Bu kaçıncı anlayış, bu kaçıncı anlamlandırış..!

Tamam işte, bu sefer son artık. Bu sefer son kez geldim. Ama gidersem tekrar sana gelirim. Son deyişim, bir daha gitmeme kararımdandır. Hoşuna gidecek şeylerin öznesi olabilmem için tebessüm edip sadaka vermem gerekiyor. Seher vakitlerinde tevbe, istiğfar etmem.. Ama bu bir rol yapış değil, zaten öyle oluş.. Benim duamdır Allah’ım. Bu çember denkleminde her şey Sen’sin. Sadece çapım büyüyor, bazen de küçülüyor.

Hakikâtlerimizi onaylatırken, büyük bir büyü yahut bir edebiyat olan bilime de bakıyorum, ki bu garipliktir. Bu, bu yörünge için gariptir. İleri gidenlerin en ilerisinde olabilme telaşına hiç de uymayan bir tavırdır. Asıl tavır, kınayıcıların kınamalarından korkmadan yaşayabilmek ise şayet…

Anlamayı denemeliyim. Anlaşmayı değil. Beni sadece Sen anla.. Ve ben de Sen’in beni sevdiğini anlayayım. Anlamakmış oysa sevmek. Ağlamak da. Bu bir sızıdır. Biçilen Şâ’yâ gibi, adamaktır. Sen hoşnut ol diye. Çemberin çapı belli bir sınırı geçince, her şeyde seni görürüm. Bu görüş beni kuşatır, Sen’siz her yer ve her şey bana gurbet gibi olur, bu benim duamdır. Sana hakkıyla şükredemedik, seni zikredemedik. Oysa bütün şey, senin zikrinle kendilerinden geçmişken…

“Bir tek hasret kalıyor bana…
hicrânın doluyor içime, tükeniyorum”

Oysa hasretinden seccadeler eskitmek de vardı. Bu da duamdır. Tükenmiyorum, hasretinle vuslata dair coşkum artıyor. İçime içiriliveren bir enerjidir adın. Sonsuz bir uzayda, gezegenler geçerken aşk ve secde halindeyken; çıkıp mekiğin üzerine, içim çıkacak gibi, göklere çevrili gözlerle seni sevdiğimi, seni çok sevdiğimi haykırmak..

Önce ve daima Sen vardın, sonra ve daima Sen olacaksın. Allah’ım.-kurbanınım, kabul et, amin...