Hayat sadece bizden ibaret değil…

Aile ise hayatın temel taşı.

Bir Batılının ifadesi ile:
“Aile kralların dahi giremeyeceği sağlam bir kaledir.”

Son yıllarda bu kaleye şiddetli hücumlar yapılıyor.

Ailenin başına belâ olan evlâtlar...

Zaptedilemeyen delikanlılar...

Evlâdına karşı üslûp ve tarz hatasına düşen anne ve babalar…

Büyük bir kargaşa yaşıyoruz.

Nasihatin damara dokunduğu anlar...

İnfialler...
Ve kavram kargaşaları…

Her ailede irili ufaklı bu haller yaşanıyor.

Kız çocukları, erkek çocukları, kardeşler arasındaki anlaşmazlıklar...

Anne ve babasını bir “hiç” olarak gören evlâtlar…

Ümidini yitiren anneler...

Hayalleri alt üst olan delikanlılar…

Nasihati kendine kılıç gibi batırılan bir unsur olarak gören evlâtlar…

Şefkatini sûiistimal eden anneler…

İşte böyle bir atmosferde yapılan bir baba ile evlâdının sohbetine şahitlik edeceğiz.

Uzun uğraşmalardan sonra Ahmet Efendi üniversiteyi kazanmıştır.

Üzerine bir terazi hassasiyeti ile durulan evlâdı ile bu son buluşmasıdır artık babanın, okula göndermeden önceki...

Annenin iki gözü iki çeşmedir.

Artık yuvadan uçurulacak bir nadide kuşun hikâyesi başlamaktadır.

Bahçenin kamelyasında baba ile oğul arasındaki sohbet başlamıştır.

“Bak evlâdım!

İstanbul’a gideceksin.

Defalarca gittiğin için seni yine tek başına göndereceğim.

İyi bir bölüm kazandın.

Belki avukat, belki yargıç, belki de mülkî idareci olursun.

Kıt imkânlarımıza rağmen senin okuman için hayli sıkıntılara girdik.

Annen yıllarca el işleri ile bütçemize katkıda bulundu.

Gece yarılarına kadar çalıştı.

Diğer kardeşlerin de üniversite tahsili yapıyor.

Onlar içinde elimizden gelen gayreti gösterdik.

Göstermeye de devam edeceğiz inşaallah.

Bu koşuşturmalardan kendimize bir ev dahi alamadık.

Bizim için sizler herşeyimizsiniz.

Sizlere haram lokma yedirmedik.

Memuriyet hayatımda dürüstlüğü her an ön plana çıkardım.

Okuduğum ve mensubu olmak ile şeref duyduğum Risale-i Nur hizmetinden geri kalmadım.

Sizleri bir çok zaman derslere nazlanarak gönderdim.

Derslerin yarısında kaçıp şuraya buraya gittiniz.

Neyse…
Artık hayatın çok ciddî bir safhasına giriyorsun oğlum.

Gönderdiğim harçlıkları idareli kullanmaya alış.

Dershaneden sakın ayrılma.

Bak, ablaların ve ağabeyin hepsi dershanelerde kaldılar.

İki çeşit hizmet ve eğitim görmüş oldular.

Sen de öyle olacaksın inşaallah.

Sen en küçükleri olduğun için biraz seni nazlı yetiştirdik.

Oralarda bizleri ve oradaki hizmet mensuplarını üzecek tavırlar içinde olursan önce bizler yıkılırız.

O ağabey ve kardeşlerini bizden biri gibi bilmeli, ona göre hareket etmelisin.

Hayat, fani yönüyle, bir oyalanmaktan ibarettir.

Dünya, bir misafirhanedir.

İnsan ise vazifesi çok bir misafirdir.

Kalmış olduğun arkadaş ve kardeşlerinle iyi geçin.

Küçük meseleleri büyütme.

Daima mütevazi ol.

Evin temizliğine dikkat et.

Umumî ve mahallî dersleri kaçırma.

Zaman zaman gazeteye git ve oradaki hizmetlere katkıda bulun.

Onlar Risale-i Nur’u dünyaya duyuruyorlar.

Kardeşlerinin arkasından konuşma.

Yüzlerine söylediklerini de kırıcı olmadan söyle.

Tahsil hayatı önemlidir.

Okuma programlarına mutlaka katıl.

Kur’ân’dan, Cevşen’den ve Risalelerden günlük okumalarını ihmal etme.

Dost ve arkadaşlarını derslere ve dershaneye götür, Nurları tanımalarına vesile olursun inşaallah.

Yeni bir hayata başladığın için hayatın bazı zorlukları seni üzüntüye sevk edeceği an telefonla da olsa bizleri ara.

İki üç ayda bir ziyaretimize gelirsin.

Kendini bir dâvâ adamı olarak yetiştirmeye çalış.

Yabancı lisanını güçlendir.

Namazlarını sakın ihmal etme.

Arada büyük camilerde kılmaya çalış.

Erken yatıp, erken kalkmaya çalış.

Kendini tembelliğe alıştırma.

Derslerini sıkı takip et.

Hocalarına iyi davran.

Derslerin ne kadar iyi olursa, çevrendekiler sana da iyi gözle bakarlar.

Gönül hikâyelerine ehemmiyet verme.

Mezun olup meslek sahibi olduğun zaman inşaallah hayırlı bir kısmet ile hayatın devam eder.

Böyle olmazsa hayatında zorluklar baş gösterir.

Derslerinden geri kalırsın, hizmetlere vaktin azalır.

Bizim nazarımız daima sizin üzerinizdedir.

Sizden gelen sıkıntı bizlere de dokunur.

Sizden gelen sevinç ve başarı bizleri de sevindirir.

Allah yolunu açık etsin oğlum.

Seni çok sevdiğimizi sakın unutma.

Cenâb-ı Hak seni maddî ve manevî muvaffak eylesin.”

Sohbet sona ermiştir.

Ahmet oldukça duygulanmış, babasına söz vermiştir.

Sıra ertesi gün yolcu etmeye gelmiştir. Önce anne, sonra ablalar sıkı sıkıya kucaklaşma ve ağlaşmalar...

Baba metindir, gözyaşlarını içine atar.

Ve uğurlanır Ahmed.

Ve Ahmed hakikaten adına lâyık bir delikanlı olur.

Hem mesleğinde, hem de hizmetlerde bir tanedir.

Anne ve babanın mutluluğu ise başka bir güzelliktedir.

Kim böyle evlâdı sevmez ki?


RAŞİT YÜCEL