Gerek günlük yaşamımızda gerek iş ortamlarında insanlar arasındaki ilişkileri geliştiren, sağlıklı ve sürekli kılan çok önemli birer davranış: Saygı ve nezaket. Başkalarının varlıklarına değer vermek, özelliklerine, haklarına saygı göstermek ve onlara nezaketle davranmak toplumsal yaşamın en temel koşullarındandır. Toplumsal yaşama alışık olmayanlar, toplumun bir üyesi olarak yaşamayı bilmeyenler başkalarına davranışlarında saygı ve nezaketin anlamını ve önemini de bilmezler.
Saygı; değer vermek, anlayış göstermek ve hoş görmektir. Bencil insanlar, yalnızca kendilerine değer verirler, başkalarını anlamazlar ve hoşgörüyle yaklaşmazlar. Kendi isteklerinden taviz vermezler; hep farklı, önde ve üstün olma çabası içinde olurlar. Bu nedenle, sürekli olarak başkalarını zorlarlar, kaba ve sert davranırlar. Onlar için saygı göstermek bir zayıflık, saygısızca davranmak ise adeta gizli bir zevk, güç ve güven veren bir yaşam oyunudur.
Yolda karşıdan gelenlere omuz atarcasına yürüyenler, trafikte yol yalnızca kendilerininmiş gibi hız yapanlar, yolun ortasında duranlar, önündeki araç biraz yavaşladığında ya da yeşil ışıkta biraz beklediğinde kıyameti koparanlar, çöpünü, sigarasını yola atanlar medeni bir toplumda yaşamasını bilmeyen saygısız insanlardır ve ciddi olarak eğitilmeye ihtiyaçları vardır.

İşyerine geldiğinde çalışma arkadaşlarına selam vermeyen, sabah karşılaştığı insanlardan bir “günaydın” ya da “merhaba”yı esirgeyen, bir şey isterken “lütfen” ya da “rica” sözcüklerini kullanmayan, takdir ve teşekkür sözcüklerini hiç bilmeyen insanlar ne yazık ki aramızda oldukça fazladır.

İşyerlerinde başkalarını sözle ya da davranışlarıyla rahatsız edenler, onların verimli, huzurlu ve güvenli olarak çalışmalarını engelleyenler bu yaptıklarını, kendilerini farklı ve üstün kılan bir beceri olarak görmektedirler. Oysa bu davranışlar yalnızca toplumsal yaşam kültürüne sahip olmamaktır, saygı ve nezaket yoksunluğudur.

Hızlanan yaşam temposu, iş ortamlarında giderek yoğunlaşan rekabetçi davranışlar ve geleceğe ilişkin belirsizlik ve risklerden kaynaklanan stres, insanları daha bencil yapmakta, sosyal ilişkiler geliştirme becerilerini kısıtlamaktadır. Gelir ve gelecek endişesi, başkalarını düşünmeyi ve onlarla sürekli ve sağlıklı ilişkiler geliştirmek için zaman ve emek harcamayı güçleştirmektedir. Ancak, bunların hiçbiri saygı ve nezaketten uzaklaşmanın kabul edilebilir bir mazereti olamaz. Gelişmiş toplumlarda da insanlar benzer endişeleri taşımakta, hızlı ve rekabetçi iş ortamlarında yaşamaktadırlar. Ancak, onlar toplumsal yaşamın öncelikle başkalarına saygıdan geçtiğini bilirler.

Saygı ve nezaketin ne olduğunu bilenler, başkalarıyla karşılaştıklarında onları selamlar, insanlara gülümserler. Sokağa çöp atmaz, görüntü ve ses kirliliği yaratmaz, trafikte diğer araçları sıkıştırmaz, iş ortamlarında insanları taciz etmezler. İş ortamlarında başkalarına değer verdiklerini ifade eden sözleri kullananlar ve bu tür davranışları sergileyenler, aslında kendilerine değer verdikleri ve saygı duydukları için bunu yaparlar. Böylece başkalarından da ilgi ve saygı görürler.

Çalışanlar, kendilerine saygı duyulan, değer verilen işyerlerinde mutludur. Böyle yerlerde daha severek, isteyerek çalışırlar ve verimli olurlar. Müşteriler, kendilerine ilgi ve saygı gösterilen, nazik davranılan yerlerden alışveriş ederler. Onlar, alışveriş yaptıkları yerlerde çalışanların birbirlerine nasıl davrandıklarına da bakarlar ve saygıya dayalı ilişkileri gözlemledikleri yerleri tercih ederler. Benzer şekilde, yöneticiler de çalışanlar arasındaki ilişkilerin saygı ve nezakete dayandığı işletmelerde çok daha etkin olurlar. Doğru işlere odaklanırlar, zamanlarını ve enerjilerini gerçekten yapmaları gereken işlerde yoğunlaştırırlar.

Özetle, bir işletmenin temellerini oluşturan yöneticiler, çalışanlar ve müşteriler için ortak faydanın saygı ve nezakete dayalı ilişkilerle sağlandığı son derece açık bir gerçektir. Bu tür ilişkilerin egemen olduğu işyerlerinde herkes kazançlı çıkacaktır. Bu nedenle, herkes saygı ve nezakete dayalı bir iş ve toplum yaşamı için bilinçlenme ve bilgilenme çabası içinde olmalıdır. Bu çabanın getirisi çok yüksektir.[/COLOR][/B]


Prof. Dr. İsmet BARUTCUGİL