Üstad Hazretleri, çocukların Risale-i Nur’un fıtri talebeleri olduğunu ifade
etmektedir. Peki, bunu
nasıl anlamalıyız.

Fıtratlarının Risale-i Nur’u anlamada hiçbir yabanilik yaşamaması, ruhlarını telezzüz etmesi, kalplerini mesrur etmesi, hissiyatlarını okşaması, latiflerini zevklendirmesi ve akıllarına feyizler verip tevahhuş ettirmemesi gösterir ki, onlar Risale-i Nur’un fıtri talebeleridirler.
Risale-i Nur’un bir özelliği, tam bir sadakatle ona yönelenlerin akıl, kalp ve ruhlarına feyizler saçmasıdır. Çocuklar ön yargısız ve tam bir teslimiyetle okudukları ve yazdıkları için, Risale-i Nur onlara feyizler bahşetmektedir. Buna delil, “Risaleleri yazan çocukların mekteplerdeki her türlü eğlence ve oyuncakların fevkinde Risale-i Nur’a teveccühleridir.”
Bir diğer husus da masum ruhlarında meydana getirdiği tesirdir. Masum oldukları için akıl ve kalplerinde hiçbir şüphe onları etkilemediğinden, hakikatin ta kendisi olan risaleler, o bulanık olamayan, saf ve temiz ruh, akıl ve kalplerinde derin tesir edip, kuvvetli imanı husule getiriyor. İman hakikatlerindeki güzellikler ve lezzetler büyük bir şevk ile onları risalelere incizap etmektedir.
Risalelerdeki akıcılık bütün okuyanları mest ettiriyor. Bunda büyük, ihtiyar, genç, çocuk farkı yoktur. Kur’an ‘ı Kerimi ilk okumada zorlanan insan, rahat ve serbest okumaya başladığı zaman, okudukça Kur’an’ı okumaktan aldığı zevk ve lezzet artmaktadır. Kur’an’ın mu’cize oluşunun kırk veçhesinden bir veçhesi de budur. Bu mana risalelerde keramet şeklinde tezahür etmektedir. Risaleleri ilk başlarda okuyan zorlanmaktadır. Okudukça rahat ve güzel okumaya başlayanlar, küçük olsun, büyük olsun hiçbir fark olmaksızın okudukça okuma zevk ve lezzeti artmakta, usanma olmamaktadır. Okumadaki bu akıcılık, Risale-i Nur’un bir kerametidir.
Ben kendim bir çocuğun ( 8-9 yaşlarında) elinde Küçük Sözler’i gördüm:

-“Sen bu kitabı anlıyor musun?” dedim.
-“Evet, anlıyorum.” dedi.
Belki mana olarak derinlemesine anlamıyor, ama kendisine yetecek kadar anlıyor veya kendisine yetecek kadar hissesini alıyor.
Bir başka çocuk da (8-9 yaşlarında) bana, “Ben bu risaleleri hep okuyorum. Ben çoğunu anlıyorum.”dedi. Bu da gösteriyor ki, risaleler akılları tevahhuş ettirmiyor. Bir Profesör dersini aldığı gibi, bir çocuk de aynı meseleyi okuyup kendine yetecek kadar dersini alıyor. Ben kendim de 13-14 yaşlarında iken belli bir okuma seviyesinden sonra –düzgün okumadan sonra- şevk ve lezzet alarak okuyordum. Emirdağ Lahikası 131. sahifesinde, yedi yaşında bir çocuğun Altıncı Şuâyı yazması ve Üstad’a mektup yazması ve Risale-i Nur’da geçtiği üzere, risaleleri yazan diğer çocuklar bu meselemize en büyük delillerdir.
Peki, risaleleri nasıl okutalım ki, bu zevk ve lezzeti çocuklara hissettirelim:

  1. Risalelerdeki vecizeleri ezberleterek risalenin diline ve üslubuna aşinalık kazandırabiliriz. Ama kesinlikle zorlamayalım. Gerekirse bir görev olarak değil farkına varmadan ezberletelim. Bir büyüğüne ezberini okutup, hissiyatını okşayarak bu ezberlemeye heveslendirebiliriz.
  2. Her şeyden önce günlük Kur’an ve risale okumalarını beş veya on dakika olarak belli bir program dâhilinde yaparak, risalelerin diline ve üslubuna aşinalık kazandırabiliriz. Çocuklar için cep boy Küçük Sözler’den ilk sekiz söz bu sitemizde renkli ve resimli bir şekilde çıktısı alınıp cazip bir şekilde okutulabileceği kanaatindeyim. Ne zamandan beridir böyle bir çalışma yapmak gerektiğini düşünüyordum. Kendi çocuğum için böyle bir çalışma yapmak niyetindeydim. Çocukların Risale-i Nur’un fıtri bir talebesi olduğu dikkatimi çekti. Bu niyetimi gerçekleştirmem gerektiği kanaatine vardım.
  3. Ama bu tarz bir çalışmanın toplu halde çocuklara yapılmasının daha büyük bir şevk ve heyecanı meydana getireceğini düşünüyorum. Hatta bir iki paragraflık bir yeri beş altı dakika okutup, oradan sorular sorarak daha çok verim almak veya çeşitli etkinliklerle zevkli bir çalışma yapılabileceğini düşünüyorum.
  4. Uygulamadığım halde bunları yazmamın nedeni, bir dua hükmüne geçmesi niyetiyledir. Gerçi bir nebze uyguluyorum. …
İrfan Turan