İsrail "barışsever" midir?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan görüşmelerin ardından, bir yıl önce (14 Mayıs 1948 tanınan İsrail Devletinin BM üyesi ülke olmasına karar verildi. (11 Mayıs 1949)

Bu kararın verilmesinde, BM Güvenlik Konseyinin "İsrail barışsever bir ülkedir" diye kanaat belirtmesinin çok büyük rolü oldu. Oysa, İsrail Devleti, tarihinin hiçbir devresinde "adil ve kalıcı barış" yanlısı olmamıştır. Daima savaştan yana olmuş, hatta önüne gelen fırsatı savaşarak toprak işgal etmek maksadıyla kullanmıştır.

Esasında, Filistin toprakları üzerinde son altmış yılda değişen harita değişikliğine bakıldığında da, İsrail'in nasıl savaşsever ve işgalci bir devlet olduğu kendiliğinden anlaşılır.

İsrail'in Ortadoğu'da bir çıbanbaşı haline gelmesinin tarihçesi çok eskilere dayanır. Ancak, bu topluluğun toprak zapt etme ve yayılmacı politikaları realize etmeye başlaması, daha çok Osmanlı'nın İngilizler karşısında bölgede zaafa uğradığı 1917 yılına dayanır. Filistin topraklarını işgal eden İngilizler, burayı adım adım Yahudilere peşkeş eden bir politika yürüttüler.

Birinci Dünya Savaşından sonra, Filistin topraklarına yoğun bir Yahudi göçü yaşandı. İkinci Dünya Savaşında ise, özellikle Almanya ve Rusya'dan kaçmak mecburiyetinde kalan Yahudilerin ilk tercihi, yine Filistin toprakları oldu. Çünkü, burada onların eski peygamberlerinin mezarları var ve bu topraklar onlar için en kutsal bir coğrafyadır.

Tarih boyunca dünyanın hemen her yerinde ezilen ve eziyet gören Yahudilerin, Filistin'de tam tersi bir konuma gelebilmelerinin, yani ezen ve eziyet veren bir unsur haline gelebilmelerinin en mühim sebebi, esasen onlardaki bu moral ve mânevî değerlerin korunması, yaşatılması yönündeki inanç, azim ve kararlılık gösterisidir.

Bu inanç uğruna her türlü savaşı göze aldığı içindir ki, İsrail asla ve kat'a "barışsever" bir devlet olamıyor.

M. Latif SALİHOĞLU
11.05.2009
Yeniasya