Her gün yeni bir şeylere başlıyor ama bir türlü bitiremiyoruz. Bir kitap alıyor başlıyoruz, daha bitmeden bir yenisi, sonra bir yenisi daha…

Başlayıp da bitirdiklerimizin on misli bitiremediklerimiz var. Yabancı dil kursuna başlayıp da tamamlayabilmiş olanların sayısı, başlayıp da bitiremeyenlerin sayının kat kat üstünde… Diyete başlayanlar da aynı… Namaza başlayıp başlayıp sürdüremeyenler… Bitirenler ve amacına ulaşanlar o kadar az ki… Bir arkadaşlığa başlayanlar ama devamı için gereken çabayı göstermedikleri için devam ettiremeyenler… Sana dönerim diye uzunca süre iş arayanları oyalayanlar, bir türlü evet veya hayır cevabını veremedikleri için işleri sürüncemede bırakanlar… Vermek için ayırdığımız ama bir türlü vermediğimiz giysiler, kitaplar, ev eşyaları…
Her bitirilmemiş iş, içimizi kemirir. Sorumluluk alanımıza girdiği halde sırtımıza aldığımız ama işin gerektirdiği gibi davranamadığımız için bitiremediğimiz her iş, zihnimizde bir karışıklık oluşturur. Bu zihinsel dağınıklıklarımız ise tam bir kara delik misali zihin enerjimizi de beden enerjimizi de yutar. Unutkanlıların önemli bir kısmı başlanmış ama bitirilmemiş işlerin soğurduğu enerji kaybının ürünleridir.

Huzurlu bir hayatla aramızdaki en büyük engellerden birisi bitirilmemiş işlerden oluşturduğumuz ve her geçen gün daha da artan koleksiyonumuzdur. Başladığımız ama bitiremediğimiz her iş, zihnimize bir başarısızlık olarak kaydedilir. Kendimize duyduğumuz güven her bitiremediğimiz iş sonrasında daha bir azalır. Öğrenilmiş çaresizliğin kollarında avunuruz. Yapamadıklarımızdan oluşan moloz yığını, yolumuzu tıkar. Yolda ilerleyebileceğimize duyduğumuz ümidi söndürür.

Yerini yılgınlığa, bıkkınlığa bırakır. Bir süre sonra o işi de koleksiyona dâhil edip, bir başka heyecan zamanında yeni bir işe niyetlenirken buluruz kendimizi.

Yine sonuç değişmeyecektir oysa. Bir öncekinden daha ümitsizce, yolu daha da gölgelenmiş olarak yeni başladığımız işi bırakmak da uzun sürmeyecektir. Zamanla kendimize duyduğumuz güvenin azalmasıyla başkalarının duyduğu güven de azalacak. Ve yapmadıklarımızın esaretinde (ne devam edebilme gücünü bularak ne de vazgeçebilme cesaretini göstererek) belirsizlik içinde, huzurla aramıza duvarlar örmeye devam edeceğiz.

Oysa yapmaya başlamadan önce neyi gerçekten istediğimizi net olarak belirleyebilirsek, sonuçlar daha yüz güldürücü olabilir. Mesela yabancı dil öğrenme isteğimizi ele alalım. Gerçekten istiyorsak zamanımızı yeniden yapılandırmaya da hazır olmamız lazım. Odaklanmamız ve yapılması gerekenleri uygun bir sıra içinde yapmaya hazır olmak lazım. Sadece öğrenmeyi istemek ve başlamak hiçbir zaman yetmez. Evet, “Başlamak bitirmenin yarısıdır.” ama diğer yarısı da emek vermek, odaklanmak ve önceki yapılanmayı yeniden gözden geçirmektir.

Her bitirdiğimiz iş kendimize daha fazla güvenmeyi de beraberinde getirecektir. Yolumuz daha da aydınlanacak, huzura daha bir yaklaşacağız.
Bitirilmemiş işler koleksiyoncusu olmanın yükü çok ağır. Bir yerden başlamak için ilk aklınıza geleni seçin ve üşenmeden, ertelemeden, “Yarın…” demeden ve asla vazgeçmeden başlayın. Her bitirdiğiniz işle birlikte hafiflediğinizi gördüğünüzde, inanın yaşadığınızı daha derinden hissedeceksiniz.

Eğer artık devam etmek istemediğiniz işleriniz varsa, onlarla da vedalaşın ve bir karar verin. ”Yanlış bir başlangıçmış!” deyin, dosyayı kapatın ve rafa kaldırın. Önünüze bakın! Devam edip bitirmek de, devam etmeme kararı verip kapatmak da bitirmektir. Ama göz ardı ederken var olan, açık olan bir işi erteleyerek, yokmuş gibi davranarak sürüncemede bırakmak kendinize yaptığınız bir Çin işkencesidir, haberiniz olsun!

NAZLI ÖZBURUN
Evlilik ve Aile Danışmanı - Sosyolog