Batılı seyyahlar ve Harem gerçeği

Osmanlı toplumunu yakından gözlemleyen özellikle kadınların başı çektiği çok sayıda Batılı seyahatname yazarı, kendi toplumlarındaki Oryantalist harem algısını eleştirmiştir. Bu yazarların notları, kendi tarihini Oryantalist imgelerle anlayan günümüz Türklerinin, kendi toplumlarına Batı’nın gözünden bakarak geliştirdikleri yanlış anlamaları ve toptancı tutumları sorgulama ve düzeltme vazifesi de görür.
On dokuzuncu yüzyılda, Osmanlı'nın hâkim olduğu İstanbul, Kahire, Suriye, İzmir, Atina gibi şehirler Avrupalıların gezmek için seçtikleri uğrak noktaların başında geliyordu. 1883 yılında Paris-İstanbul seferlerine başlayan Orient Express’in Avrupa kıtasında ulaşımı eskisinden çok daha güvenli ve rahat hale getirmesine kadar genelde yolculuklar İngiltere ya da Fransa’dan hareket ederek Doğu seferlerini yapan gemilerle gerçekleştiriliyordu.
Uzun süren yolculukların beraberinde getirdiği sıkıntılara rağmen, İngiliz endüstri devriminin ve dünyanın çeşitli yerlerindeki İngiliz kolonilerin zenginleştirdiği burjuva sınıfı, yeni konumlarının getirdiği rahatlık çerçevesinde günümüzde Orta Doğu denilen coğrafyanın müdavimleri haline gelmişti. Özellikle on sekizinci yüzyılda Antoine Galland tarafından Fransızca’ya, ardından on dokuzuncu yüzyılda, Edward Lane ve Richard Burton tarafından İngilizce’ye çevrilmesinden sonra Batı Edebiyatı’nda kendine önemli bir yer edinen, Batı’da Arabian Nights (Arap Geceleri) adıyla bilinen Binbir Gece Masalları, Doğu’ya olan bu ilginin artmasında -Edward Said’in Oryantalist teori çerçevesinde eleştirdiği Doğu’nun Batı tarafından basmakalıp resmedilmesine yol açsa da- en önemli rollerden birini oynamıştır.
Aralarında Nerval, Flaubert, Pierre Loti gibi Fransızların yanı sıra Vanity Fair’in (Gurur Dünyası) yazarı İngiliz asıllı William Theackery’nin de aralarında bulunduğu pek çok yazar, masallardan tanıdıkları Doğu’yu görmek için Doğu’ya seyahat etmişlerdir. Doğu’ya seyahate ilginin artmasında diğer bir önemli sebep ise İngiltere’de, Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu toprakların ve idaresi altında bulunan halkların durumlarıyla ilgili konuların politika alanında yansımaları olan “Doğu Sorunu”dur. Özellikle Kırım Savaşı, azınlık hakları gibi ihtilaflı konular Osmanlı’ya gelen Batılıların sayısındaki artışta önemli bir etken oluşturmuştur.

İstanbul’daki kadın seyyahlar
On dokuzuncu yüzyılda ünlü isimlerin yanı sıra orta sınıfa mensup sıradan halk için de Osmanlı coğrafyası bir cazibe merkezidir. Yüzyıl başında, ulaşımda buharlı gemilerin yaygınlaşmasıyla beraber, yolculuk şartlarının kolaylaşması önceden erkeklerin egemen olduğu seyyahların arasına kadınların da katılmasını sağlamıştır. Batılı kadın seyyahlar erkek akrabalarının, kocaları ya da babalarının, eşliğinde Osmanlı’ya gelmişlerdir. 1830'larda İstanbul’da iki yıl kalan Julia Pardoe babasıyla, Emilia Bythia Hornby ise Osmanlı Borçlar İdaresi’nde sorumlu olan kocasının eşliğinde 1850’li yıllarda İstanbul’da ikamet etmiştir.
On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı’ya gelen seyyahların sayılarının artması doğrultusunda, Batı’da Osmanlı hakkında yazılan seyahatnamelerde de artış gözlenmiştir. Seyyahların Doğu’da gözlemledikleri, Türklerin ve Arapların başı çektiği, halkların âdetlerini, kıyafetlerini, günlük hayatlarını, inançlarını anlattıkları seyahatnameleri Doğu’ya kendileri gidemeyen Batılılar için Doğu dünyasına bir kapı aralamıştır. Osmanlı toplumunun, Oryantalist önyargılar doğrultusunda olumsuz tasvirlerini yapan Batılı seyyahların yanı sıra, özellikle kadınların başı çektikleri, Doğu toplumlarına daha ılımlı ve anlayışlı yaklaşan ve olumlu bir Doğu resmi çizen Avrupalı seyyahlar da vardır. Oryantalist imgelerden ve önyargılardan kaçınan seyahatname yazarları arasında en çok bilinenleri, on sekizinci yüzyılda İngiltere elçisi kocasıyla İstanbul’da iki yıl yaşayan Lady Montagu ile Julia Pardoe; erkek yazarlar arasında da Admiral Slade ve David Urquhart sayılabilir.
Erkeklerden farklı olarak, kadın seyyahların harem dünyasının içine rahatça girebilmeleri ve Osmanlı kadınının günlük yaşamını birebir gözlemleyebilmeleri, erkeklerin Oryantalist algılama çerçevesinde oluşturdukları ”hareme hapis Doğu kadını” ve diğer Oryantalist “şehvet yuvası Doğu (sensual East)” gibi imgelere karşıt bir argüman oluşturmalarını sağlamıştır. Haremleri ziyaret eden Batılı kadın seyyahlar, Osmanlı kadınlarının günlük yaşamlarını ve kıyafetlerini ayrıntılı bir şekilde anlatmalarının yanı sıra günümüzde modern Türk toplumunda bile yanlış bilinen, Osmanlı kadınının evlilik, boşanma, mal edinme ve bunun gibi kanuni durumlardaki konumlarına, kendi toplumlarındaki kadınların durumuyla karşılaştırmalar yaparak değinmişlerdir.

Çokeşlilik yanılgısı
Batı’da Doğu toplumlarında en fazla eleştirilen konuların başında çokeşliliğin yasal olması gelir. Aralarında Kırım Savaşı'nda İstanbul’a hemşire olarak gelen Florance Nighthangale’in de bulunduğu bazı Batılı gözlemciler, çokeşliliğin Osmanlı toplumunda oldukça yaygın olduğu kanısına vararak bu durumun Doğulu kadınlar için çok acı sonuçlar doğurduğunu belirtmişlerdir.
Öte yandan harem hayatını yakından izleme şansı edinen pek çok Batılı seyyah çokeşliliğin sanıldığı kadar yaygın olmadığını söylerler. İstanbul’da üç yıl süreyle kalan İngiliz asıllı Kolonel Charles White 1845 yılında yayınlanan Three Years in Constantinople adlı seyahatnamesinde, Osmanlı’da çokeşlilik konusuna değinir: “…[Ç]ok az ailede [bir adamın] birden fazla resmî nikâhlı eşi var. Çok az diyorum çünkü başkentte çokeşliliğin yüzde beş oranına bile yaklaşmadığı inkâr edilemez bir gerçektir. Devlette üst düzey görevliler ve çok zenginler haricinde çok nadir görülen bir olaydır ki hatta bu kesim için bile çokeşlilik bir istisna teşkil eder. Nüfusun devam eden artışını sağlayan orta ve alt sınıfa mensup halklar için ise çokeşlilik tamamen olağandışı bir olaydır. Bu ne kişilerin eğilimlerine ne de maddî kapasitelerine uyar.” (1)
On sekizinci yüzyıl başlarında İstanbul’da konsolos eşine eşlik eden Lady Montagu ise gözlemlerine dayanarak çokeşliliğin Osmanlı’da yaygın olmadığını belirtir. Ayrıca haremde bulunan her kadının evin erkeğiyle cinsel bir münasebetinin olmadığını, haremde görevli kadınların evin hanımının hizmetinde olduklarını vurgulayarak Batılı erkek yazarların harem fantezilerini de çürütmüş olur: “[Osmanlı hanımları] kendilerine hizmet eden kölelerinin kraliçeleridirler ki bunlara yaşlı kadınlar haricinde, ya da hanımın kendi seçtikleri haricince, kocalarının göz ucuyla bile bakmaya izni yoktur. Kanunun bir [Türk] erkeğine dört eş edinmesine izin verdiği doğrudur fakat üst sınıftan bir adamın bu izni kullandığı ya da bu sınıftan bir kadının da bu duruma katlandığı bir örnek yoktur.” (2)
1871’de İngiltere’de yayınlanan kitabı Turkish Harems and Circassian Homes, yani Türk Haremleri ve Çerkez Evleri adlı eserinde Mrs. Harvey de, 1830’larda İstanbul’da bulunan Julia Pardoe'nun da belirttiği gibi (3)ve Halil Halid’in dediklerini de doğrular mahiyette, çokeşliliğin serbest olmasına karşın toplumda çok sık gerçekleşen bir olay olmadığının altını çizer. Ziyaret ettiği haremle ilgili şu gözlemi yapar:“Bu haremdeki bu en seçkin Türk ailelerindeki şu anki genel durumu yansıtır, erkeğin sadece bir karısı vardır.” (4)
Yerli ve yabancı Osmanlı araştırmacıları da belgelerden çok evliliğin oranının Osmanlı toplumunda düşük olduğunu belirlemişlerdir. Nüfus kayıtlarına göre Kahire’de 1848 yılında evli erkeklerin sadece 2,7’sinin çokeşli olduğu tespit edilmiştir. (5) Aynı yüzyılda, İstanbul’da ise bu oran % 2’dir. (6)

Harem gerçekleri
Batılı erkek yazarların ve gezginlerin harem hakkında ortaya attıkları bir diğer yanlış düşünce ise haremin erkeklerin şehvet dolu isteklerine hizmet eden kadınların toplandığı şehvet yuvası olarak görülmesidir. Erkeklerin muhayyilesinde haremin herhangi bir ailevi görevi yoktur, çocuklar ve yaşlı kadınlar onların harem hayallerinde yer almazlar.
Genelde on dokuzuncu yüzyıl Batı Oryantalist resminden de görüleceği üzere,Batılı erkeklerin harem imgesini yastıklara yaslanmış yatan, yarı çıplak güzel kadınlar oluşturur. Harem yaşamını birebir gözlemleyen kadın seyyahlar ise bu yanlış tanımlamalara karşı çıkarlar. Poole, Pardoe gibi harem etiketlerinin ve ev içinde uyulması gereken görgü kurallarının sıkı sıkıya takip edildiğinden ve haremlerde herhangi bir ahlakdışı hareket gözlenemeyeceğinden sık sık bahseder ve şöyle der: “Avrupa’da çoğu kişinin haremin ahlakdışı olduğuna dair sahip oldukları kanılarının yanlış olduğuna inanıyorum.” (7) Ona göre harem hem sıkı kurallarla işleyen bir aile kurumu hem de Batılıların tahmininin tersine kadınlara özgürlük tanıyan bir sistemdir.
Dışarıdan bakıldığında bu iki özelliğinin tam doğru anlaşılamadığını, bu harem sisteminin işleyiş tarzının birbiriyle çelişiyor gibi görünen temellere dayanmasına rağmen, gözlemlediği pek çok kadının iyi şartlarda yaşadığını ve mutlu olduklarını belirtir: “Haremin mahremiyetini yaşamadan kimse harem kurallarının sıkılığını ve aynı zamanda da Doğu toplumlarında yaşamadan da kadınların sahip olduğu özgürlükleri tahmin edemez. Şu bir gerçek ki, eğer koca zorbaysa, karısı onun kölesi konumundadır; ama bu gibi durumlar çok nadirdir. Gözü kapalı evlenme âdetini savunmuyorum tabii ki; ya da İngiltere’de sıkça rastladığım mutlu evlilikleri de aramaya çalışmıyorum, fakat Doğulu kadınların hallerinden memnun olduklarını görmekten hoşnudum ve tanıdıklarım arasında bir tek istisna bile olmadan, hepsinin evliliklerinde mutlu olduğunu görüyorum ve doğal olarak da bundan onlara iyi davranıldığını çıkarıyorum.” (8)
1840' larda İstanbul’da bulunan Charles White da haremlerin ahlak kurallarına sadık bir aile ortamı olduğunu vurgular. Ayrıca notlarında Avrupa'da yaygın olan ”Sultanın haremi” fantezilerini de eleştirir: “Bir adamın sayıları üç yüz elliyi bulan bir kadın topluğuna hâkim olması ki bunlardan üçte ikisi güzellikleri için seçilirler, neredeyse insanın hayal gücünün sınırlarını zorlar ve garip hülyalara neden olur. Fakat bu konuda bizim sahip olduğumuz fikirler esas olarak yanlıştır. Harem etiketi [ahlak ve görgü kuralları] aşırı titizlikle ve ciddiyetle uygulanır ve aşırı düşkünlüklerin önünde bir engel oluşturur. Aslında, saray kurallarıyla birleşen dinî ve ahlakî ilkeler de erkeğin nefsini gemlemeye yetmezse kadınların kıskançlıkları ve kethüda ile ustaların yakın takibi gelişigüzel cinsel düşkünlükleri engeller.” (9)
Bayan Harvey ise on dokuzuncu yüzyıl sonlarında yaptığı İstanbul gezisi sırasında ziyaret ettiği bir Osmanlı paşasının hareminde paşanın hareme gelmek için eşinden izin istediğini, kendilerinin ise Doğu’nun adetlerine saygı duyduklarını göstermek için paşa hareme girmeden önce örtündüklerinden bahseder: “Eşlerine yaptığımız ziyaretlerimiz esnasında, paşalar çoğunlukla hareme girmek için izin istediler. Paşayla konuşmaya itiraz etmediğimizi öğrendiklerinde bazen kadınların şaşkınlığını izlemek çok eğlenceliydi. Nasıl olup da paşanın biz oradayken hareme girmesine izin verdiğimizi anlamakta güçlük çektiler. Biz de onların hislerine saygımızdan, her zaman evin efendisi hareme girmeden önce peçelerimizi yüzümüze indirirdik, böyle yapmamızın onların nezdinde, ağırbaşlılık ve adab-ı muaşeret kurallarına olan duyarlılığımız nedeniyle, önemli bir derecede saygınlığımızı artırdığından emindik.” (10)

Sonuç
Görüldüğü üzere, on dokuzuncu yüzyılda, Osmanlı toplumunu yakından gözlemleyebilme şansı bulan, özellikle kadınların başı çektiği çok sayıda Batılı seyahatname yazarının, harem ve çokeşlilik konusunda belirttikleri kendi toplumlarındaki Oryantalist harem algısını eleştirmiş ve doğrulama amacı gütmüştür. Ayrıca, Osmanlı’nın günlük hayatına ışık tutması bağlamında, bu yazarların notları, kendi tarihini ve geçmişini, çoğunlukla Oryantalist imgeler ve temsiller çerçevesinde anlayan günümüz Türklerinin, kendi toplumlarına Batı’nın gözünden bakarak geliştirdikleri yanlış anlamaları ve toptancı tutumları sorgulama ve düzeltme vazifesi de görürler.

Kaynaklar
1- Charles White, Three Years in Constantinople or the Domestic Manners of the Turks in 1844. vol III. London: Henry Colburn, 1845. Print. s. 7
2- Lady Montagu. Letters of Lady Mary Wortley Montagu. Ed. Sarah Josepha Hale.Boston:
Roberts Brothers, 1869. Print. s. 80
3- Pardoe, Julia. The City of the Sultan and Domestic Manners of the Turks with a Steam Voyage up to Danube. 4th ed. London: G. Routledge & Co. 1854. Print. s. 81
4- Harvey,Mrs. Turkish Harems and Circassian Homes. London: Hurst and Blackett, 1871. Print. s. 69
5- Fargues, Philippe. “Family and Household in Mid-Ninettenth Century Cairo.” Family History in the Middle East: Hosuehold, Property, and Gender. Ed. Beshara Doumani. New York: State Universtiy of New York Press, 2003. 23-51. Print. s. 41
6- Tucker, Judith. “ Ties That Bound: Women and Family in Eighteenth- and Nineteenth Century Nablus ” Women in Middle Eastern History. Vail-Ballou Press: New York, 1991. Print. 233-254. s. 98
7- Lane-Poole, Sophia. The Englishwoman in Egypt: Letters From Cairo. Ed. Azza Kararah.
Egypt: The American University in Cairo Press, 2003. Print. s. 137
8- Sophia Lane-Poole, s. 116
9- Charles White, s. 16
10- Harvey, s. 92-93

Filiz Barın Akman



http://www.moraldunyasi.com/makale.php?mid=1199