Okumadan alim, gezmeden seyyah…


Rüştü BOZKURT

Gelişmiş insanların ayırt edici özelliklerden biri de "…başkalarına bahane üretme" fırsatını tanımayan titizlikleridir.

Batı insanının bizimle ilgili "önyargısı" her zaman şikayetçi olduğumuz sorunlarımızdan biridir.Batı insanın önyargılarını azaltma, bizim birincil , onların ise ikincil görevidir.

Prof Fuat Sezgin'in Sevilay Yükselir ile yaptığı söyleşiyi okurken Frankfurt'da İslam ülkelerinde icat edilmiş 900 aracın sergilendiği müzeyi gezenlerle ilgili, " Müzeyi gezerken insanlar ister istemez, 'Bilimde bu kadar ileri olan Müslümanlar şimdi neden Batı'nın bu kadar gerizinde?' diye sormak istiyor" sorusunu yanıtlarken diyordu ki:

"Herkes bu soruyu soruyor. Özellikle Avrupalılar büyük şaşkınlık geçiriyor. Ve maalesef insanlarımız da bu kadar çok aletin Müslümanlar tarafından icat edilmiş olabileceğine inanamıyor. Çünkü yüzyıllardır İslamiyet' in hep Batı'nın gerisinde olduğuna inanmışlar. O nedenle de bir aşağılık duyusu var. Nedense Batı'nın üstün olduğuna sonsuz bir inanç var. Oysa öyle değil. Müslümanlar 16. yüzyılın ortalarına bilimde Avrupalılara nispeten ilerideydi. Avrupalılar Müslümanlardan bu bilgiyi 10'uncu yüzyılda almaya başladı. Ve bu alış 500 yıl sürdü. 17'inci yüzyılın başlarında da onlar önder konumuna geçti. Böbürlenme duygusu da işte ondan sonra başladı. Zaten benim tek derdim de bütün dünya Müslümanlarına Avrupalıların aslında boşu boşuna böbürlendiklerini anlatmak! Bir de tabii Müslümanları Batı'ya karşı hep var olan o aşağılık duygusundan kurtarmak"

Prof. Fuat Sezgin'in bu özgüvenli açıklamasının ardında yıllardır sabırla, iğneyle kazılan kuyu gibi ortaya çıkarılan, kimsenin reddetmesine fırsat verilmeyen kaynaklara dayalı 15 ciltlik bir eseri ortaya koymuş olması var.

Prof. Fuat Sezgin okumadan alim, gezmeden seyyah geçinenlerden değil. Çalışmış, çabalamış, herkesin saygı duyacağı ve ilham alabileceği eserler ortaya koymuş… Bilmenin yarattığı özgüvenle de, neyin böbürlenme, hangi davranışların aşağılık duygusunun yansıması olduğunu söyleyebiliyor…


Kulaktan dolma bilgi

Sezgin Hoca'nın açıklamasının zihnimde uyandırdığı çağrışımlarla bir yerlere varmak istiyorum.

Dünyada ve ülkemizde çok iyi bilinen, ileri teknoloji donanım ve yazılımında söz sahibi bir firmanın yetkililerinden biriyle söyleşimiz sırasında, "Seni en çok zorlayan değerler ve davranışlar neler oluyor?" diye sordum.

Yanıt benim gözlemlerimi de doğruladığı için sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Bizim insanımız, okuduktan, araştırdıktan ve dosyasına hakim olduktan sonra harekete geçmiyor. Ya günlük gazetelerde çıkan haber ve yorumlardan etkileniyor ya da çevresindekilerin söylediklerine kulak veriyor… Çoğunlukla kendi aklını ve iradesini başkasına emanet etme yolu seçiliyor. Bu alışkanlık, gerekli ve doğru olanı seçmenin, uygun kaynakla yatırım yapmanın önündeki engel. O nedenle medya ve akademik çevreler, yazılarınızda sıklıkla vurguladığınız 'öngörme ve önlem alma disiplininin' ne olduğunu işlemeli…Gelecek, yatırım yaparken on düşünüp bir adım atmayı gerektiriyor.Bu bilinci yükseltemezsek, kaynak israfı kaçınılmaz olacaktır"

Bilgilerimizi gerçek belgelere ve kaynaklara dayandırırsak özgüvenimiz artar…Sorunlarla yüzleşebilir; başkaları ile paylaşabiliriz.

Bilgilerimizi bize gerçeği söyleyecek dostlarla paylaşırsak çeşitlendirebiliriz, zenginleştiririz.

Mevlana'nın,
" Gerçek dostu olanın aynalara ihtiyacı yoktur!" sözünü bir hayat tarzı haline getirirsek, aşağılık komplekslerimizi kırar, özgüvenimizi artırır, bilgilerimizi çeşitlendirir, anlamamızı derinleştirir ve gerçeğe yakın dururuz....