[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

Oturmuşmuş balkona yaz vakitlerinden birinde yarın yine işe gideceğim düşüncesi ile elime aldığım bir kitabın sayfalarını kurcalarken aklımda beni günaha davet eden binler etkeni , aklımda beni isyana sürükleyen binler dertleri , kalbimde tüm bunları susturmaya çalışan ama yorgun bir iman ateşi ile hepsinin birbiriyle kesmekeş debdebelerini bir an kenara atıp biraz aklın muhasebesine dalmış...

Ve ilk olarak Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-in imanda en üstün olan kimdir hadisi gelmiştir. Ashabına sorar :

imanda en üstün kimdir ?
- Sizsiniz
Ben nasıl iman etmiyim Allah-ın elçisi olarak
-O halde meleklerdir
Onlar nasıl ibadet etmesin Allah'ı görüyorlar
-O halde biziz
Siz beni görüyor ve tanıyorsunuz
-Ya kimdir?
Sizden sonrakilerdir . Onlar ne Allah-ı ne de nebisini görmeden iman etmişlerdir.

Bir mi'min olarak yaşamak insanlığın en üst mertebesiydi ama etrafında günahlar güruhu onu yıpratıyordu imanlıydı evet ama binler günah onu kendisine davet ediyordu , günaha bulaştığının farkındaydı her duasında kalbinden "Allah'ım bilerek veya bilmeyerek işlediğğim günahlarımı af eyle" desede Allah'ın rahmetine sığınsada gönlü rahat eylemiyordu.

Bir mü'minde olması gereken en önemli vasfı iştirak etmeliydi bunu düşünürken aklında belirdi ki "inananlar muhakkak sabredenlerdir" Allah-u teala insanı en çok sabrı ile teste muhattab eylemiştir. Allah'a ibadettinde , günahlara ve dertlere karşı tutumunda sabrını her daim dile getirmelidir mü'min işte bu noktada gözlerinden birer yaş damlası düşmüştür .

Zira kendisi sabredemiyordu kendi kalbindeki neden sorusunu aklından atamıyordu kendisine gelen musibetlere karşı ellerinin bağlı olduğunu Allah'a sığınması gerektiğini tam kavrayamamıştır . "Allah'ın yardımı sabredenlerledir" buyuran Rabbisine sırtını tam dayayamamıştı endişeliydi kalbinde nüfus ettiği zaman kalbini büsbütün ele geçirebilecek olan bir korku yeşeriyordu kalbinde "geçim korkusu" zaman kendisini günaha sürüklerken zamanın şartlarında nasıl ayakta duracağım diye diye kalbindeki zayıflamış iman ateşini iyice zayıflattığının henüz farkına varmak üzereydi zira :

Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-in karnına taş bağladığı an gelmiştir aklına hazret-i Ömer onun bu halini görünce göz yaşlarını tutamadığı an gelmiştir aklına ve kendisine baktığında başını koyacak yatağa , şaşalı olmasada karnını doyurabilecek ekmeğe sahip olduğunu görür ve ikinci göz yaşları düşer başka noktalara...

Aklındaki şeytanı iradesindeki nefsini atmak üzeredir artık onların sesini bir an için bastırmıştır ve kalbine kulak verebilmiştir sonunda ve kalbi diyordu ki :

Sonunda bir parça anlıyorsun Rabbinin seni bırakmadığını seni yeryüzünün her karesi günaha davet etse bile arkamda Rabbim var size meyletmemeliyim demen gerektiğini ne olursa olsun O'na hamd etmen gerektiğini sonunda anlıyorsun değilmi? Ve sana son kez derim ki bak Hazret-i Ömer ne güzel buyurmuş :

Bana musibet geldiğinde üç şeyden ötürü sevinirim :

-Daha kötüsü gelmediği için
-Gelen musibet Allah'tandır sevgiliden gelen herşey hoş geldiği için
-Allah-u teala bu dünyada gelen musibete karşılık öbür dünyada kat be kat fazlasını hediye edeceği için...

Kalbinin iman ateşinin ruhunu kavramasıyla rahatlar ve ezan sesini işitmesi üzerine abdest almak için yerinden kalkar. Oturduğu divanın üstündeki örtüye damlayan gözyaşları ise çoktan kurumuş gitmiştir...

Allah-u alem
islam ve kulluk