Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/27 İlkİlk 12345612 ... SonSon
265 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Namaza gelenin farkı

    Harun Reşid, bir Ramazan günü Behlül'e, akşam namazında camiye gitmesini ve namaza gelen herkesi iftara davet etmesini söyledi.


    Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:
    - Akşam camiye bu kadar insan mı geldi?


    Behlül cevap verdi:

    - Siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu ve daha başka şeyler sordum. Onları da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen bu kadarmış.

    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  2. #12
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Misafir istemeyen Kadin...


    Misafirperver bir sahabi vardi. Hanimi ise her gün kocasinin yaninda bir kaç misafirle gelmesine artik tahammül edemez olmustu. Birkaç defa kocasina:

    - Sen her gün birkaç misafirle geliyorsun, gelen misafirler, çocuklarimizin rizklarini yiyorlar, dediyse de kocasi, her gün yaninda birkaç misafir getirmekte israr ediyordu.
    Kadin sahabi dayanamayip, Resûlüllah'a sikâyete karar verdi:

    - Ya Resûlüllah! Kocam her aksam eve birkaç misafir getiriyor, böylece de kocamin kazandiklari hep misafirlere gidiyor. Bir gün hastalaniverse, açliktan ölmekten korkarim, dedi.
    Peygamber efendimiz(s.a.v.) kadinin kocasini, huzuruna çagirtti.

    Adam:

    - Ben misafirsiz edemem! Soframda misafir olmasi, bana nes'e ve bereket veriyor, diyor ve diretiyordu. Bu sefer Peygamberimiz (s.a.v.) kadina, bundan sonra fazla degil, bir misafire razi olup olmadigini sordu. Kadin buna da razi degildi:

    - Ben çocuklarimin rizkini baskalarinin yemesine riza gösteremem, diyordu. Adam hiç olmazsa bir misafirde israr edince; kadin bosanmaktansa bir misafire razi oldu. Fakat o aksam üzeri beyinin, yine eve iki misafirle geldigini gördü. Kadin sinirlenmisti, içi rahat degildi. Yemek hazirlamak için mutfaga girdi, üç kisilik yemek hazirlayip tepsiyi kocasina verdi. Biraz sonra da misafirlerden birinin çikip gittigini gördü. Hazirlanan yemeklerden biri yenmemisti.
    Kadin kocasina:

    - Misafirin biri niçin yemek yemeden çikip gitti? diye sordu.

    Adam, ikinci misafirin farkinda degildi:

    - Sen hangi misafirden bahsediyorsun. Ben bir misafirle geldim, o da içerde iste diye cevap verdi.

    Kadin çok iyi görmüstü. Misafirin birisi yemek yemeden çikmisti.

    Bu münakasanin içinden çikamayacaklarini anlayan kari-koca, hemen Efendimiz Hazretlerine müracaata gittiler ve durumu anlattilar...

    Onlari dinleyen Peygamber efendimiz (s.a.v.) söyle buyurdu.

    - Evet! Eve iki misafir gelmisti. Fakat bunlardan birisi hakiki insan degil, insan suretine giren rizkti. Allah (c.c.) hanimini akillandirmak için rizki insan kiligina sokmustu.Haniminin ise, yine misafirler için bir miktar rizki gözden çikarip hazirladi, ama o rizki, eksilmedi.

    Sunu iyi bilesiniz ki, her misafir kendi rizki ile gelir. Ve kimse, kimsenin rizkini yiyemez, eksiltemez... Hatta misafir, bir evin bereketini arttirir ve o evin rizkinda artma olur, buyurdular. Tabii ki kadin, bu hadiseden sonra itiraz edecek durumda degildi...
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  3. #13
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Mesneviden Hikayeler / GERÇEK AŞK



    Ey dostlar! Bu hikayeyi dinleyiniz. Hakikatte o bizim bu günkü halimizdir

    Bundan evvelki bir zamanda bir padişah vardı. O hem dünya, hem din saltanatına malikti. Padişah, bir gün hususi adamları ile av için hayvana binmiş, giderken ana caddede bir halayık gördü. O halayığın kölesi oldu. Can kuşu kafeste çırpınmaya başladı. Mal verdi o halayığı satın aldı.Onu alıp arzusuna nail oldu. Fakat kazara o halayık hastalandı.


    Birisinin eşeği varmış, fakat palanı yokmuş. Palanı ele geçirmiş, bu sefer eşeği kurt kapmış. Birisinin ibriği varmış, fakat suyu elde edememiş. Suyu bulunca da ibrik kırılmış!


    Padişah sağdan, soldan hekimler topladı. Dedi ki: “İkimizin hayatı da sizin elinizdedir. Benim hayatım bir şey değil, asıl canımın canı odur. Ben dertliyim, hastayım, dermanım o .Kim benim canıma derman ederse benim hazinemi, incimi ve mercanımı ( atiye ve ihsanımı) o aldı (demektir)”.


    Hepsi birden dediler ki: “Canımız feda edelim. Beraberce düşünüp beraberce tedavi edelim. Bizim her birimiz bir alem Mesih’idir, elimizde her hastalığa bir ilaç vardır.”

    Kibirlerinden Allah isterse (inşaallah ) demediler. Allah da onlara insanların acizliğini gösterdi.”İnşaallah” sözünü terk ettiklerini söylemeden maksadım, insanların yürek katılığını ve mağrurluğunu söylemektir. Yoksa arızi bir halet olan inşaallah’ı söylemeyi unuttuklarını anlatmak değildir. Hey gidi nice inşaallahı diliyle söylemeyen vardır ki canı “inşaallah” la eş olmuştur.

    İlaç ve tedavi nevinden her ne yapıldı ise hastalık arttı maksat da hasıl olmadı.O halayıkcağız, hastalıktan kıl gibi olunca padişahın kanlı göz yaşı ırmağa döndü. Kazara sirkengübin safrayı arttırdı. Badem yağı da kuruluk tesirini göstermeye başladı. Karahelileyle kabız oldu, ferahlığı gitti; su, neft gibi ateşe yardım etti.


    Padişah, hekimlerin aciz kaldıklarını görünce yalınayak mescide koştu.Mescide gidip mihrap tarafına yöneldi. Secde yeri göz yaşından sırsıklam oldu.Yokluk istiğrakından kendisine gelince ağzını açtı, hoş bir tarzda medhü senaya başladı:

    “En az bahşişi dünya mülkü olan Tanrım! Ben ne söyleyeyim? Zaten sen gizlileri bilirsin.Ey daima dileğimize penah olan Tanrı! Biz bu sefer de yolu yanıldık.Ama sen “Ben gerçi senin gizlediğin şeyleri bilirim. Fakat sen, yine onları meydana dök” dedin.

    Padişah, ta can evinden coşunca bağışlama denizi de coşmaya başladı.Ağlama esnasında uykuya daldı. Rüyasında bir pir göründü.
    Dedi ki: “Ey padişah, müjde; dileklerin kabul oldu. Yarın bir yabancı gelirse o, bizdendir.O gelen hazık hekimdir. Onu doğru bil, çünkü o emin ve gerçek erenlerdendir.İlacında kati sihri gör, mizacında da Hak kudretini müşahede et.”

    Vade zamanı gelip gündüz olunca... güneş doğudan görünüp yıldızları yakınca:Rüyada kendine gösterdikleri zatı görmek için pencerede bekliyordu.Bir de gördü ki, faziletli, fevkalade hünerli, bilgili bir kimse, gölge ortasında bir güneş;Uzaktan hilal gibi erişmekte, yok olduğu halde hayal şeklinde var gibi görünmekte.

    Ruhumuzda da hayal, yok gibidir. Sen bütün bir cihanı hayal üzere yürür gör!Onların başları da, savaşları da hayale müstenittir. Öğünmeleri de, utanmaları da bir hayalden ötürüdür.Evliyanın tuzağı olan o hayaller, Tanrı bahçelerindeki ay çehrelilerin akisleridir.
    Padişahın rüyada gördüğü hayal de o misafir pirin çehresinde görünüp duruyordu.Padişah bizzat abeyincilerin yerine koştu, o gaipten gelen konuğun huzuruna vardı.Her ikisi de aşinalık (yüzgeçlik) öğrenmiş bir tek denizdi, her ikisi de dikilmeksizin birbirine dikilmiş, bağlanmışlardı.

    Padişah: “Benim asıl sevgilim sensin, o değil. Fakat dünyada iş işten çıkar.Ey aziz, sen bana Mustafa’sın. Ben de sana Ömer gibiyim. Senin hizmetin uğrunda belime gayret kemerini bağladım” dedi.

    Tanrı’dan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  4. #14
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Sahibini kim bilmez

    İslam âlimlerinin büyüklerinden Abdullah bin Mübarek, birkaç koyun otlatan bir çocuk gördü. Ona acıdı. (Zavallı Çocuk!.. Küçük yaşta çobanlık yapıyor. Büyüyünce Allahü teâlânın ibadet ve marifetine nasıl kavuşur) diye düşündü. (Gidip çocuğa Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim) diye, çocuğun yanına geldi ve aralarında şu konuşmalar geçti:
    - Evladım, Allahü teâlâyı bilir misin?
    - Kul sahibini nasıl bilmez!..

    - Allahü teâlâyı ne ile biliyorsun?
    - Bu koyunlar ile.

    - Bu koyunlar ile Onu nasıl biliyorsun?
    - Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunları koruyucu birisi lazımdır ki, bunlara su ve ot versin! Kurttan ve diğer tehlikelerden korusun. Bundan anladım ki, bu âlemdeki her şey, insanlar ve cin, bu hayvanlar, canavarlar, kanatlı kuşlar Yaratıcısız olamazlar. İşte bu koyunlar ile, Allahü teâlâyı böylece bildim.

    - Allahü teâlâyı nasıl bilirsin?
    - Hiçbir şeye benzetmeden bilirim.

    - Böyle olduğunu nasıl bildin?
    - Yine bu koyunlardan.

    - Nasıl yani?
    - Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlar benim ne düşündüğümü ne yapacağımı bilemez. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler ve ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allahü teâlânın elbette kullarına benzemeyeceğini anladım: “Ona benzeyen bir şey yok. O her şeyi işitir ve görür.”

    - İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi?
    - Ben bu sahralarda, nasıl bir ilim öğrenebilirim?

    - Peki başka neler biliyorsun?
    - Üç ilim bilirim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.

    - Bunlar nelerdir?
    - Gönül ilmi şudur ki; bana kalb verdi. Kendini tanımak ve sevmek yeri yaptı. Bu kalb ile Onu bileyim. Onun sevdiklerine gönülde yer vereyim. Sevmediklerine yer vermeyeyim ve böylelerinden uzak olayım.

    Dil ilmi şudur ki; bana dil verdi. Dili zikir etmek, Onun adını söylemek yeri yaptı. Bununla Onu hatırlayıp adını söylemeyi, Ondan bahsedilmeyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı istedi.

    Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir. Onun ile kendine hizmet olan her şeyi yaparım. Hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.

    - Maşallah evladım sana. Bana bir diyeceğin var mı?
    - Ey efendi! Âlim olduğun yüzünden belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızası için öğrendiysen insanlardan istemeyi kes! Yok, dünya için öğrenmişsen, Cennet arzu ve isteğini kalbinden çıkar.

    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  5. #15
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    .Gül Yaprağı




    Dergâhin kapisi hikmeti arayan herkes icin acikti. Dergaha hakikatin pesine düsen herkes kabul ediliyordu. Dergâhta gecerli olan incelik; anlatmak istediklerini konusmadan aciklayabilmekti.

    Bir gün dergâhin kapisina bir yabanci geldi. Yabanci kapida öylece durdu ve bekledi. Bu kapida sessizce ve sezgiyle bulusmaya inaniliyordu, o yüzden kapida herhangi bir taokmak, veya zil yoktu. Bir süre sonra kapi acildi, icerdeki mürid, kapida duran yabanciya bakti. Bir selamlasmadan sonra sözsüz konusmalari basladi. Gelen yabanci, dergâha girmek, fikir halkasina dahil olmak, burda kalmak istiyordu. Kapiyi acan mürid bir ara kayboldu, sonra elinde agzina kadar suyla dolu olan bir kapla geri döndü ve bu kabi yabanciya uzatti. Mürid elinde ki dolu su kabiyla sunu demek istiyordu:

    Dergahimiz yeni bir aracayi kabul edemeyecek kadar doludur.

    Bu durum karsisinda yabanci dergâhin bahcesindeki güllerin yanina gitti, güllerden bir gül yapragini alarak kabin icindeki suyun üstüne birakti. Gül yapragi suyun üstünde yüzüyordu ve su bir damla dahi tasmamisti. Bu durumu gören mürid saygiyla egildi ve kapiyi acarak yabanciyi iceriye aldi. Hal dili ile söyle denilmisti:

    Dergâhta suyu tasirmayan bir gül yapragina her zaman yer vardi..
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  6. #16
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Sultanlığı nasıl bıraktı

    Belh Sultanı İbrahim Edhem, bir gece hanımıyla kuş tüyü yatakta yatarken kendisini rahat hissetmiş olacak ki, (Hatun, Cennette de seninle böyle beraber olsak) dedi. Tam bu sırada sarayın damında bir ayak sesi işitildi. Damda bir adamın gezdiği anlaşılıyordu.

    İbrahim Edhem, sinirlenmişti. (Kim bu saatte o damdaki... Ne arıyorsun orada?) diye seslendi. (Devemi kaybettim, onu arıyorum) diye cevap geldi.

    Hükümdar, iyice kızmıştı... (Behey şaşkın, damda deve mi olur!) diye haykırdı. Damdaki, dedi ki:
    (Ey hükümdar! Damda deve aranmaz da, atlas yataklarda Cennet aranır mı?)

    Bu söz hükümdara çok tesir etmişti...

    Sabah vezirleriyle görüşürken aklı fikri gece olan bu olayda idi. Bu sırada bahçeden sesler gelmeye başladı. Pencereden bakınca, iri yarı bir delikanlının saray muhafızları ile tartıştığını gördü. Seslenerek onları içeri çağırdı ve gence ne istediğini sordu. Genç sinirle, (Ben hana girmek istiyorum, bunlar bırakmıyor) dedi. İyi ama burası han değil ki, saraydır, ben de padişahım dedi. Genç itiraz etti, hayır han dedi. Peki nasıl han oluyor? Senden önce kim vardı burada? Babam vardı. Ne oldu ona? Göçtü gitti. Ondan önce? Dedem vardı. Ona ne oldu? O da göçüp gitti. Peki efendim, birinin konup birinin göçtüğü yere han denmez mi?

    Genç bunu söyleyip, çekip gitti.

    Gece damdaki adamın sözleri ve şimdi de bu gencin sözleri iyice canını sıkmıştı padişahın. Hemen av elbiselerini giyinip, kırlara doğru sürdü atını. Bu iki olayın tesirinden kurtulmaya çalışıyordu. Bir ceylan gördü. Bunu kovalamaya başladı. Birkaç saat bununla uğraştı. Sonunda öyle bir yere sıkıştırdı ki, artık ceylanın kaçacağı yer yoktu. Kendi kendine ceylana seslendi, beni çok yordun, şimdi ne yapacaksın, nasıl kurtulacaksın elimden? O anda ceylan, Allahü teâlânın izniyle dile gelip, senin başka işin yok mu, ne istiyorsun benden, beni öldürmek için mi yaratıldın sen, kendi vazifeni yapsana sen) dedi.

    Bunun üzerine İbrahim Edhem, okunu yayını atıp tevbe etti. Padişahlığı da bıraktı, bir daha memleketine dönmedi. Gitti, İslam âlimlerine talebe oldu, senelerce ilimle uğraştı. Sonunda İbrahim Edhem hazretleri oldu.

    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  7. #17
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    ÖNDE GİDENLERİN MESÛLİYETİ




    Birgün Ebû Hanîfe Hazretleri çamurda yürüyen bir çocuğa rastlamıştı. Ona merhamet ve şefkatle tebessüm ederek:
    “– Evlâdım, dikkat et de düşmeyesin!” dedi.

    Çocuk da, zekâ ve basîret parlayan gözleriyle İmâm’a döndü ve kendisinden pek de beklenmeyecek şu ibretli mukâbelede bulundu:

    “– Ey İmâm! Benim düşmem basittir, düşersem yalnız ben zarar görürüm. Fakat asıl siz dikkatli olunuz. Zîrâ eğer sizin ayağınız kayacak olursa, size tâbî olup peşinizden gelenlerin de ayağı kayar ve düşerler ki, bunların hepsini kaldırmak da oldukça zordur.” dedi.

    Çocuğun sözlerine hayran kalan İmam, ağlamaya başladı ve talebelerine:

    “Şâyet bir meselede size daha kuvvetli bir delil ulaşırsa, o hususta bana tâbî olmayınız. İslâm’da kemâlin alâmeti budur. Bana olan sevgi ve bağlılığınız da ancak bu şekilde ortaya çıkar…”


    HİSSE:
    Hak yolunda ön saflarda bulunmak hem bereketli, hem de mes’ûliyetlidir. Zîrâ önde bulunanların, güzellikleri etraflarına tesir ettiği gibi yanlışlık ve çirkinlikleri de etrafları tarafından doğru telâkkî edilerek taklîd ve uygulanmak sûretiyle şuyû bulur. Onun için İmâm-ı Âzam gibi din büyükleri, verdikleri fetvâlarda bu hassâsiyete riâyetin yanında yaşayışlarını da hep takvâ ölçüleri içinde sürdürmüşlerdir. Nitekim bir defasında elbisesindeki çok ufak bir kiri temizlerken kendisini görenler sorarlar:

    “– Yâ İmâm! Verdiğiniz fetvâya göre şu ufacık leke namaza mâni bir kir değil; ne diye zahmet çekip onu gidermeye çalışıyorsunuz?”

    Hazret-i İmam buyurur:

    “– O fetvâ, bu takvâ!..”

    İşte büyük olsun küçük olsun kullara ve Hakk’a karşı bütün mes’ûliyetleri ebedî âlemde birer memnûniyete dönüştürecek olan yegâne düstur!..
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  8. #18
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    Bana Kerîm lâzım, kerâmet değil!”




    Bayezid-i Bistâmî şöyle anlatır:

    Birgün Dicle nehrinden karşı tarafa geçecektim. Yanına varınca Dicle’nin iki yakası, bana yol vermek için birleşti. Derhal kendimi toparladım ve Dicle’ye şöyle dedim:

    “And olsun ki, ben, buna kanmam. Zîrâ sandalcılar bir adamı yarım akçeye geçiriyorlar. Ama sen, otuz senelik amelimi istiyorsun! O hâlde mahşer için hazırladığım amel-i sâlihlerimi aslâ burada yarım akçeye verip ziyan edemem. Bana Kerîm lâzım, kerâmet değil!”

    HİSSE:

    Nefse hoş gelen bir fiil olarak kerâmet, gerçek Hak dostlarının büyük bir hassâsiyetle üzerinde durdukları bir meseledir. Zîrâ kerâmeti bir kenara koyup bir anlık zorluğa katlanmanın bedeli, ya geçici bir yorgunluk ya da üç-beş kuruş masraf veya kulların gözüne meçhul kalmaktır. Ancak kerâmete sarılmanın bedeli ise, bazen o âna kadar yapılan amel-i sâlihlerin tamamıdır ki, bu insanı yüceliklere eli boş götüren bir gönül iflâsıdır. Onun için bütün ârifler, Hakk’ın murâd etmesi müstesnâ, halkın rızâsını ve takdîrini kazanmak demek olan kerâmete aslâ meyletmemişler, dâimâ Kerîm olan Mevlâ’nın rızâsını tahsîle gayret etmişlerdir.


    Bu meyânda evliyâullâhın büyüklerinden Sehl bin Abdullâh et-Tüsterî, ne güzel buyurur:


    “Kerâmetlerin en büyüğü, kötü huyları, iyi huylarla değiştirmektir. Üstelik bazı kerâmetler, ağlayan çocuklara oyalansınlar diye verilen bir oyuncak gibidir. Bunu velîler değil, ancak gaflet erbâbı arzu eder. Onlar bununla oyalanır ve nicelerini de oyalarlar.”
    Onun için her dâim en mühim mesele, Cenâb-ı Hakk’ın:



    “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hûd, 112) buyruğunu îfâdır
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  9. #19
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    GERÇEK TAHSİL


    Sâmi Efendi Hazretleri, Daru’l-Fünûn Hukuk Fakültesi’ni yeni bitirmişti. Onun güzel hâlini ve tertemiz sîretini pek beğenen bir Allâh dostu:

    “– Evlâdım, bu tahsîl de güzeldir ama, sen asıl tahsîli ikmâl etmeye bak. Seni irfân mektebine kaydedelim, orada da gönül ilimlerini ve âhiret sırlarını öğren.” dedi.

    Ardından ekledi:

    “– Evlâdım, o mektebde nasıl eğitim yaparlar, ne öğretirler bilemem. Ama bildiğim bir şey var ki, bu tahsîlin ilk dersi incitmemek, son dersi de incinmemektir…





    HİSSE:
    İncitmemek, nispeten kolaydır. Ama incinmemek elde değildir. Zîrâ o, bir gönül işidir. Dolayısıyla incinmemek, ancak fânîlerden gelen ve kalblere saplanan zehirli okların tesirsiz kalması ile mümkündür. Bu da, nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesinin kemâlindeki seviye nisbetindedir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Tâif’te taşlanıp hakâret gördüğünde melekler:

    “– Ey Allâh’ın Rasûlü! Dilersen şu iki dağı birbirine çarpıp buranın zâlim halkını helâk edelim.” demişlerdi.

    Ancak o âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan yüce Peygamber, meleklerin bu teklifini kabul etmediği gibi şefkat ve merhamet duyguları içerisinde mübârek yüzünü Tâif tarafına çevirdi ve ahâlisinin hidâyet bulmaları için duâ eyledi.1

    Bir Peygamber âşığı olan Hallâc-ı Mansûr da taşlanırken:

    “– Allâh’ım! Bunlar bilmiyorlar, benden evvel onları affet!” diye duâ etmiştir.

    Bu, gerçek tahsîl ile, yâni mânevî terbiye neticesinde elde edilen kalb-i selîme âit bir hâldir.
    Ebu’l-Kâsım el-Hakîm’e, kalb-i selîmin sıfatlarını sorduklarında şunları söylemiştir:
    “Kalb-i selîmin üç vasfı vardır:

    Birincisi incitmeyen bir kalb,

    İkincisi incinmeyen bir kalb,

    Üçüncüsü de iyiliği Allâh’ın rızâsı için yapıp karşılığını beklemeyen bir kalb…

    Zîrâ bir mümin, Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna, hiç kimseye eziyet etmeyince verâ ile; kalbini Rabbe yöneltip kimseden incinmeyince vefâ ile; yaptığı sâlih amellere herhangi bir fânîyi ortak etmeyince de ihlâs ile gelir…”




    Şâir ne güzel söyler:

    Cihân bâğında ey âşık budur maksûd-i ins ü cin;
    Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin!
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  10. #20
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Menkıbeler ve Kıssadan Hisseler..

    HAK YOLUNA LEKE DÜŞÜRMEMEK

    Bu yol, yâni tasavvuf yolu, Hak nûrunun tecellî ettiği öyle pırıl pırıl bir ufuktur ki, aslâ leke kabul etmez. Bu yolun özünü ve rûhunu görebilenler, onda aslâ dîn-i mübîne aykırı bir hâl bulamaz.

    Nitekim Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’nin mânevî halkasında avâm-havâs her kesimden sayısız talebe vardı. Hüsâmeddîn Hâce Yûsuf gibi Buhârâ’nın önde gelen âlimleri de onun sohbet meclislerine katılmaya can atıyordu. Ancak ulemâdan bazıları, bunu aralarında bir dedikodu vesîlesi yapıp Bahâuddîn Nakşibend -kuddise sirruh- hakkında ileri-geri konuşmaya başladılar. Nihâyet birgün bu muhâlifler, Nakşibend Hazretleri ile bir mecliste buluşup tenkitlerini dile getirdiler. Bahâuddîn -kuddise sirruh- onlara:


    “– Gelin, yolumuzu size anlatalım; eğer Kur’ân’a ve sünnete aykırı bir husus varsa, söyleyin ondan vazgeçelim!..” dedi.

    Hazret-i Pîr’in anlattıklarını dinleyen ve bu yüce tasavvuf yolunu inceden inceye mütâlaadan geçiren o ulemâ, yakînen şâhid oldukları bu ulvî hakîkatler karşısında itiraz edecek bir şey bulamadılar. Kemâl-i edeble:

    “– Efendim, yolunuz sırât-ı müstakîm imiş; gayrı hiçbir itirazımız yok!..” dediler.



    HİSSE:
    Bu hâdiseden anlaşılan, gerçek tasavvuf yolunun Kur’ân ve sünnete tâbî olmada büyük bir titizlik ve kalbî rikkat içerisinde olduğudur. Sâliklerine de bu minvâl üzere hareket etmelerini işâret eden Şâh-ı Nakşibend’in zâhirî ilimlerde ulemâ ile çatışmayıp, aksine “eğer Kur’ân’a ve sünnete aykırı bir husus varsa, söyleyin ondan vazgeçelim” buyurması, istikâmetin bu yoldaki ehemmiyetini ifâde eder. Dolayısıyla bu yolun sâliklerine gereken, aynı hassâsiyeti göstererek bu tertemiz yola leke düşürmemektir. Ancak burada ulemâ ile kasdedilen sâlih âlimlerdir, yoksa «ulemâ-i bi’s-sû’» denilen kalbleri ve ilimleri fesâda uğramış olup Hak yoluna ters hareket eden, ihlâs ve takvâyı hiçe sayan, Allâh dostlarının fazîletlerini inkâr eden ve Kur’ânî ifadeyle az bir dünyâlık karşısında Allâh’ın âyetlerini satan gâfiller değildir.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


Sayfa 2/27 İlkİlk 12345612 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 119, 134, 140, 148, 149, 153, 154, 155, 159, 160, 161, 162, 163, 165, 172, 176, 191, 194, 195, 205, 600, aklı, akıllara, alâkası, aldıkları, âlemleri, alınmış, âmî, andan, anlayan, araf, arpa, arz, askerinin, avam, avret, azlığı, ağlayarak, ağzı, babacan, babama, bahçeyi, bakıver, bakıyorum, balkan, bayrak, bağlamış, bağırarak, başlarında, başındaki, bekçisi, beyinin, bildim, bildirip, bildirir, bilinen, bilinmez, bilirsiniz, bilmesi, bir adam, birlik, bitirmiş, bitti, bizimle, bizleri, bozan, boğaz, boğulur, boşa, budur, bulamaz, buldum, bulunmak, burayı, burcu, bırakmıyor, cahillerden, çalışıyor, camide, çarşı, çağırdı, cebinde, çekerdi, çekerse, cevaben, cihâ, cihanı, çoktur, çıplak, dadır, daire, darda, davranışları, dedikleri, dedikodu, dediler, delalet, demeye, demişler, devletinin, deyince, değildi, değilim, değiştirmek, dikkatle, dile, dilediğini, dilemek, dinde, dinlemedi, divanı, diyebilirim, diyorsunuz, diz, dökmek, doktora, doğrular, doğruları, dünyadan, durarak, duruma, duyan, düğü, düğümü, düşmanı, düşünmeliyim, düşünüyorum, dışında, edenleri, ediyorlar, eliyle, ellerinde, emirdağ, emrini, esam, etmeme, etmemesi, etmemiz, etmeyiz, etmişsin, ettirir, evden, eşsiz, fânîlerden, fare, feraseti, fikrini, fiyatlar, galebe, ganimet, gayret, gece, geçirmiş, geçmesi, gelişine, gelmiyor, gelmiş, gemide, gerçekleri, gerekiyor, getirip, gibi, gideceğini, gidiyorsunuz, girdim, giriniz, girmemiş, gitmez, gitmiş, gitti, gizliliklere, göndermiş, gördüğünü, göreceksin, görmeye, görünmek, görüyorum, gösteriş, günahtan, güruh, güzelliği, gıybetini, halet, halka, hallerini, hana, hapis, harap, hararet, harbi, harflerinin, hastalıktan, hastalığından, hastalığını, hayatım, hayrette, hazretlerini, hazırlan, hazırlıklar, hazırlığı, hendekte, hevâ, heves, hicr, hiddetle, hisseler, hitaben, hizmete, hristiyan, huyları, huylu, hıristiyan, ibadeti, îcâbı, içindeyim, iddiaları, iftiraya, iki, ikincisi, ilim öğrenmek, ilimle, ilimlerde, indirdi, insanlar, isbat, istedin, istediğini, istemeye, isteğini, itham, işaret, işgal, işiniz, işittim, işkence, işlememek, işlere, iştir, kabin, kabre, kadınları, kâfiri, kahramanlarından, kalacak, kalbinin, kaldıracak, kalmamış, kalsı, kardeşi, kardeşlerimizi, katıldı, kayseri, kederi, kemik, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesmeyi, kesti, kimsede, koyan, koyup, küfr, kullar, külü, kulumun, kurnaz, kurtaracağı, kuruş, kırka, kıssadan, kıyamete, lan, lisanı, mahlukat, mahvolur, malımı, manen, mazlumlar, mağfiret, mağlup, mecusi, memlekete, menkıbeler, mesel, meselede, meseledir, meseleyi, mesih, meydanı, milleti, mimarlar, muhakkak, mükellefiz, mümkü, müttefik, müş, nail, naki, nden, nefret, nesilden, neyin, nihayet, nurdur, odası, öfkeyi, okuyunca, olduk, öldürmeye, olduğundan, olgun, olmadı, olmayı, olsun, omuzuna, onlardan, onlarınki, oradan, oralarda, otururken, öğrendim, parçalar, parıldayan, peygamberdir, rahatla, rezil, rivayette, rüyalar, sahibidir, sahip, sakı, sardı, sayan, sekiz, sen, servet, seslendi, seslenir, sev, sevmeyen, sihri, sizde, sizdeki, sohbete, sohbetin, sordukları, sordular, sorumludur, söylemektir, söylemez, söylemiş, söyleyerek, suçludur, süfyan, sultana, süre, sürü, susuz, sıçan, sığı, sığınmak, takdim, takvaya, takvim, tanıyor, tapan, taşları, tebdili, ters, tevili, ticarette, tisa, titizlik, toplumdan, tutma, ücretleri, ufuk, uludağ, ümid, ümitsizlik, unutması, üstü, uyanı, vahy, vardır, vazifemi, vazifeni, verdiği, verildi, vermişler, veyahut, yalnızlıkta, yanmak, yapabiliriz, yapması, yapılırsa, yaradan, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yerden, yönden, yorgunluk, yüzleri, yüzleşmek, yıkıyor, yıldızları, zahmet, zahmetsiz, zamanla, zata, zâttı, zeminde, zengini, zikirle, zincire, zira, şahsiyet, şartları, şerleri, şevk, şeye, şeylerle, şeytandan, şeytanı, şükürle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222