Dünkü yazımızda “ruhumuza takılan yüzlerce duyu, duygu, lâtifelerin paha biçilemeyecek birer nimet olduğunu” nazara veriyorduk.


Devam edelim:
Meselâ; aklın, kalbin yardımcısı, tasvircisi, öncüsü olan hayâlimiz! Ve kâinatı misafir edebilen sonsuz arşivleme kapasitesine sahip hâfızamız! Bu iki nimetin bir an yokluğunu farzediniz! Hayâli bile korkunç değil mi?


Peki, idrak, şuûr, irâde (hür teşebbüs) melekelerimiz bulunmasaydı ne kıymet-i harbiyemiz olurdu?


Bir an için rûhumuza olumsuz duygular takılmadığını farz edin. Meselâ, korku damarımız bulunmasaydı; yüksekten atlar; canavar hayvanlarla kucaklaşır, pençeleşirdik ve hayatımızı bir gün bile devam ettiremezdik! Nefret olmasaydı; mikrop, zehir, yılan, akrep, zalim gibi muzırlardan nasıl korunacaktık? İlâahir...


Sathî/yüzeysel bir bakış bize bunları anlatıyor. Kur’ân nûru, imân şuûru, ilim gözlüğüyle rûhumuzun derinliklerine inersek; sonsuz hazineler keşfedip sınırsız istidat ve kabiliyetlerimizi inkişaf ettirmez miydik?


Komplike, girift bir ruh ve bedene sahibiz. Adeta, meçhûller zinciriyiz. Duygularımız ise bir muamma. Acaba kendimizi nasıl keşfedebiliriz?


Bir makineyi öğrenmek, bir ülkeyi, beldeyi tanımak için kurslara gider; milyonlarca lira masraf eder ve türlü türlü sıkıntılara katlanırız. İnanın kendimizi keşfetmek ne o kadar zor, ne zahmetli ve ne de masraflıdır. Gayet ucuz ve kolay. Kendimizi keşfedebilmek için neler yapabiliriz?


* Önce keşfetmenin gerekli; hattâ mutluluğun olmazsa olmaz şartı olduğuna inanmalıyız. Kendimizi tanımak için çok uzaklara gitmemize gerek yok. Ruh ve duygularımız sonsuza açılan iç içe girmiş âlem içinde âlemdir. Kezâ, bedenimiz biyo-fizyolojik yapısıyla enteresanlıklar ülkesidir. Önce iç âlemimizden başlamalıyız.


* Unutmayalım; en büyük kâşif kendisini keşfedendir.

* Kendimizi bir kitap gibi okuyabiliriz.

* İçimizi, duygularımızı dinleyelim. Özellikle, zihnimiz, kalbiniz ve vicdanımızı. Çünkü, vicdan asla yalan söylemez.

* Kendimize sorular sorabiliriz.

* Başkalarını gözlemleyip, kıyaslar yapabiliriz.

* Özellikle insanı tarif eden, rûhumuzu tahlil eden kitaplar okumalıyız.

* ”Nerede, nasıl?” sorularından çok “Niçin ve kim?” sorularına cevap veren eserleri tetkik etmeliyiz. Başta ahlâk, psikoloji (ruh bilimi), antropoloji, sosyoloji, biyoloji, anatomi ve halk diliyle yazılmış tıp kitaplarını dikkat ve ibretle inceleyebiliriz.


Risâle-i Nur ise, baştan sona rûh/duygu, psiko-fizyoloji, anatomi, antropoloji ve sosyoloji kitabı gibidir. Adı geçen ilimlerin esasına, özüne (marifetullaha vesilece olacak şekilde) dikkat çeker. Dolayısıyla başucu kitabımız olmalı.


Ali FERŞADOĞLU