Fethullah Gülen Hocaefendi, herkul.org sitesinde yayınlanan sohbetinde, önemli düsturlara dikkat çekti. Kırılma ve darılmalarla meşgul olunursa, ‘kırılmaya, darılmaya tahammülü olmayan işlerin yolda kalacağı' uyarısında bulundu.Hocaefendi yaklaşık 38 dakikalık sohbetinde, Peygamber Efendimizin'in (sas) Uhud Savaşı öncesinde Ashab-ı Kiram ile yaptığı istişare, Hudeybiye Anlaşması, Mekke'nin fethi gibi önemli tarihi zaman dilimlerinde, hem yanındaki sahabelere hem de karşısındakilere 'mülayemetle', yumuşaklıkla yaklaştığının ve meseleleri çözmede gösterdiği firasetin örneklerini verdi.UHUD İSTİŞARESİNDE İÇTİHAT HATASINA RAĞMEN KİMSEYİ KIRMAMIŞTIREfendimiz’in (sas) Uhud Savaşı öncesinde sahabe efendilerimizle yaptığı istişare kararına uyduğunu ardından gelen yenilgiye rağmen çevresindekilerin kalbini hiçbir zaman kırmadığını, istişarenin hakkını verdiğini vurgulayan Hocaefendi, "Şimdi böyle bir şeye maruz kaldığı halde orada hutbede ifade edildiği gibi o yine ashabını topluyor orada hiçbir şey olmamış gibi onlarla meseleyi bir kez daha gözden geçiriyor. Hele gelin, ortak akıl diyerek akilin güruhu diyerek bu meseleyi sizinle bir kez daha müzakere edelim. Meşveret bu dedi şura o dedi, o demektir. Bu ne iltifat esintisidir böyle. Kim bilir onlar burada nasıl ezilmişlerdi. Çünkü bir içtihat hatası bir şey yapmışlardı yani yine sevap kazanmışlardı ama içtihat hatası vardı. Ve o hatanın farkında idiler onlar. Ondan dolayı da belki psikolojik olarak belki bir eziklik içindeydiler. Hiçbir şey söylemiyor yani. Gelin meseleyi bir kere daha görüşelim diyor. Su serpmedir bu bir yönüyle. Yanan gönüllere, kor haline gelen gönüllere su serpmedir bu. İstişare ediyor. Hayat-ı seniyelerine bakınca böyle tahammülfersa her hadise karşısında o meseleleri hiç duymamış gibi çok fevkalade kahramanlık sergilemesi. Ruhlarda kahramanlık tetiklemenin yolu budur." değerlendirmesinde bulundu.EFENDİMİZ SULHU SEÇTİİkinci bir örnek olarak Hudeybiye'de müşriklerle yapılan anlaşmayı anlatan Fethullah Gülen Hocaefendi, sahabelerin hac yapma isteği ile gelmesine; müşriklerin anlaşma metnine Efendimiz’in adını 'Allah Resulü' diye yazdırmamalarına, oradaki gergin atmosfere rağmen, gerginlik ve çatışmadan uzak duran adımlar attığını, bir adım geri atarak, o gün karşısında olan birçok kişinin 10 yıl gibi kısa sürede inananların safına geçmesini sağlayacak bir üslup ve tarz benimsediğini kaydetti. Hudeybiye'de müşriklerin taleplerine karşın Efendimiz’in sulh ve sükûnet ile hareket ettiğini hatırlatan Hocaefendi şu değerlendirmelerde bulundu: "Önü kesiliyor orada. Hayır sana tavaf ettirmeyiz diyorlar, sahiden ettirmeyiz. Kâbe’ye de seni sokmayız. Hem mekanize birlikleriyle musallahordularıyla gelmişler. Kılıçlar, mızraklar bilenmiş öyle gelmişler. Şimdi zannediyorum Sahabe-i Kiram'ın yanlarında yalnızca kılıçlar vardı ama Bedir'de onlara ders verdikleri gibi yine onlara ders verebilirlerdi. Ders verebilirlerdi. Ama burada bir şey vardı. Fetanet, firaset, dirayet, kiyaset diyebileceğimiz bu çok önemli dinamiklerle esasen ortaya konacak bir tavır vardı. Şimdi siz öyle Mekke'ye girdiğiniz zaman pek çok insan ölecekti. Belki gelecekte Perslerin başına bir balyoz gibi inen Halid bin Velid de ölecekti. Romalıların başına bir balyoz gibi inen Halid bin Velid de ölecekti. Amr İbni As gibi askeri ve siyasi dâhi de ölecekti. Ve daha nice dâhiler. Geleceği bayraklaştıracak omuzlarda ruhu revani Muhammedi’nin şehbal açmasını sağlayacak, burçlara bayraklar dikecek insanların kolları kanatları kırılacaktı. İkincisi onurlar rencide edilmiş olacak. Yaralanmış, bir toplum olacaktı onlar. İçlerindeki o ukdeyi atmayacaklardı onlar. Bir gün insanlığın iftihar tablosu Medine'den Mekke'ye değil de göklere çıksaydı ordularıyla sonra sidretül münteha da onun iz düşümü olan Kâbe'nin bağrına inseydi zannediyorum o ukdeyi yine izale edemeyecekti. Kırdın geçirdin bir kısım insanlarımızı öldürdün diyeceklerdi. Temkinli firasetli, kiyasetli fetanetin gereği. Fetanet dalga boylu hareketiyle Allah Resulü (sas) bin problemi birden çözüyor."PEYGAMBERİMİZ BİR ADIM GERİ ATTI, AMA KIRILMADIPeygamberimiz’in bir adım geri atarak, kırılmadığını ancak Müslümanların 10 yıl boyunca insanların gönüllere ulaşmasını sağlayacak bir sulh ortamına kavuşmalarını sağlamak adına Hudeybiye'de isminin yazılmasını bile tartışma konusu olmaktan çıkardığını örnekleriyle anlatan Gülen, "Bunlardan bir tanesi de Halid İbni Velid'dir. Evet onlar geliyorlar oraya Efendimiz bir şey diyor. Yani ‘Tavaf edelim bir derdimiz yok.' diyor. ‘Hayır ettirmeyiz.' diyorlar. Ee ne istiyorsunuz? Geriye döneceksiniz buradan. Bir sulh yapalım sulh yapalım doğru mesele çok önemli Seyyidina Hz. Ali'ye diyor ki Efendimiz yaz diyor sulh yapalım. İşin başına diyor ki Bismillahirrahmanirrahim Mim Muhammedün Rasulullah. Allah'ın peygamberi Muhammed. Seni peygamber olarak tanımıyoruz ki yazdırıyorsun. Evet düşünün yani. Onlar peygamber demiş arkasına düşmüş gelmişler. Onlar da bir metafizik gerilim de vardır esasında. Gözünün içine bakıyorlardır. İstiğzanda bulunuyor gibi bir halleri vardır. Bunları O'nun duymaması yüzlerden, mimiklerinden, göz irisinden onların hislerini okumaması mümkün değil. O çok iyi okuyandır. Bir taraftan da onların yüzlerine bakıyor. O zaman diyor ki: “Min Muhammedin İbn-i Abdullah” böyle yaz diyor. Elli tane kelle o mevzuda kurban olmalı onun değişmemesi için; fakat bir adım geriye atıyor kırılmıyor, incinmiyor incitseler de. Esas o problemi çözmeye bakıyor. Onunla iki adım ileriye atmaya bakıyor. Onunla gönülleri fethetmeye bakıyor. Onunla bir şeyleri kazanmaya bakıyor. Evet böyle bir anlaşma yapıyorlar orada işte 8-10 sene kadar bir sulh oluyor. O onda çok seviniyor." değerlendirmesinde bulundu.Hocaefendi, dil, üslup ve karşıdaki kişilerin hissiyatını dikkate alma konusunda da uyarılarda bulunarak, kimseye 'çapulcu' gibi ifadelerin kullanılmamasını tavsiye etti. Gülen Hocaefendi, Peygamber Efendimiz'in karşısındaki insanların gelecekteki hareketlerini de hesap ederek, onları kırmayan bir üslupla meseleleri hallettiğini, Hudeybiye'de Halid bin Velid, Mekke'nin fethi esnasında Ebu Süfyan gibi isimlerin bir müddet sonra kalplerinin yumuşamasıyla Allah Resulü'nün safına geçtiğinin örneklerini verdi.ÜMMÜ SELEME VALİDEMİZ’LE İSTİŞARESİ İLE MESELEYİ ÇÖZDÜPeygamberimiz’in, hac yapma arzusu ile gelen sahabeleri ikna etmek için kurban kesmeden önce zevceleri Ümmü Seleme Validemiz ile yaptığı istişareden sonra Mekke'ye girilemediği için kurbanlarını bayram sabahı kesmeyen sahabelere örnek olmak için kurbanını kestiğini, bunu Ümmü Seleme ile istişaresinin sonucu kararlaştırdığına atıf yapan Hocaefendi, "Efendimiz (sas) -feministlerin kulakları çınlasın- en önemli bir meseleyi çözülmez gibi görünen bir problemi zevcelerinden bir tanesiyle analarımızdan bir tanesiyle istişare ediyor ve Allah lütfediyor problem şipşak çözülüyor. Siyer felsefesi açısından meseleye bakınca ne doneler var burada. Nasıl sırlı sihirli anahtarlar var problemleri çözmeye teşne, amade ne anahtarlar var. Keşke eğilebilsek keşke onları bir kere daha mütalaa edebilsek." cümlelerini kullandı.PROBLEMİ ÇÖZME ADINA KARŞI TARAFIN HİSSİYATI HESABA KATILMALIEfendimiz (sas) meseleyi orada onur meselesi yapmıyor. Bu geriye adım atma demek de denmez esasen. Problemi çözme adına karşı tarafın da hissiyatını da işin içine katma. O tablonun gelecek adına vadettiği şeyleri çok iyi görme doğru okuma, tabloyu doğru okuma inat etmeme. Bu mevzuda enaniyeti adına iş yapmama. Kırıp geçirmeme. Gelecek adına bir sürü problem oluşturmama adına mahruti bakıyor. Bu sebeple şu sonuç doğar şu da doğabilir şu da doğabilir..20 tane doğabilir ihtimaline karşı oturur o 30 tane alternatif çözüm yolu düşünüyor. O meseleden nasıl böyle rahatlıkla sıyrılır çıkarsa meseleyi ona bağlıyor. Mahruti bakışın gereği budur. Elli tane sebeple elli tane sonucu birbiriyle iç içe görüp bütün onlara karşı çareler oluşturma demektir.DARILMAMA, KIRILMAMA MEVZUUNDA KARARLI DURMALIKırılmama mevzuunda herhalde çok kararlı durmalı. Darılmama mevzuunda. Kırılmalar, darılmalar bizi meşgul bence, kırılmaya, darılmaya tahammülü olmayan işler yolda kalır. Çok ciddi bir yol güvenliği içinde meseleyi götürmek için sadece o meselede yoğunlaşmak lazım. İşimiz neyse bizim, hizmetimiz neyse, mesleğimiz neyse, gönüllere girmek, gönüllere onun sevgisini ifade etmeye çalışmak; İnsanlığın İftihar Tablosu'nu (sas) sevdirmek, incitmeden kırmadan, rencide etmeden, hiç kimseyi hafife almadan, esas ağırlık neredeyse oraya yönlendirme adına icap ederse başımızı ayaklarının altına koyarak, onların oraya yükselmesini sağlamak lazım. Bu iş için icap ederse ölmek lazım. Canan uğrunda ölmek lazım. Canı o uğurda feda etmek lazım. “Can nedir ki anı kurban etmeyeyim cânânıma!” diyor Şairi şeyir.PROBLEMİ ÇÖZME ADINA KARŞI TARAFIN HİSSİYATI HESABA KATILMALIEfendimiz (sas) meseleyi orada onur meselesi yapmıyor. Bu geriye adım atma demek de denmez esasen. Problemi çözme adına karşı tarafın da hissiyatını da işin içine katma. O tablonun gelecek adına vadettiği şeyleri çok iyi görme doğru okuma tabloyu doğru okuma inat etmeme. Bu mevzuda enaniyeti adına iş yapmama. Kırıp geçirmeme. Gelecek adına bir sürü problem oluşturmama adına mahruti bakıyor. Bu sebeple şu sonuç doğar şu da doğabilir şu da doğabilir.. 20 tane doğabilir ihtimaline karşı oturur o 30 tane alternatif çözüm yolu düşünüyor. O meseleden nasıl böyle rahatlıkla sıyrılır çıkarsa meseleyi ona bağlıyor. Mahruti bakışın gereği budur. Elli tane sebeple elli tane sonucu birbiriyle iç içe görüp bütün onlara karşı çareler oluşturma demektir.“Bugün kınama yoktur ayıplama yoktur” gönüllere giriyor. Bu yumuşak söz, bu tatlı söz, bu fethedici söz. O mütemerrit insanları pek çoğu itibariyle birdenbire yumuşatıyor, pamuk haline getiriyor. Hamur haline getiriyor. Ebu Süfyan bile o sert insan, evine döndüğü zaman Hint çok hınçlı bir kadın onu bile yumuşatıyor. Sonra Yermük'te şunu görüyoruz. Kendi de orada. Hint de orada. Hint çadırların arasında kadınları koruyor. Düşman o çadırlara gelince elindeki sopayla ve kılıçla onlara karşı mücadele ediyor. Ebu Süfyan da savaşıyor. Gözü eline düşüyor bir okla. Sonra alıp bakıyor: “Şu kadar sene peygamberini tanımadın ne işe yararsın ki sen diyor” o güne kadar temerrüd içinde ona kinle bakan, nefretle bakan affetmeyi düşünmeyen insanlar bile bir gün balmumu gibi onun o mülayemeti karşısında mülayemet mülayemet hasıl ediyor; yumuşaklık, yumuşaklık hasıl ediyor. İncelik, incelik hasıl ediyor. Melekler bile o tavra imreniyor. Mevlana'nın sözü geldi: “Bazen bizim tavrımıza, nezaket ve inceliğimize melekler imrenirler.” diyor. Bazen de tavırlarımızdan dolayı şeytanlar bile tiksinti duyarlar. Burada bir seçimde bulunmak lazım. Meleklerin imreneceği centilmenlik, civanmertlik, yüksek insan-ı ahlak mı? Yoksa şeytanların tiksinti duyabileceği kaba nezaketsiz incelik bilmeyen tavırlar davranışlar mı? PEYGAMBERİMİZ, HUDEYBİYE, UHUD, MEKKE'NİN FETHİNDE SORUNLARI TEMKİN VE MÜLAYEMET (YUMUŞAKLIK) KEVSERİ İLE ÇÖZDÜİnsanlığın İftihar tablosu Hudeybiye'si, Uhud'da rencide olmasına karşılık rencide olmaması ve Mekke-i Mükerreme oraya girişinde yine kendi gibi girişi Allah'ın istediği gibi girişi, bütün bunlar zannediyorum yeniden bir siyer felsefesi mülahazasıyla ele alınıp toplumumuza kevser gibi içirilmesi lazım, kevser gibi. Kevser içeceklerine bence bunları içsinler. Çünkü insanlığımız bizim susuzluğumuzu giderme adına deni suyu içe içe fim hastalığına tutulmuş. Fim hastalığını biliyorsunuz değil mi, Kur'an-ı Kerim’de geçiyor. Bizim arkadaşlardan biri öyle çok su içiyor da mübarek bir kardeşimiz. Fim hastalığı diyordum. Su içtikçe yine içme yani. Deniz suyuyla susuzluğunu gidermeye çalışan bir insan çatlayıncaya kadar içse bile yine susuzluğunu gideremez. Günümüzün içeceği şeyi bilmeyen zavallı insanlarıdeniz suyu gibi şeylerle susuzluğunu gidermeye çalıştıklarından dolayı içtikçe içiyorlar içtikçe içiyorlar ama susuzlukları arttıkça artıyor, arttıkça artıyor.. Yandıkça yanıyorlar, yandıkça yanıyorlar. Yananlarla yanmamak için içilmesi gereken şeyi içmek lazım. O da mülayemet ab-ı hayatıdır veya kevseridir veya zemzemidir.Yumuşaklık kevseri ve zemzemidir. Başkalarının hissiyatına saygılı olma kevseri ve zemzemidir. Şeytani huy olan hırçınlığı terk etme kevseri ve zemzemidir. Bugün söylediğiniz sözlerin altında yarın onların hesabını vermek durumunda kalmamak için bugün yarın on sene sonra yirmi sene sonra otuz sene sonra dediği şeyler altında kalmamak için temkinli olma kevseridir zemzemidir. Allah o Kevser'i nuş etmeye muvaffak eylesin. Başınızı ağrıttığımın farkındayım. Dünyevi her beklenti insanın bünyesine düşmüş bir güve gibidir. Bir gün onu yer bitirir. Yapacağınız işleri dünyevi beklentilere bağlarsanız siz kendinizi çürümeye salmışınız demektir. Evet, güvey ile yün arasındaki münasebet gibi bir şeydir. Bence yün olacağınıza öyle yumuşak hem de güvelerin yiyemeyeceği bir şey olun. Nefis güvesi, enaniyet güvesi, egoizm güvesi, egosantrizm güvesi, narsisizm güvesi, alkış bekleyiş güvesi, takdir güvesi, parmakla gösterilme güvesi bunlar öyle meret güvelerdir ki inanın canavarlardan daha fazla tahribat yaparlar insanın ruh dünyasında.

[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]