Bir uç beyliği olarak ortaya çıkan Osmanlı devleti diğer sahalarda olduğu gibi bilim ve eğitim konusunda da kendinden önceki Türk - İslam geleneği üzerine oturmuştur. Osmanlı ilim geleneğinde eski, orta asya ilim ve kültür hayatının belli ölçüde etkisi muhakkak olmakla beraber, bunun unsurlarını açık olarak ortaya koymak oldukça zor bir husustur. Halbuki İslami gelenek ve motifler tarihi seyir içinde net olarak takip edilebilir. Bu etkiyi biri yaklaşım diğeri uygulama olmak üzere iki noktada incelemk gerekir. Yaklaşım, tamamiyle gelişmiş geleneğin devamı tarzında kendini gösterir.

Kuran ayetleri ve Hadislerde ilim konusunda pek çok övücü ve teşvik edici ifadeler bulunur. Asr ı saadette Hz.Peygamberin ilme kıymet veren çok önemli uygulamaları olmuştur. Aynı yaklaşım daha sonraki İslam devletlerinde uygulamada görülen bazı aksaklıklara rağmen aynen devam etmiştir. Osmanlı devletinin durumunu da bu anlayış içinde değerlendirmeliyiz. Nitekim 16. yy başlarında seyfiye mesleğinde bulunan ibn i Kemal in ilmiyeye geçmesine sebeb olan olay toplum telakkisini yansıtması bakımından önemlidir.

Rütbetül ilm, aler rüteb, düstürunun geçerli olduğu Osmanlıda bu yaklaşımın bir çok örneği bulunur. 17. yy ortalarına kadar gerçekten şahsi meziyet sahibi oldukları ilim sayesinde toplumun her kesimi üzerinde ağırlığını hissettiren bu meslek erbabı 18. asır başlarından itibaren yetişmelerindeki zayıflık ayrıca olayların kendilerini siyasetin içine çekmesi sebebiyle yıpranmışlar eski itibarlarını kaybetmişlerdir.

Osman gazinin kaynaklara yansıdığıyla hayatı ve saltanatı sırasında ilme değer verdiği, alimlerle istişarede bulunduğu ve yine etrafında ulema ile görüşmeleri eksik tutmadığı görülür. Orhan gazi zamanındaki ilm hayatını ise daha sağlıklı izlemek mümkün. Bursa kadısı baş kadı olmak üzere, fethedilen yerlere kadılar atanmış ilk medrese 1330 da İznikte açılmış Davud u Kayseri müderrisliğine getirilmiştir.

I.Murad ve Yıldırım Bayezid döneminde yeni medreseler inşa edilmiş, eğitim yargı alanlarında yeni kurumlar teşvik edilmiştir. 1362 de Kazaskerlik kuruldu, mahkemelerde bakılan davalardan belli oranda ücret alınması kararlaştırıldı. Bu resmi gelişmelerin yanında asıl önemli olan aynı dönemde ilm hayatının sağlam bir döneme oturması ve bir geleneğin teşekkül etmesidir. Bu konuda ilk Osmanlı padişahlarının önemli rolü olmuştur. Bulundukları mevki gereği cengaver olarak yetişen bu kimseler ilmin değerini takdir etmiş ve bu konuda müşahhas adımlar atmışlardır.

Kuruluş döneminde alimlerden yararlanma bir kaç şekilde oldu. Bunların başında istişare keyfiyeti gelir. Her konuda bilginlerle konuşularak karar verilir. Bu uygulama gayri resmi istişare meclisi görünümündedir. Diğer taraftan ulemayı fiilen veziriazamlık, kazaskerlik, defterdarlık ve nişancılık gibi divan üyeleri ve merkezi bürokrasinin önemli makamlarına tayin ederek yararlanmışlardır. Nitekim kuruluş devri ilim hayatını ele alırken Çandarlı ailesinin önemli katkısını unutmamak gerekir. Kuruluş döneminde ilm hayatını canlandıran önemli unsurlardan biri de şüphesiz çift yönlü işleyen akademik seyahatlerdir. İlim tahsil ve tedrisi için seyahatin İslam dünyasında çok köklü bir yeri ve geleneği bulunmaktadır. Esasen hadislerde de bu husu teşvik edilir. Tahsilini belli bir seviyeye getiren talebeler, hocalarının da tavsiyesiyle İslam dünyasının o dönemlerde tanınmış ilim merkezleri olan Kahire,Semerkand,Buhara,Maveraünnehir,Bağdat ve Şam gibi merkezlere giderek tahsillerini tamamlarlar. Bir kaç yıl sonra İslam dini kültürü medeniyeti konusunda yetişmiş alim olarak dönerlerdi.

Hangi şehrin hangi sahalarda meşhur olduğu buralardaki ilim mahfilleri daha önce gidip dönenler ve oralardan gelen misafir hocalar tarafından bilinir, seyahate çıkan talebeye tavsiye olunurdu.

Okutulan kitaplar açısından 4 tip eğitim vardı:

-Medrese Eğitimi
-Dergah,Tekke,Zaviye Eğitimi
-Enderun Eğitimi (Devlet Adamı)
-Kalemler (Usta-Çırak ilişkisi)




Marmara Üniversitesi FEF Tarih Bölümü Osmanlıda Eğitim ve Bilim dersi Ders Notları