Hepimiz işimizi iyi yaparsak, sonunda toplumumuzun sorunları çözülür; zenginlik üretimimiz artar, refahımız yükselir; insanlarımız daha mutlu olur
.
Doğru iş yapabilmemiz için, önce "algılarımızın doğru" olması gerekmez mi?

Doğru algılara erişebilmenin ilk adımı, sezgilerimizi güçlendirmektir. İster kendi rolümüzü doğru belirlemek isteyelim, isterse başkalarının rolünü gerçekçi tanımlama üzerinde duralım, sezgilerin yeri her zaman önemli.

Sezgileri geliştirme, iş anlamında koku alma duygusunu geliştirir.
Sezgiler gelişmişse, o insanların eriştikleri bilgilerin hangilerinin işe yarayacağını, hangilerinin kirli olduğunu anlama dereceleri artar.

Bilgi tek başına yeterli bir araç değil. Bilginin "anlamaya" dönüşmesi gerek.
Bilginin anlamaya dönüşmesi, ürettiği yararla ilgili. Eğer bir bilgiyi, insan yaşamını kolaylaştıran yarara dönüştürebiliyorsanız; onu anlamış olduğunuzu söyleyebiliriz.
Anlamanın yarara dönüşmesi, yararın da insan ve sermaye kaynaklarını israf etmeden üretilmesi "farkında olmayla" ilgili.

Diyelim ki sezgileriniz yeteri kadar gelişmiş, bilgileriniz kirlilikten arınmış, anlama yeteneğiniz ilerlemiş ve farkında olma dereceniz de yüksek. İşiniz bitmiş midir?
Bir ileriki aşama, sizin dışınızda oluşan, değiştirmeniz mümkün olmayan "eğilimleri" gözleme olacaktır.

Her eğilim fırsat ve tehlikelerden oluşur. Eğer eğilimleri gözler, fırsat ve tehlikeler hakkında yeterli bir bilgiye ve fikre sahip olursanız, alternatif tepki biçimleri geliştirebilirsiniz…
Bir başka adım, kendinizi tanımaktır. Gücünüzün sınırlarını bilmelisiniz ki, onu kullanma zamanını doğru belirleyebilesiniz. Gücünüzün sınırlarını bilseniz, doğru zamanda kullansanız da, kullandıktan sonra olası etkilerini hesaplayabilmelisiniz.

Yetmez bir adım daha ileri gitmelisiniz: Rekabet sisteminin işleyişi hakkında tam ve doğru bilgi sahibi olmaktır bu adım.

İyi iş, iş çevresini iyi tanımaktır: İnsanların karşılıklı-bağımlılık ilişkilerini artıran, sıkılaştıran ve yoğunlaştıran teknik gelişmeler, bizim kültürel önyargılarımızı, yerleşik doğrularımızı ve kalıp düşüncelerimizi zorluyor. Bu, zihin dünyamızda kırılma yaratır. Nasıl ki, çocuklarımızı medyadaki şiddet görüntülerine karşı korumak durumundaysak, aynı şekilde yerleşik değerlerimize saldırıları abartırsak çatışma ortamına yuvarlanırız. Küçümsersek, kültürel kimliğimizi yitiririz. O nedenle, iş çevresinde talep koşullarını yakından izleme zorunluluğumuz var. Aynı şekilde, faktörlere erişebilirlik ve ulaşabilirlik konusunda net bir düşünceye sahip değilsek,işlerimiz aksar…
İş yapmanın koşulları değişiyor. Biz kendimize yatırım yaparak o koşullara uymalıyız…Uymazsak, işimiz giderek güçleşir
Rüştü BOZKURT