zaman şöyle ilticâ eylerdi:

    “Allâh’ım, beni gâfillerin meclisine yönelmiş görürsen, daha oraya varmadan ayaklarımı kır ki, onların yanına gidemeyeyim. Böyle yapman, benim için büyük bir lutuf olur.”
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  2. #22
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    TAM TESLÎMİYET



    Rivâyetlerde bildirildiği üzere Cenâb-ı Hak Mûsâ -aleyhisselâm-’ı Firavun’a gönderdiği zaman ona şöyle buyurdu:

    “Firavun’a git; çünkü o iyice azdı…” (Tâhâ, 24)

    Mûsâ -aleyhisselâm-, âile efrâdını ve davarlarını zâhirde emânet edeceği bir kimse olmadığından:

    “– Yâ Rabbî! Ev halkım ve davarlarım ne olacak?” dedi.

    Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, «muhafaza edenlerin en hayırlısı» olduğunu hatırlatarak şöyle buyurdu:

    “– Ey Mûsâ! Beni bulduktan sonra başka ne istersin? Sen benim emrimi edâya koş! Bana bağlan ve teslîmiyet göster! İstersem, kurdu koyunlarına çoban eder ve meleklerimi de âilene muhâfız kılarım.

    Ey Mûsâ! Nedir bu düşündüğün? Anan seni denize attığı zaman seni kim kurtardı? Bundan sonra seni anana tekrar kim kavuşturdu? Sen hani, birini kazâ ile öldürmüştün de Firavun seni aramaya koyulmuş ve öldürmeye azmetmişti; o vakit seni ondan kim muhâfaza etti?..”

    Mûsâ -aleyhisselâm- bu söylenenleri hem dinliyor, hem de her cümlenin sonunda:


    “SEN, SEN, SEN YÂ RABBÎ!..” diyordu.


    KISSADAN HİSSE:
    Elbette ki Mûsâ -aleyhisselâm- bütün peygamberler gibi teslîmiyetin zirvesinde idi. Ancak peygamberler insanlara birer örnek şahsiyet olduğundan Cenâb-ı Hak, bizler için mühim olan bazı hususları onlar üzerinde tecellî ettirir ve böyle durumlarda nasıl davranacağımıza işâret buyurarak gönülleri irşâd eyler. Nitekim bu kıssada da anlatılmak istenen, bütün âlemlerin sahibi ve Rabbi olan Allâh Teâlâ’nın emirleri karşısında hiçbir beşerî mâzeretin geçerli olmayacağını beyândır. Çünkü onun emrini yerine getirmeye azmedenlerin ihtiyaç duyacağı her türlü yardım, ihsân ve muhâfazaya yegâne kâdir odur.

    Eğer kul ihlâs ve samîmiyetle Hakk’ın rızâsına râm olarak emirlerini îfâya gayret gösterirse, onun her hâlükârda kendisine yâr ve yardımcı olduğunu müşâhede eder. Nitekim o Hâfız-ı Mutlak, Mûsâ -aleyhisselâm-’ı Firavun’un sarayında büyütmüş, İbrâhîm -aleyhisselâm-’ı Nemrûd’un ateşleri ortasında gülistâna garketmiş, Ashâb-ı Kehf adı verilen sâlih gençleri üç yüz küsur sene bir mağarada uyku hâlinde zâlimlerin şerrinden muhâfaza etmiş ve Muhammed Mustafâ -aleyhissalâtü vesselâm-’ı da nice tehlikelerden sıyânet etmiş, husûsiyle Sevr mağarasında onu, düşmanların gözlerinden gizlemiştir. Şâir ne güzel söyler:


    Kimseden ummam meded hâfızım olsun Hudâ,
    Ben tevekkül eylerem «Fallâhü hayrun hâfizâ»
    Rahmetî
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  3. #23
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    BİR MECZÛB VE GÖNÜL İLÂCI

    Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri ilâç yaparken rastladığı bir hekime:

    “– Ey tabib! Sende benim hastalığıma da ilâç var mı?” dedi.

    Hekim sordu:

    “– Hastalığın nedir?”

    Bâyezîd Hazretleri:

    “– Günah hastalığı…” cevabını verdi.

    Hekim ellerini iki yana açarak:

    “– Ben günah hastalığının ilâcını bilmem.” dedi.

    O esnâda orada bulunmakta olan meczûb bir genç söze karışıp:

    “– Baba, senin hastalığının ilâcını ben biliyorum.” dedi.

    Bâyezîd Hazretleri de sevinçle:

    “– Söyle ey delikanlı!” dedi.

    Halkın meczûb gördüğü, ancak hakîkatte bir ârif olan genç, günah ilâcını şöyle tarif etti:

    “– On dirhem tevbe kökü ile on dirhem istiğfâr yaprağı al! Bunları kalb havanına koy! Tevhîd tokmağı ile döv! İnsâf eleğinden geçir! Gözyaşlarıyla yoğur! Aşk fırınında pişir! Böylece oluşacak olan macundan her gün beş kaşık al; hastalığından eser kalmaz!..”


    Bunları dinleyen Bâyezîd-i Bistâmî, içini çekti ve:

    “– Senin gibi âriflere mecnûn diyerek kendilerini akıllı sananlara eyvahlar olsun!..” dedi.




    KISSADAN HİSSE:
    Bir kul için halkın nazarından ziyâde Hakk’ın nazarı evlâ olduğu zaman kemâlât ve irfân yolları açılır. Artık onun bakış, duyuş ve hissedişi bambaşka bir sır ve derinlik arz eder. Böyle kullardan kimisi Veysel Karanî olur da halk ona gâfil bir hâlde mecnûn deyip durur. Fakat aslında o, Allâh ve Peygamberinin husûsî dostluklarına mazhar olmuştur.

    Diğer taraftan bu kıssa, «Sâlihlerle beraber olunuz!» (el-Tevbe, 119) ilâhî emrindeki bereketi aksettirir. Ârif olan gençte görüldüğü gibi, cümle sâlihlerden sudûr eden gönül reçeteleri de nice mânevî hastalıklara şifâ bahşederek kalbleri zinde ve pâk bir şekilde Hakk’a bağlar. Burada Bâyezîd-i Bistâmî’nin diri ve âgâh bir kalbe sahip olduğu hâlde gönül ilâcı istemesi, kendisindeki tevâzuun bir tezâhürü olması yanında sohbet ettiği hekimin gönlünü tedâvî içindir.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  4. #24
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Şimdiden hazırlanın!
    Ata bin Meysere hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir sohbetinde;
    - Kardeşlerim, aklı olan bir kimse, şimdiden ahirete hazırlanır ve o şiddetli Cehennem ateşinden kurtarır kendisini, buyurdu. Rabbine ibadet, dinine hizmet eder. Böylece Cennet nimetlerine kavuşur ahirette.

    Ve sordu onlara:
    - İnsan bir şeyden korkarsa, zararından kurtulmak için ondan kaçar değil mi?
    - Evet efendim, dediler.

    - Peki bir şeye kavuşmak isterse ne yapar?
    - Onu elde etmek için çalışır, gayret eder.

    Buyurdu ki:
    - Ama zamanımızda bazı kimseler var ki, Cehennemden korkar da, yine günah işler. Ve Cennete girmeyi ister de İslamiyet’ten uzak yaşar. Yani davranışları, emellerine hiç uymaz.

    Şöyle bitirdi:
    - İşte ben bu insanlara şaşıyorum.

    Dua kabul olması için

    Bir gün de;
    - Efendim, dualarımızın kabul olması için ne yapalım? diye sordular bu zata.

    Cevaben;
    - Büyükleri vesile ederek dua edin, buyurdu. Yani “Filan Evliyanın hürmetine...” diyerek dua edin. O zaman kabul olur dualarınız.

    İyilerle birlikte olmak

    Bir gün de;
    - Dünyanın zararından kurtulmanın çaresi nedir efendim? diye sordular.

    Cevabında;
    - Bunun çaresi, kalbinde dünya sevgisi olmayanlarla beraber olmaktır, buyurdu.

    - Onlar kimlerdir ki efendim?
    - İslam âlimleridir, Evliyalardır, Allah adamlarıdır.

    - Böyle zatlar yoksa hocam?
    - O zaman o zatların eserlerini okumalıdır. O büyüklerin kitaplarını okuyanın kalbi nurlanır, temizlenir.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  5. #25
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Sultana şikâyet ettiler
    Seyyid Ebül Vefa hazretlerini “rahmetullahi aleyh” bazı çekemeyenler, zamanın sultanına şikâyet ettiler kendisini.
    - Sultanım, bu kişi sizi rakib görüyor kendisine. Niyeti kötü. Ona tâbi olan binlerce insan var.

    Ayrıca;
    - Herkese de Sultanlık benim hakkım diyormuş, dediler.

    Sultan;
    - Onu alıp huzuruma getir! diye emretti bir adamına.

    Ebül Vefa hazretleri “rahmetullahi aleyh”, o gelen kimse ile, Bağdat’a doğru yola çıktı.

    Ama yalnız değildi bu yolculukta.
    Kendisine onbin kişi refakat ediyordu.

    Derken gemiye binmek icab etti.

    Gemimiz ücretlidir

    Gemici, Ebül Vefa ismini duymuş, fakat gerçekten Veli midir, değil mi, öğrenmek istiyordu.

    - Ey seyyid! Gemimiz ücretlidir, dedi.
    Altın dolu bir kese verdiler bu gemiciye.

    Ama kabul etmedi.
    - Kardeşim, ücretse, işte altın. Almadığına göre, peki ne istiyorsun?
    - Efendim, mahşer gününde Sırattan selametle geçeceğime dair bana kefil olursanız, sizi gemiye alırım.

    Ebül Vefa hazretleri, bir miktar tefekkür edip;
    - İnşAllah selametle geçersin, buyurdu.
    - Bunun için bir delil istiyorum.

    Tamam, binebilirsiniz

    Mübarek zat, gemicinin yüzüne bir defa nazar etti.
    O nazarla gemici Allah deyip, kaybetti kendisini.

    Ayılınca,
    - Tamam, dedi. Hepiniz binebilirsiniz gemiye

    - Niçin kabul ettin? dediler.
    - Kendimden geçtiğimde, kendimi Sırat köprüsünde buldum, dedi. İnsanlar, güruh güruh Sıratta yürüyordu. Ama pek azı geçiyor, çoğu Cehenneme yuvarlanıyordu.

    Ve ekledi:
    - Ne yapacağım? diye düşünürken, Ebül Vefa hazretleri geldi yanıma. Elime yapıştı ve birlikte şimşek gibi geçtik Sıratı. Adeta uçarak.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  6. #26
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Sihirbazın sonu
    İmam-ı Ali Naki hazretleri “rahmetullahi aleyh” zamanında, Hindistan’dan bir sihirbaz gelmişti o memlekete.

    Acayip gösteriler yaparak, halkı güldürüyor veya hayrette bırakıyordu.

    Bu zatı çekemeyenler o sihirbaza;
    - Burada bir kimse var ki, herkes ona çok itibar ediyor. Eğer onu mahcup edebilirsen, sana bin altın veririz, dediler.

    Sihirbaz;
    - O iş kolay, dedi. Siz onu yemeğe çağırın. Gerisini ben hallederim.

    Yemeğe davet ettiler bu büyük Veli’yi.
    Kabul edip teşrif etti.

    Sihirbaz da gelip oturdu sofraya.
    Büyük Veli, Bismillah deyip elini ekmeğe uzattı.

    Tam bu sırada sihirbazın sihriyle ekmek havalandı sofradan.

    Gülüştüler ama…

    Sofrada bulunanlar, kahkahalarla gülüştüler.
    Ama Allah dostu üzülmüştü.

    Bir divan yastığında, aslan resmi vardı ki, büyük Veli o resme hitaben;
    - Şunu yut! diye emretti.

    Resim anında canlanıp, saldırdı sihirbaza.
    Ve parçalayıp yuttu.

    Sonra o kimselere dönüp;
    - Bir Allah düşmanını, bir Hak dostuna musallat etmeyin ki, siz de böyle bir belaya çarpılırsınız, buyurdu.

    Asıl marifet nedir?

    Bu zat, bir sohbetinde;
    - Kardeşlerim, Allahü teâlâ, kullarını bazı şeylerle imtihan eder. İmtihanı kazananlar Cennete girer, buyurdu.

    - İmtihan nasıl kazanılır efendim? dediler.
    - İnsanlardan gelen sıkıntılara sabretmekle, buyurdu. Ama bu da yetmez.

    - Başka ne lazım efendim?
    - Asıl marifet, o insanlara ayrıca gül demeti sunabilmektir.

    - Ama bu, çok zor hocam.
    - Evet zor. Ama zoru yapabilenler kazanır imtihanı.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  7. #27
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Öyle kullar vardır ki
    Bir gün bazı insanlar Adiyy bin Müsafir hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” huzuruna gelerek;
    - Keramet nasıl bir şey? diye sordular.

    - Görmek mi istiyorsunuz? buyurdu.
    - Evet efendim.

    - Allahü teâlânın öyle kulları vardır ki, şu dağlara bir işaret etse, dağlar o anda birleşir, buyurdu.

    O böyle der demez o dağlar birleşip ayrıldılar tekrar.

    Sordu onlara:
    - Yine ister misiniz?
    - Hem de çok.

    Bu defa da;
    - Allah’ın öyle kulları vardır ki, bir işaret etseler, şu ağaçlar secdeye kapanırlar, buyurdu.

    O böyle deyince, oradaki bütün ağaçlar secdeye kapandı.
    Sonra doğruldular yine.

    Dünya, imtihan yeri

    Bir gün de sevdiği bir gence;
    - Bu dünya, bir imtihandır, buyurdu. Nefs ve şeytan seni aldatmaya uğraşıyor. Kalbin, her an Allah korkusu ile titresin. Zira her halin ve düşüncen Ona malumdur oğlum.

    Şöyle devam etti:
    - Dünya malına da mağrur olma ki, sende devamlı kalmaz. Hiç gafil olma ki, ecel gelir yakalar. Ölümü, bir an bile unutma ki, o, ardından geliyor adım adım.

    Şefkatli ol!

    Bir gün de sevdiği bir gence;
    - Herkese şefkat ve merhametle davran, buyurdu. Ahlakını, Resulullah efendimiz aleyhisselamın ahlakıyle süsle, kul hakkından kork ve titre.

    Şöyle devam etti:
    - Hiç kimseye kızma, bilakis acı. Yoksa Peygamberimiz “aleyhisselam” senden dâvâcı olur ahirette. Cehennemden kurtulmak istiyorsan, günahtan uzak dur. Cehennemin ateşi çok şiddetlidir, bir an bile dayanamazsın.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  8. #28
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Onu imtihan edelim
    Seyyid Ebül Vefa hazretleri “rahmetullahi aleyh” Bağdat’ta iken sultanın baş veziri kendisini çok sevmiş ve talebesi olmuştu.

    Ama sultan inat ediyordu hâlâ.

    Biraz yumuşadıysa da fitneciler huzuruna gelip;
    - Sultanım, en güvendiğiniz ve sadık adamlarınız bile birer birer sizden ayrılıp, o zatın hizmetine giriyor, dediler.

    Sultanın kafası karıştı yine.

    Âlimleri yanına çağırıp sordu:
    - Bu Ebül Vefa’yı ne yapalım?

    - İmtihan edelim, dediler. En güç dini meseleleri soralım. Cevaplandırırsa ne âlâ. Yoksa işini bitirelim.

    Gidip haber verin

    Sultan beğendi bu fikri.
    - Tamam, gidip haber verin bunu kendisine.

    Gidip söylediler.
    - Peki olur, buyurdu. Filan yeri kazın. Orada demirden bir minber bulacaksınız. Onu çıkarıp, etrafında bolca ateş yakarak iyice kızdırın. Kıpkırmızı kor haline gelince, ben gelip o minbere çıkar ve oradan cevap veririm suallerinize.

    Dediği gibi yaptılar.
    Cümle halk, o meydanı lebalep doldurmuş, merak içinde bu zatın gelmesini bekliyordu.

    Sultan ve o kırk âlim gelip yerlerine oturdular.
    En son Ebül Vefa hazretleri “rahmetullahi aleyh” teşrif etti ve Besmele söyleyerek çıktı o kızgın minbere.

    Sorun soracağınızı!

    Halk bu hali görünce dehşete kapıldılar.

    Büyük Veli, vakar ve heybetle etrafına bakıp;
    - Ey âlimler, haydi sorun ne soracaksanız, buyurdu.

    Ama o âlimler, o anki şaşkınlık ve hayretten, soracakları şeyi tamamen unutmuşlardı.

    Ama O, her birinin sualini tek tek söyleyip, cevaplarını verdi.
    Ve aşağı indi.

    Bu kerameti gören âlimler ve Bağdat halkı, elini öpüp özür dilediler.
    Sultan da yumuşadı bu keramet karşısında.

    Ve anladı nihayet bu zatın büyüklüğünü.
    İhlasla tâbi oldu kendisine.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  9. #29
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Nereye gitmiştiniz?
    Bir gün de Ebül Vefa hazretleri “rahmetullahi aleyh” berberde tıraş oluyordu ki, tıraşın yarısında kalkıp, hızla bir yöne doğru koşturdu.

    Berber merak etti haliyle.
    Niçin böyle acele gittiğine bir mânâ veremedi.

    Ancak yarım saat sonra geri gelip oturdu yine berber koltuğuna.

    Berber tıraşa başlayıp;
    - Merak ettim efendim. Az önce öyle acil olarak nereye gitmiştiniz diye sordu.
    - Falan köye gitmiştim, buyurdu. Orası deniz kenarıdır ve buraya bir günlük mesafededir.

    O parayı al, bana getir!

    Ve rica etti ona:
    - Sen yarın yola çıkıp o köye var. Orada şöyle şöyle bir kimse olacak. Onu bul ve kendisine; (Siz denizde seyahat ederken, Fırtınaya tutuldunuz. Tam geminiz batacaktı ki, eğer kurtulursak, Ebül Vefa hazretlerine onbin dinar vereceğiz diye nezrettiniz. O esnada başı yarım tıraşlı biri gelip geminizi düzeltti ve kurtuldunuz) diye söyle.

    Ve ekledi:
    - O parayı alıp bana getir.

    Berber;
    - Baş üstüne efendim, dedi ve gidip buldu o adamı.

    Bunları söyleyince adamcağız çıkarıp verdi ona onbin dinarı.
    Üstelik de teşekkür etti kendisine.

    Gıybet, kul hakkına girer

    Bir gün de gıybetten sordular bu zata.

    Cevaben;
    - Gıybet günahı, zina günahından zordur, buyurdu.

    Sordular:
    - Hikmeti ne efendim? dediler.
    - Çünkü zinanın tövbesi kabul olur, gıybetinki olmaz.

    - Peki ne yapmamız lazım efendim?
    - Helallaşmaktan başka çaresi yoktur.

    - Neden efendim?
    - Çünkü bu, kul hakkına girer. Kul hakkını dünyada ödemek kolaydır. Ama ahirette çaresi bulunmaz.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  10. #30
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.228
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 813 + 40528


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Kurtuluş beratı
    Seyyid Ahmed Rıfai hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” talebeleri birbirlerini çok severlerdi.

    Hele iki talebe vardı ki, aşk derecesindeydi onlarınki.
    Birbirlerinde fani olmuşlardı.

    Hiçbir dünyalık menfaat düşünmeksizin severlerdi birbirlerini.
    Sadece Allah için.

    Öyle ki, bu sevgi tesiriyle kendilerinden geçiyorlardı bazen.

    Bir gün bunlardan biri el kaldırıp;
    - Yâ Rabbi, ahirette Cehennem ateşine girmeyeceğimize dair, yüce katından bize bir berat gönder, diye yalvardı.

    Öbürü can-ü gönülden;
    - Amiiin! dedi.

    O esnada beyaz bir kağıt indi gökyüzünden önlerine.

    Üzerinde yazı yoktu

    Sevinçle o kağıdı aldılar.
    Ancak hiç yazı yoktu kağıtta.

    Koşup hocalarına gösterdiler bu kağıdı.
    Seyyid hazretleri “rahmetullahi aleyh” o kağıda bir müddet baktı.
    Ve çok sevinçli olarak kalkıp şükür secdesine vardı.

    Başını secdeden kaldırıp;
    - Sana, binlerce şükrolsun yâ ilahi! Talebelerimin, Cehennemden âzad olunduğuna dair, dünyada iken bana vesika verdin, buyurdu.

    Sevinç gözyaşları akıyordu yanaklarına.

    O iki talebe;
    - Efendim, bu kağıtta hiç yazı yok, dediler.

    Cevabında;
    - Yazı var, buyurdu. Ama belli olmaz. Çünkü bu yazı Nur’la yazılmıştır. Beyaz kağıtta görünmez.

    İki şey olmasaydı

    Bir gün de sevdiklerine;
    - İki şey olmasaydı, dünyada yaşamaya değmezdi, buyurdu.

    Dinleyenler;
    - Onlar nelerdir efendim? dediler.

    Buyurdu ki:
    - Biri, seher vakitlerinde istiğfar, öbürü, Allah dostlarıyla sohbet etmektir.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


Sayfa 3/27 İlkİlk 123456713 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 119, 134, 140, 148, 149, 153, 154, 155, 159, 160, 161, 162, 163, 165, 172, 176, 191, 194, 195, 205, 600, aklı, akıllara, alâkası, aldıkları, âlemleri, alınmış, âmî, andan, anlayan, araf, arpa, arz, askerinin, avam, avret, azlığı, ağlayarak, ağzı, babacan, babama, bahçeyi, bakıver, bakıyorum, balkan, bayrak, bağlamış, bağırarak, başlarında, başındaki, bekçisi, beyinin, bildim, bildirip, bildirir, bilinen, bilinmez, bilirsiniz, bilmesi, bir adam, birlik, bitirmiş, bitti, bizimle, bizleri, bozan, boğaz, boğulur, boşa, budur, bulamaz, buldum, bulunmak, burayı, bırakmıyor, cahillerden, çalışıyor, camide, çarşı, çağırdı, cebinde, çekerdi, çekerse, cevaben, cihâ, cihanı, çoktur, çıplak, dadır, daire, darda, davranışları, dedikleri, dedikodu, dediler, delalet, demeye, demişler, devletinin, deyince, değildi, değilim, değiştirmek, dikkatle, dile, dilediğini, dilemek, dinde, dinlemedi, divanı, diyebilirim, diyorsunuz, diz, dökmek, doktora, doğrular, doğruları, dünyadan, durarak, duruma, duyan, düğü, düğümü, düşmanı, düşünmeliyim, düşünüyorum, dışında, edenleri, ediyorlar, eliyle, ellerinde, emirdağ, emrini, esam, etmeme, etmemesi, etmemiz, etmeyiz, etmişsin, ettirir, evden, eşsiz, fânîlerden, fare, feraseti, fikrini, fiyatlar, galebe, ganimet, gayret, gece, geçirmiş, geçmesi, gelişine, gelmiyor, gelmiş, gemide, gerçekleri, gerekiyor, getirip, gibi, gideceğini, gidiyorsunuz, girdim, giriniz, girmemiş, gitmez, gitmiş, gitti, gizliliklere, göndermiş, gördüğünü, göreceksin, görmeye, görünmek, görüyorum, gösteriş, günahtan, güruh, güzelliği, gıybetini, halet, halka, hallerini, hana, hapis, harap, hararet, harbi, harflerinin, hastalıktan, hastalığından, hastalığını, hayatım, hayrette, hazretlerini, hazırlan, hazırlıklar, hazırlığı, hendekte, hevâ, heves, hicr, hiddetle, hisseler, hitaben, hizmete, hristiyan, huyları, huylu, hıristiyan, ibadeti, îcâbı, içindeyim, iddiaları, iftiraya, iki, ikincisi, ilim öğrenmek, ilimle, ilimlerde, indirdi, insanlar, isbat, istedin, istediğini, istemeye, isteğini, itham, işaret, işgal, işiniz, işittim, işkence, işlememek, işlere, iştir, kabin, kabre, kadınları, kâfiri, kahramanlarından, kalacak, kalbinin, kaldıracak, kalmamış, kalsı, kardeşi, kardeşlerimizi, kayseri, kederi, kemik, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesmeyi, kesti, kimsede, koyan, koyup, küfr, kullar, külü, kulumun, kurnaz, kurtaracağı, kuruş, kırka, kıssadan, kıyamete, lan, lisanı, mahlukat, mahvolur, malımı, manen, mazlumlar, mağfiret, mağlup, mecusi, memlekete, menkıbeler, mesel, meselede, meseledir, meseleyi, mesih, meydanı, milleti, mimarlar, muhakkak, mükellefiz, mümkü, müttefik, müş, nail, naki, nden, nefret, nesilden, neyin, nihayet, nurdur, odası, öfkeyi, okuyunca, olduk, öldürmeye, olduğundan, olgun, olmadı, olmayı, olsun, omuzuna, onlardan, onlarınki, oradan, oralarda, otururken, öğrendim, parçalar, parıldayan, peygamberdir, rahatla, rezil, rivayette, rüyalar, sahibidir, sahip, sakı, sardı, sayan, sekiz, sen, servet, seslendi, seslenir, sev, sevmeyen, sihri, sizde, sizdeki, sohbete, sohbetin, sordukları, sordular, sorumludur, söylemektir, söylemez, söylemiş, söyleyerek, suçludur, süfyan, sultana, süre, sürü, susuz, sıçan, sığı, sığınmak, takdim, takvaya, takvim, tanıyor, tapan, taşları, tebdili, ters, tevili, ticarette, tisa, titizlik, toplumdan, tutma, ücretleri, ufuk, uludağ, ümid, ümitsizlik, unutması, üstü, uyanı, vahy, vardır, vazifemi, vazifeni, verdiği, verildi, vermişler, veyahut, yalnızlıkta, yanmak, yapabiliriz, yapması, yapılırsa, yaradan, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yerden, yönden, yorgunluk, yüzleri, yüzleşmek, yıkıyor, yıldızları, zahmet, zahmetsiz, zamanla, zata, zâttı, zeminde, zengini, zikirle, zincire, zira, şahsiyet, şartları, şerleri, şevk, şeye, şeylerle, şeytandan, şeytanı, şükürle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222