İnsanın doğumla başlayan hayat yolculuğu bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık basamaklarından geçip ölümle sona erer. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bu hususta şöyle buyurmuştur: “O’dur ki sizi (atanız Ademi) topraktan, sonra tek tek siz insanları da bir meniden, sonra aşılanmış yumurtadan yarattı. Sonra sizi analarınızın karnından bebek olarak çıkarır, derken sizi güçlü kuvvetli bir çağa (gençliğe) eriştirir, sonra ihtiyarlık çağına kadar yaşatır. İçinizden kimi daha da önce öldürülür, kiminizin ömrü bir vadeye kadar uzatılır. Olur ki aklınızı kullanıp bunları düşünürsünüz diye böyle yapar.” (Mümin, 67) Ayet-i Kerime’de buyrulduğu üzere, doğum ve ölüm gibi, yaşlılık da ilahi kanunun bir gereğidir. Ömrü vefa eden her insan, ihtiyarlık dönemini yaşayacaktır.

İHTİYARLIK ÇÖKÜŞ DEĞİLDİR

Kimimiz yaşlılığı fiziki ve ruhi bir çöküş dönemi olarak adlandırırız. Evet, yaşlılık fizik ve beden olarak bir çöküş dönemi olabilir ancak ruhi cihetle bunun bir çöküş dönemi olduğunu bir mümin için söylemek doğru olmaz. Zira mümin -herhangi bir hastalığı olmadıkça- yaşı ilerledikçe ruhen kemale ilerleyen bir kuldur. Onun, yaşının ilerlemesiyle birlikte ruhunun çöktüğünü, zayıfladığını söylemek doğru olmaz.

Hatta bizim kültürümüzde, yaşı ilerleyen kimseler için “yaşlı” kelimesi yerine ihtiyar kelimesinin kullanılmasındaki amaç da buradan kaynaklanmaktadır. Çoğu zaman, yaşını başını almış bir kimseden söz edeceğimiz zaman ona “ihtiyar” deriz. Bu bize eskilerden kalmış, büyüklere hitap ederken kullanacağımız bir sözdür aslında. Nitekim “ihtiyar” aslı Arapça bir söz olan “hayr” kökünden gelmektedir. Bu ise hayırlı, iyi, doğru anlamlarındadır. “İhtiyar” ise seçilmiş demektir. Zira bugün hala kullanımda olan, “Muhtar” ve “ihtiyar heyeti” kelimeleri de içinde bulundurdukları bu anlamlar sebebiyle kullanılmaya devam etmektedir.

İHTİYARLIK SEÇKİNLİKTİR

Evet, ihtiyarlar bizim hayırlılarımızdır. İhtiyarlık seçkinliktir. İnsan yaşı ilerledikçe, iman İslam şuuru içersinde kendisinde bir çok hayrı toplamış olan kimsedir. Bir hadis-i şerifte, “Allah İslam üzere yaşlanmış (hayatını İslam dini içinde tamamlamış) kimseye azap etmekten haya etmektedir” buyrulmuştur.

RABBİM VAKARIMI ARTTIR

İmam Malik (rh.a) şöyle demektedir: “Ademoğullarından saç ve sakalında ilk aklığı gören kişi, Hz. İbrahim’dir (a.s). O, bu durumu görünce biraz garipsemiş ve şaşırmış ve ‘Ey Rabbim! Bu nedir?’ diye sormuş. Allah da (c.c) ‘Vakardır’ demiş. Bunun üzerine Hz İbrahim (a.s) ‘Ey Rabbim, öyleyse benim vakarımı daha da artır’ diye niyazda bulunmuştur.”

ONLAR GEÇMİŞİ GELECEĞE BAĞLAYAN KÖPRÜDÜR

Yaşlılarımız, daha doğru bir ifadeyle ihtiyarlarımız, toplumumuzun kültür abideleridir. Onlar geçmişi geleceğe bağlayan köprü gibidirler. Hayat tecrübelerinin fazla olması hasebiyle genç kuşakların birinci derecede rehberleridir. Efendimiz’in (s.a.v) “Küçüğüne merhamet etmeyen, büyüğüne saygı göstermeyen bizden değildir” anlamındaki hadis-i şerifi yaşlılara saygı gösterilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Bir başka hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Genç bir kişi, yaşından dolayı herhangi bir ihtiyara hürmet ederse, Yüce Allah da yaşlandığı zaman o gence hürmet ve ikram edecek kimseleri mutlaka bahşeder.”

Bu gün modern yaşam şeklinin bir sonucu olarak yaşlılarla beraber hayatı paylaşmadığımız ne yazık ki acı bir gerçek. Çekirdek aile kavramının tek seçenek olarak sunulduğu zamanımızda bu durumdan en büyük darbeyi alanlar birinci derecede yaşlılarımız ikinci olarak da çocuklarımız oldu. Çocuklarımızı nine dede sevgisinden mahrum bırakırken, ihtiyarlarımızı da torunlarından uzaklaştırdık, kendi evlerine mahkum ettik adeta. Hatta bazılarımız, “Daha iyi bir hayat sürsünler, huzur evleri onlar için daha iyidir” gibi düşüncelerle iyice hayatmızdan uzaklaştırdık. Oysa bir gün biz de yaşlanacak ve bakıma, ilgiye muhtaç bir hale geleceğiz. O zaman bizim yanımızda kim olacak? İnsan bu gerçeğe rağmen nasıl kendi anne babasını hayatının dışına itebilir?

ONLARA “ÖF” BİLE DENMEZ

Kimimizin annesi babası yaşlandı, bizler büyüdük. Kimimiz genç olduk, kimimiz olgunluk yaşına ulaştık. Bizler küçükken, anne ve babalarımız bizleri bin bir zahmet ve güçlük içinde, büyük bir sevgi, şefkat ve merhametle kucaklayıp bu günlere getirdiler. Şimdi ise, onlar yaşlandı, artık sevgi ve şefkate muhtaçlar. Onların biz çocukken bizden esirgemediği şefkat ve merhameti gösterme sırası bizde! Allah (c.c) bu konuda “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘öf’ bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle.” (İsra, 23) buyurarak bizleri uyarıyor.

Yaşlı anne ve babalarına kol kanat geren ve hürmet gösteren evlatlar, anne ve babalarının Yüce Allah’ın katında reddolunmayan dualarına mazhar olurlar. Bu husuta Efendimiz (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar: “Allah’ın kabul ettiği üç müstesna dua vardır, bu duaların kabul olacağı hususunda hiçbir şüphe yoktur: Mazlumun duası, misafirin duası ve anne babanın duası.”

Hüseyin OKUR