Soru: Mehtap Ablacığım… huyum başıma bela. Fazla alınganım, biraz titizim, kırılganım. Bunlar düzeltilebilir mi? Ailem ve arkadaşlarım benden rahatsız gibi. Ama ben böyleyim. Kişiliğim böyle! Ne yapabilirim ki? Bu yaştan sonra kendimi değiştiremem. Bu konuda bir şeyler söyler misiniz? Değişir mi acaba? 21 yaşında bekar bir bayanım.


Cevap: Huy, genel anlamda “mizaç” kelimesiyle birbirini karşılıyor. Mizaç, huy dediğimizde; insanın doğuştan getirdiği temel özellikler aklımıza gelir. İslam literatüründe buna bir anlamda “Fıtrat” diyoruz. Yaratılıştan gelir ve neredeyse tamamen biyolojik kaynaklı durumları temsil eder.


Huy/mizaç/fıtrat kelimelerini kullanınca, günlük hayatta en fazla kafa karıştıran diğer yapı akla geliyor hemen değil mi? Yani “karakter” ve “kişilik” kelimeleri.


Karakter/kişilik, yapısal bütünümüzdeki sonradan kazandığımız özellikleri temsil eder. Hal böyle olunca da hiç birimizin kişilik/karakter özellikleri diğerine benzemez. Çünkü doğuştan gelen mizaç/huy/fıtratımız, zaman içinde bulunduğunuz ailenin sosyal yapısına, aldığımız eğitime, toplumsal özelliklerimize, kazandığımız kültürel yapılanmaya göre değişiklik gösterir.


Biraz karışık gibi dursa da aslında son derece kolay bir formülasyon… huy/mizaç/fıtrat=doğuştan gelenler


Karakter/kişilik= sonradan kazanılanlar


Demek ki huylarımız var… Bir de huy sandığımız takıntılarımız var. Yani doğuştan gelmeyen… yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası olmayan… istersek ve çabalarsak kolaylıkla terk edebileceğimiz… zamanla bünyemize yerleşen ve neredeyse psikolojik destek almamıza neden olacak kadar abarttığımız takıntılarımız!


Sizin söylediğiniz durumlar, alınganlık, gereğinden fazla titizlik bu gruba giriyor olabilir. Yani huy sandığınız takıntılar grubuna. Her insan kendisine göre temizdir! Ama diğerlerini rahatsız edecek kadar temizlikte sorun olabilir. Veya ev halkımızı bile sıkıntıya sokacak kadar alınganlık…


Bu konunun üzerinde durursanız ve alınganlık, titizlik, kırılganlık yaşadığınız anlarda biraz daha sağlam olmaya gayret edebilirseniz üstesinden gelirsiniz merak etmeyin. Bunların normal olmadığını bilmeniz bile değiştirmek için harekete geçmenize yeter. İçinde bulunduğunuz zorlukları “huy” diye adlandırırsanız onlardan kurtulamazsanız. Ama tüm bunların aslında huy zannettiğiniz takıntılı özellikler olduğunu bilirseniz çabalarsınız.


Ee… kim bilir…? Böylece huyunuz başınıza bela olmaz! Belalar huyunuza dayanamaz hale gelir sevgili genç okuyucumuz!


Soru: İnsanlarda doğuştan gelen ortak özellikler var mı acaba? Merak ettim de… acaba cevap yazar mısınız?


Cevap: Tabii ki yazarım! Doğuştan gelen ortak özellikleri huy olarak niteledik yukarıdaki soruda. Tam da bu bağlamda bu soruya da cevap vereyim.


Birinci ortak özelliğimiz; yenilik arama. İnsanoğlunun doğasında düşünce ve davranışlarında hep yenilik isteme, yeniliği arama huyu vardır. Yenilik isteriz. Yenilik ararız. Hücrelerimizin bile belirli aralıklarla yenilendiğini düşününce bu durum insanın kulağına oldukça makul geliyor değil mi sevgili okurlar!


İkinci ortak özelliğimiz; zarardan kaçınma. İnsanoğlunun yaratılıştan getirdiği en önemli huylarından diğeridir bu madde. Kişi, nerede, kiminle, ne zaman yaşıyorsa yaşasın, temel işlevi zarardan kaçınmak şeklindedir. İntihar etmeyi ve artık yaşamdan bıktığını düşünen insanlar bile, en sıkıntılı anlarında dalgın dalgın yol kenarında yürürlerken, aniden üzerlerine gelen hızlı arabayı görünce, refleks olarak kendilerini yolun kenarına fırlatırlar. Fırlatırlar diyorum çünkü düşünerek, uzun uzadıya karar vererek kendini kurtarma davranışı değildir. Sadece içgüdüsel olarak refleks tepkiyle yapar o kadar. Zarardan kaçınma huyumuz sayesinde hayatta kalmayı ve zarar görmemek için çabalamayı sürdürürüz.


Üçüncü ortak özelliğimiz; sebatkarlık. Çeşitli tarih ve dönemlerde, dünyanın herhangi bir yerinde varlığını sürdüren her insan için yaratılıştan gelen önemli bir huydur tuttuğu işi bırakmamak, işin devamı ve sürekliliği için çaba harcamak. Bu maddeyi okuyan tüm genç arkadaşlarımızın harekete geçmesini diliyorum. Çünkü gelen birçok mailde “Mehtap ablacığım, ben başladığım işi yürütemiyorum, beceremiyorum.” Şeklindeki durumlar yaratılış gerçeğimizi yansıtmıyor.


Allah insanların doğasına, bir işe başlamayı ve başladığı işi sürdürmeyi şifrelemiş. Yapamıyorum demek, beceremiyorum demek; en iyimser söylemle “Başarmak için ne yapacağımı bilmiyorum” anlamına gelir. Hatta bana kızmasın genç arkadaşlarım ama; tembelliğin farkında olmadan kişiliğin bir parçası haline geldiği bireylerde “Başarmak istemiyorum, zor geliyor” gibi bir şekle bile dönüşmeye başlamış demektir. Bu durumu tersine çevirmek çok kolay. Zira yaratılıştan gelen biyolojik özelliklerimiz, her işin üstesinden gelmemizden yana sevgili genç okurlar!


Son ortak özelliğimiz; ödül bağımlılığı. Biz insanoğlunun ödülle, onaylanmayla ve onura edilmeyle yapamayacağı, üstesinden gelemeyeceği hiçbir durum yok. Hepimiz zaman zaman ödüllendirilmek, onaylanmak, tebrik edilmek isteriz. Kimi zaman tatlı bir kabul edici bakış ödüldür bizim için, kimi zaman tatlı bir söz! Ödülü maddeye bağlamanın verdiği zararlara dikkat ederek, duygusal ödüllerin hayatımızdaki önemini anlatmaya bile gerek yok sanırım.


Pek çok ortak özellik varmış gibi görünse de, davranış bilimleri ışığında sadeleştirildiğinde, var olan tüm özelliklerimizin bu dört maddeden çoğaldığı düşünülür. En azından şimdilik!


Psikolog&Psikoterapist Danışman Mehtap KAYAOĞLU