2 sonuçtan 1 ile 2 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2012
    Mesajlar Mesajlar
    1.109
    Blog Blog Girişleri
    40
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 118 + 4530


    The Cemaat ne kadar Nurcu?

    The Cemaat ne kadar Nurcu?




    Siyasî ihtirasın sadece kişileri değil, toplulukları da nasıl ifsad edebildiğini gösteren en canlı örnekleri, siyasete fazlasıyla dalmış bir cemaatin içine düştüğü durumda şimdi hep beraber seyrediyoruz. Herşey açıkça cereyan ettiği ve yapılıp söylenenler göz önünde olduğu için, bu konuda çok fazla söz söylemeye zaten ihtiyaç kalmadı. Bizim dikkat çekmek istediğimiz husus, hükûmet düşürmeye çalışırken suçüstü yakalanan siyasî cemaatin yapıp ettiklerinden ziyade, bu yapılanların fatura adresini ilgilendiriyor.

    Söz konusu cemaatin kamuoyunda bir Nur cemaati olarak bilinen, hattâ kalabalığı ve malî gücü sebebiyle Nurcular denince ilk akla gelen bir topluluk olduğunu hepimiz biliyoruz. Oysa gerek gaye, gerekse metod açısından, Risale-i Nur ile “the Cemaat”i bir arada düşünmenin imkânsızlığı, bugüne kadar pek çok tecrübe ile ortaya çıkmıştır.

    The Cemaat’in Risale-i Nur ile ters düştüğü alanların başında siyaset gelir. The Cemaat’in siyasete yakınlığı ne kadar gerçek ise, Risale-i Nur’un ve Bediüzzaman Said Nursî’nin siyasetten uzaklığı da o kadar yaygın şekilde bilinen bir hakikattir. Burada, the Cemaat’i Risale-i Nur’dan ayıran bâriz farklar ortaya çıkıyor.

    ***

    Öncelikle belirtmek gerekir ki, Bediüzzaman’ın siyasetten uzaklığı, İslâmın siyaset üzerindeki hakimiyetini reddeden bir davranış değildir. Bilâkis, o, İslâmın sosyal hayata ve siyasete temas eden kanunlarını, hattâ âdâbını dahi hayatı pahasına açıkça ve kahramanca savunmuştur. “Şeriatın bir meselesine bin ruhum feda olsun” sözü, onun bu konudaki duruşunu en iyi anlatan bir paroladır.

    Bediüzzaman, Risale-i Nur’un İslâm dairesi içindeki özel hizmeti iman konularına dair olduğu için siyasetten uzak durmuştur. İman hakikatlerini maddî veya manevî, dünyevî veya uhrevî hiçbir şeye hiçbir surette âlet etmemek, tâbi kılmamak, basamak yapmamak ilkesi, Risale-i Nur hizmetinin en esaslı anayasa maddesidir. Bu ilkeyi titizlikle koruyan Nur talebeleri siyasete girmezler, mevki ve makamlara talip olmazlar, kadrolaşma gibi hareketlerin içinde bulunmazlar. Ancak, herkese olduğu gibi, tam bir eşitlik içinde ve hangi taraftan olduklarına bakmaksızın, talip olan siyasetçilere de iman hizmeti verirler. Bediüzzaman’ın “İman dersi için gelene tarafgirlik nazarıyla bakılmaz; dost-düşman derste fark etmez. Halbuki siyaset tarafgirliği bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır” sözü bu hakikati dile getirir.

    The Cemaat’in ise politikasız nefes dahi alamayacağı o kadar bilinen bir gerçek haline gelmiştir ki, kendilerini bu konuda aklamaya yönelik açıklamaları bile siyaset diliyle yapılmış olduğu için, bu açıklamaların içinde gerçeği olduğu gibi yansıtan bir cümle bulabilmek çok uzun çabalara ve aşırı derecede iyiniyetli bir yaklaşıma ihtiyaç göstermektedir. Bu açıklamaların şifresini çözmek için, söz konusu metinlere Bediüzzaman’ın “Lisan-ı siyasette lâfız mânânın zıddıdır” sözünün ışığında yaklaşmanız daha isabetli olacaktır.

    ***

    Siyaset konusunda Risale-i Nur ile the Cemaat arasındaki ikinci önemli fark ise, hizmet iddiasıyla girdikleri siyasete bizim değerlerimizi taşımak yerine, oradan iktibas ettikleri değerleri Müslümanların hayat alanlarına taşımak şeklinde ortaya çıkıyor. Hergün nice örneklerine şahit olduğumuz bu vakıanın kendi başımdan geçen bir nümunesini bir ibret levhası olarak sunuyorum:

    Bundan iki ay kadar önce, tamamen İslâmî değerler çerçevesinde eğitim veren bir anaokulunun mezuniyet törenine katılmamız icap etti. Talihsizlik ise, bu okul yöneticilerinin tören için the Cemaat’e ait bir eğitim kurumu ile anlaşmış olmalarında ve başlarına geleceklerden habersiz bulunmalarındaydı.

    Salon ve sunucu the Cemaat’e ait olup program da yine onlar tarafından düzenlenince, daha gecenin ilk dakikasında, Besmele niyetine nâhoş bir sürprizle karşılaştık:

    Salonun iki tarafına yerleştirilmiş ekranlarda, Kur’ân için “Araboğlunun yavesi” diyen zâtın görüntüsü belirdi ve sunucu, bir salon dolusu mütedeyyin topluluğu bu resimlerin huzurunda saygı duruşuna kaldırdı!

    Bundan sonrası ise, biteviye Can Yücel şiirleriyle sürüp giden bir gece idi. Ama hakkını yemeyelim, the Cemaat’in sunucusu, o şiirlerin arasında bir yere Hz. Ali “aleyhissalâtü vesselâmdan” (!) bir vecize yerleştirmeyi de ihmal etmedi.

    Dikkat buyurunuz: Bu dayatma, ülkede Ergenekoncular ile kediseven Mehdimizden (ve tabii bir de kendilerinden) başka Atatürkçünün kalmadığı bir ortamda, tamamı dindar ailelerden meydana gelen bir topluluğa reva görülüyor! Hiçbir tehlikenin ve icbarın olmadığı bir ortamda, hiçbir meşru sebep yokken, Müslümanları emrivâki ile bir putperestlik ritüeline zorlamanın hangi hizmetle, hangi imanla, hangi siyasetle alâkası vardır? Bu durumda, the Cemaat’in şimdiye kadar “takiyye”yi kime karşı yaptığı konusunda şüpheye düşmez misiniz? (Meraklısına not: Bu satırların yazarı söz konusu ritüele iştirak etmediği gibi, elinin ve sözünün ulaşabildiği kişileri de bundan alıkoymaya çalışmış, bu arada geçen süreyi de Müslümanların başına bu çorabı örmeye çalışanlar için tahmin edebileceğiniz türden dualar okumakla değerlendirmiştir.)

    ***

    Bu hadiseyi münferit olarak değil, Cemaat gazetesinin Afrikalı öğrencilerden iftiharla naklettiği “Bize Atatürk sevgisini öğretmenlerimiz aşıladı” sözleriyle, Moğolistan’a diktikleri büstü “Ulan Bator’a Atatürk mührü” olarak müjdeleyen başlıklarıyla, heykel dikme konusunda bazı Türk cumhuriyetlerinde karşılaştıkları güçlükleri nasıl aştıklarını övünerek anlatan the Cemaat önderinin beyanlarıyla beraber değerlendirdiğinizde, the Cemaat’in Kemalist değerleri sadece bu ülkenin çocuklarına aşılamakla yetinmeyip bütün dünyaya taşıma konusunda nasıl bir hamiyet sahibi olduğunu da açıkça göreceksiniz.

    Buna, başörtüsü konusundaki talihsiz tavırdan başlayıp İsrail mandacılığına kadar uzanan ve bugünlerde de Peygamberimizin lehviyat meclislerinde görüldüğü yolundaki iftiralara ve “Dâvâmız İslâm değil, insanlık dâvâsıdır” söylemine kadar gelip dayanmış bulunan bir çizgi içinde, istikrarlı bir şekilde yürüyen “değer aşındırma” ameliyesini de kattığınız takdirde, the Cemaat’i siyasete sevk eden asıl sebebin Müslümanlara birşey kazandırmak mı, yoksa onları ait olmadıkları bir yere taşımak mı olduğunu tesbit etmekte çok fazla zorlanmazsınız.

    ***

    Şimdi işin asıl can alıcı yönüne geliyoruz:

    Bütün bu faaliyetler ve aşındırmalar kamuoyunda Risale-i Nur ile irtibatlandırılan bir cemaat eliyle gerçekleştirildiğinde, herkesten önce bundan zarar gören, Risale-i Nur ve cemaatleri oluyor. Daha önceki bir yazımızda da üzerinde durduğumuz gibi (bkz. “Risale-i Nur üzerinden neler pazarlanıyor?” ), Risale-i Nur ile hiçbir ilgisi olmadığı halde onun nüfuzundan faydalanmak suretiyle kamuoyuna pazarlanan nice kavramlar var ki, bedelleri Risale-i Nur ve cemaatleri tarafından ödenmiştir ve ödenmeye devam etmektedir. Bunda, Nur talebelerinin payı da elbette ihmal edilemez. Vaktiyle birilerini muayyen bir çizgide tutabilmek ümidiyle yapılan iltifatlar ve sırt sıvazlamalar, umulan düzelmeyi netice verecek yerde, bilâkis o kimseleri daha da zaptedilmez hale getirmiş ve bugünkü tenkit edilemez, tenkit edilmesi tasavvur dahi olunamaz konumunu onlara kazandırarak evvelce hayallerden bile geçmeyen bâtıl düşünce ve uygulamaların yaygınlaşmasına meydan açmıştır.

    The Cemaat Risale-i Nur üzerinden pazarlama yapmak suretiyle ne kadar kazanç sağlar gözüküyorsa, gerçek Risale-i Nur cemaatleri de bu durumdan o kadar zarar görmektedir. Ödenen faturaların, Risale-i Nur cemaatleri ile ümmetin geri kalan kısmı arasında bir soğukluğa yol açtığını görmezden gelemeyiz. Ehl-i dalâlet ile işbirliği yaparak Müslümanları iktidardan indirmeyi 28 Şubat’tan bu yana bir gelenek haline getiren ve bir yandan meş’um 28 Şubat kararlarına içtihad sevabı bağışlarken diğer yandan da Müslümanlar hakkında “tenakür”den söz edenler sahte Nurcu kimlikleriyle ortada dolaştıkça, hakikî Nur talebeleri de bu hareketlerin yol açtığı infialden nasiplerini toplamaya devam edeceklerdir.

    Onun için, Risale-i Nur cemaatleri, eğer ümmetin geri kalan kısmıyla uhuvvet ve muhabbetlerini sağlamlaştırmak ve suizanlara son vermek istiyorlarsa, the Cemaat’ten teberrî etmek ve onlarla aralarındaki farkı vurgulamak zorundadırlar.

    (Konunun bir de maddî menfaatlerle ilgili kısmı var ki, bu da ayrıca üzerinde durulmayı gerektiriyor.)

    _____________________________________________

    Facebook: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] | Twitter: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] | mail: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Benzer Konular
    Fetullah Gülen: 1971'de Nurcu değilim, 2000'de 'Nurcu olmadığımı defalarca belirttim'
    Fetullah Gülen: 1971'de Nurcu değilim, 2000'de 'Nurcu olmadığımı defalarca belirttim' https://www.risalehaber.com/d/news/207647.jpg Fetullah Gülen: 1971'de Nurcu değilim, 2000'de 'Nurcu olmadığımı defalarca belirttim' Nurcu olmadığını yazılı ve sözlü olarak her zaman vurguladı Devami...
    'İkinci bir emre kadar cemaat düşmanı gözükün'
    'İkinci bir emre kadar cemaat düşmanı gözükün' 'İkinci bir emre kadar cemaat düşmanı gözükün' Kasım 2015'te ifadesi alınan gizli tanığın, gizli toplantıların içeriğinden darbe planına kadar örgütle ilgili kamuoyuna yansımaya
    Fetullah Gülen: 1971'de Nurcu değilim, 2000'de 'Nurcu olmadığımı defalarca belirttim'
    Fetullah Gülen: 1971'de Nurcu değilim, 2000'de 'Nurcu olmadığımı defalarca belirttim' Fetullah Gülen: 1971'de Nurcu değilim, 2000'de 'Nurcu olmadığımı defalarca belirttim' Nurcu olmadığını yazılı ve sözlü olarak her zaman vurguladı Devami...
    Nurcu Kimdir Kime Nurcu Denir?
    Nurcu Kimdir Kime Nurcu Denir? NURCULUK: Bediüzzaman Hazretlerinin Kur'anın Tefsiri Olarak yazdığı Risale-i Nur eserleriyle İslam'a hizmet etmeyi gaye haline getiren bir cemaattir. Nurcu, Bediüzzaman Said Nursi'nin, Kur'an tefsiri olan Risaleleri oku
    Büyük cemaat, küçük cemaat... (son)
    Büyük cemaat, küçük cemaat... (son) “CİRMİNİZ KÜÇÜK, sesiniz kısık ise eğer, sözleriniz uzaklarda bir yerlere, perdelenmiş, kırılmaya uğramış, dahası çarpıtılmış halde ulaşır. Hele bir de, sözünüzün bir yerlere yerleşmiş birilerini ve zihinlerde R
    Yazar : Risale Forum
    Cenab-ı Hak bizi ve sizi
    Tarîk-ı Hak'ta, Hizmet-i Kur'aniyede
    Sebat ve Metaneti versin!

    âmîn.

    Barla Lahikası ( 330 )

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2018
    Nereden Yer
    ankara
    Mesajlar Mesajlar
    42
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 6 + 10


    Cevap: The Cemaat ne kadar Nurcu?

    Paylaşım için teşekkür ederim.
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222