Günümüzde yeni yeni okuma ve okutmayla ilgili teknik yöntemler geliştirilmektedir. Bu yöntemlerden –ister nelerin okunup okutulacağı adına, isterse okumanın ve okutmanın keyfiyeti adına olsun– herkesin istifade edip yararlanabileceği düşüncesindeyim.
Eskiden beri devam edegelen metot ve ilim anlayışı ile yetişen insanlar, fünun‑u müspete ile dinî ilimler arasındaki irtibatı koruyamayıp, kalb‑kafa birliği sağlayamamışlardır. Bu sebeple de medrese ilimleri, tekye ve zaviye ruhundan koparılmıştır. Bu kopukluk bir ölçüde bugün dahi hâlâ devam etmektedir.
Kitap müzakere eden arkadaşların, hayatlarında pozitif ilimlerle beraber dinî ilimlere de yer vermeleri çok önemlidir. Meselâ, imana ait bir eseri okuyan insan, sıkılmamak için hemen arkasından ahlâk‑ı âliyeye dair bir esere başlamalıdır. Felsefeyle meşgul olan bir kişi de, arkasından tasavvufla ilgili bir bölüm okumalıdır.. değilse, felsefe denecek, hukuk denecek ama eskiden olduğu gibi ahlâk‑ı âliye adına zaaflar yaşanacak; fizik denecek, kimya denecek ama metafizikten, İslâm’ın ruhundan bigâne kalınacaktır. Dolayısıyla da ilim ve İslâm düşüncesi adına hayatta boşluklar yaşanacaktır.
Okuma ve okutma keyfiyeti adına söylenecek diğer bir şey de, eskiden camilerde bir anda 7‑8 tane ders halkası olduğu gibi, günümüzde de aynı mekânlar tekrar değerlendirilip, herkesin “telâkki‑i bi’l‑kabul”üne mazhar olmuş, kitapların müzakere edilmesidir. Bu türde yapılacak bir çalışmayla, vatan sathı bir mektep hâline getirilecek ve bu şekilde okullarımızla beraber, camiler ve kahvehaneler tekrar ilim yuvaları hâline gelebilecektir.