Geçen haftaki yazımızda Diyarbakır Dicle Üniversitesinde yapılan Boşanma Çalıştayı’na sunduğumuz tebliğ hakkında kısa bilgi vermiş ve şu cümlelerle yazımızı bitirmiştik: “… aile ‘son sığınak’, sağlıklı ve imanlı çocuk ise ‘son umut’. Yoksa her verimsiz tarla gibi dünya tarlasının da sonu kıyamet.”


Devam edelim.
Evlilik çekilmez hale gelmişse ve evlilik birliği temelinden sarsılmışsa, boşanma iyidir.

Ancak ailenin hukuku ve bunun muhafazası, aile fertlerinin şahsî hukukundan önce gelmelidir.

Boşanmaları azaltmanın birinci yolu boşanmaya gitmeyecek sağlıklı bir evliliği ve sağlıklı bir aileyi geliştirmek için kanunu da yardıma çağırmaktır.

Oysa bu günkü Medeni Kanun ve Aile Hukuku ders kitapları eşlerce ve eş adaylarınca okunacak türden kitaplar değildir. Zira Medeni Kanunun bakış açısı yanlıştır. Kişisel gelişimci bireyciliğin ürünüdür.


Bu durum “eş olanların eşit haklara sahip olduğu” ilkesinin abartılması sonucunu da doğurmuştur.
2002 yılında yapılan köklü değişiklikle “ailenin reisi erkektir” prensibi kaldırılmış, bu durum aile içi dengeleri sarsmış, aileyi kanuna ve hakime muhtaç bir müesseseye dönüştürmüştür.


Ancak, erkeklerin çoğu, hakimlerin çoğunun erkek olmasının verdiği garip rahatlıkla konuyu önemsememişler, kadınlar ise eşitlik varsayımı ile gelen galibiyet hissi ile rehavete kapılmışlardır.


Oysa konu erkek ve kadın mücadelesi değildir. Konu ailenin biricik ürünü olan evlâtlarla ilgilidir.
Evlâtsız aile gerçek mânâsıyla insanî bir birlik değildir. Zira gelecekten beklentisi ve dolayısıyla hayattan umudu kalmamış insanların bencil birliği birlik değil iki kişilik yalnızlıktır.


“Son umut” adlı Amerikan filminde senaryo ilginçti: Bir gün insanlar, bütün dünyada kadınların artık çocuk doğuramadığını fark ediyorlar. Sonuç vahim. Kimse buluş yapmıyor, kimse düzeni önemsemiyor, kimse geleceğe yatırım yapmıyor. Bir gün, bir yerde, üstelik bir zenci kadının hamile olduğu anlaşılıyor. Onun doğurabilme ihtimali yeni bir umut oluyor. İnsaniyeti ölmemiş bütün insanlar, doğurabilmesi için onun etrafından seferber oluyor.


Çocuk ne kadar kıymetli. Yokluğu ne kadar vahim. Ya onun insaniyeti! İnsaniyeti yoksa daha vahim değil mi?

O halde insan evlâdı yetiştirecek sağlıklı ailelere ihtiyaç var. O halde hedef “aileyi korumak” olmalıdır.

Ailenin korunması demek, sağlıklı evliliğin kurulması ve sağlıklı aile yapısının sürdürülmesi demektir. Bunun için ise önce kadının sadakatinin temini şarttır. Tek eşli olmayan bir anneden doğan çocuk babasını bilemez. Oysa her çocuğun anababasını bilme hakkı vardır.

Bu bilgiye sahip olmayan çocukların kardeşiyle evlenme riski vardır. İnsan insan olalı, kardeşiyle evlenmemektedir. Kardeşiyle bilmeden evlenen masumdur, ama onların ana babaları suçludur.


Dr. Ahmet BATTAL