Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...

[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]