6 sonuçtan 1 ile 6 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2008
    Nereden Yer
    Kocaeli
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 463 + 31300


    Hatiralar (Molla Hamit Ekinci)

    "Bilsen gayret ne hayırlı bir iştir"

    "O kışı çok tatlı hatıralarla geçirdik. Baharda odun kırmış, camiye odun çekiyordum. Üstad da bana odun taşımak için yardım ediyordu. Kucağına bir demet alıp taşımaya başladı.

    "Ben Üstad'ın odun taşımasını istemedim. 'Efendim, işte ben taşıyorum. Siz oturunuz' dedim. Üstad cevaben aynen şunları söyledi:

    "Birader, gayretim, kabul etmiyor, sen çalışasın ben oturayım. Eğer bilsen gayret ne kadar hayırlı bir iştir, ömrünü bir dakika boşa geçirmezdin!'



    "Bu hayvanın gıybetini yapmayın"

    "Bir gün camiin hücre kapısını açık unutmuştuk. Talebe arkadaşların küpte kavurmaları vardı. İçeri giren bir köpek, küpe kafasını sokup kavurmaları yemiş, sonra da kafasını çıkaramayınca küpü kırıp kaçmış.

    "Talebe arkadaşların canı çok sıkılmıştı. Bir tertiple köpeği tekrar celbedip, sopa ile döveceklerdi. Üstad vaziyeti öğrenince, onları vazgeçirmek istedi. Molla Resûl:

    "Seyda biraz kıymamız vardı. Biz kıyamıyorduk ki, yiyelim. Halbuki bir köpek gelerek hem kıymayı yemiş, hem de küpü kırmış. Bize zarar verdi. Nasıl biz onu dövmeyelim?' dedi, Üstad:

    "Molla Resûl, senden soruyorum, vicdanen söyle, sen aç kalsan, paran da olmasa, bir şey almaya gücün de olmasa, nihayet açık bir yerde bir et bulsan, yer misin, yemez misin? Halbuki aklın var, idrak ediyorsun ki, bu etin sahibi var' diye konuştu.

    "Molla Resûl, Üstad'ın bu konuşması üzerine bir müddet konuşmayarak sustu: Sonra cevaben:

    "Evet, yerim Seyda!' dedi.

    "Üstad tekrar buyurdu ki:

    "Bu hayvandır, aklı yoktur. Haramı helâli bilmiyor. Hayır ve şerri tanımıyor. Sahibinin kendisini döveceğini de bilmiyor. Elbette açık kapıdan girip, kıymalarınızı yemiş. Bundan dolayı cezaya müstehak mıdır?Sizden soruyorum, elinizi vicdanınıza koyarak cevap verin.'

    "Sonra Molla Resûl ve arkadaşları, köpekte kabahat yoktur diye kabul ettiler. Üstad:

    "Madem öyledir. Bu hayvanın gıybetini yapmayın ve helâl edin!'

    "Molla Resûl, Üstad Hazretleriyle biraz samimî konuşurdu, hem yaş itibariyle de Üstad'dan birkaç yaş büyüktü. Gülerek, Üstad'a hitaben:

    "Seyda içimizden gelmiyor ki, helâl edeyim. Fakat siz helâlleşmeye bizi ikna ettiniz' dedi."



    "Temel sağlam olursa"

    "Üstad, Cuma günleri Nurşin Camiinde vaazlar verirdi. Vaazların konusu haşir, âhiret ve vahdaniyet üzerindeydi. Molla Resûl yine bu vaazlar sırasında bir gün Üstad'a dedi ki:

    "Seyda vaazlarınızdan biz bile anlamıyoruz. Başkaları nasıl anlasın?' Üstad:

    "Evet, vaazlarım anlaşılmıyor. Benim gayem imanın temellerini sağlam inşa etmektir. Temel sağlam olursa, zelzelelerle yıkılmaz. Biriniz yanıma oturunuz, mevzu derinleşince bana hatırlatınız' diye buyurmuştu.

    "O kıştan sonra Üstad Erek dağına çekildi. Zernabad suyunun başında vakitlerini geçirmeye başladı."



    Üstad'ın hayvanlara şefkat ve sevgisi

    "Erek dağında bir yaz mevsimi boyunca kalmıştık. Burada Üstad Hazretlerinin, hayvanlara olan şefkat ve sevgisinden de bir-iki misâl anlatmak isterim.


    "Dağlarda bol miktarda yaban elmalarına rastlamaktaydıl. Biz bu elmalardan koparıp yemek istediğimiz zaman, Üstad mani olurdu.

    "Bizim hissemiz bağlarda ve bahçelerdedir. Bizim rızkımızı Cenab-ı Hak oralarda tayin etmiştir. Bu yabani meyveler, yabani hayvanların rızkıdır. Onların kısmetine dokunmamamız lâzımdır' derdi.

    "Yine Erek dağından hayvan kestiğimiz zaman, hayvanın işkembe, ciğer ve barsak gibi organlarını bırakmamızı, hayvanların yiyeceklerini söylerdi."



    "İnsan cesur olmalıdır"

    "Bir gün dereye su getirmeye gidecektim. Fakat dere korkulu bir yerdi. Vahşi hayvanların bulunduğu bir mevkiydi. Orada ise güzel içme suyu bulunuyordu. Ben korktuğumu söyleyince, 'Niçin korkuyorsun' dedi. Ben de 'Efendim, o derede her türlü vahşi hayvanlar bulunuyor' dedim.

    "Üstad ise beni cesarete alıştırmak için, 'Yalnız olarak git, sana hiçbir şey olmaz, korkma' dedi.

    "Gidip dereden suyu alıp getirdim. Döndüğümde Üstad:

    "Ne gördün' diye sordu.

    "Hiçbir şey görmediğimi söyleyince:

    "İnsan biraz şecaatli olmalıdır' diye mukabelede bulundu. Ben kurtlardan korktuğumu söyledim. Bu defa da bana, 'Geçen gece, geç vakitte ben kalkmış, elbisemi giyiyordum. Açık kapıdan bir hayvan girdi. Ben köpek zannettim. Sonra bana doğru geldi. Baktım ki bir kurt! O zaman kendi kendime düşündüm, bu hayvanın niyeti nedir acaba?

    "Karşımda durarak bana bakmaya başladı. Yarım saat kadar durdu. O bana, ben ona baktım. Sonra dönüp çekip gitti. Ben onun halini şöyle değerlendirdim:

    "Lisan-ı halinden diyordu ki, bu kadar yanında durdum. Bana bir ikramda bulunmadın. Ben de sana minnet etmiyorum. İşte gidiyorum. Rezzak-ı Hakikinin sofrasında rızkımı arayacağım.'

    "Üstad bu hâdiseyi anlattı ve devamla:

    "Halbuki görüyorsun ki, elimizde hiçbir silâhımız yoktur. Eğer bu hayvanlar başıboş olsalar, irade-i İlâhiye haricinde bulunsalar, hepimizi burada parçalayıp dağıtırlar."



    "Bir sofi gelmişti"

    "Talebe arkadaşlarla birlikte bu yeni odamızda, günlerimiz Üstad'ımız yanında mes'ut bir şekilde geçiyordu. Sonraki günlerde Van Müftüsü Şeyh Masum Efendi, Üstadı Van'a götürmek için geldi, çok ısrar etti. Fakat Üstad, Erek'ten ayrılmadı.

    "Odacıkta bir müddet kaldıktan sonra, aşağıya indik. Zernabad'ın başında eski bir manastır harebesi vardı, orada kalmaya başladık.

    "Üstad bir gün çimenlerin üzerine seccadesini sermiş, tesbihatını yapıyordu. Biz de talebe arkadaşlarla odun kesiyorduk. Akşam üzeriydi. Üstad bizi yanına çağırdı. Gittiğimizde yanında bir sofi vardı. O gelen sofi Üstaddan bir keşif ve keramet bekliyordu. Halbuki biz Üstaddan böyle bir şey beklemezdik.

    "Üstad, sofinin kalkıp evine gitmesini istiyordu. 'Evinde çocukların seni bekliyor' dedi. Fakat sofi gitmek istemiyordu. Bu defa Üstad ona:

    "Senin kalbini okumamı istiyorsun? Said nasıl bir şeyhtir diye düşünüyorsun. Kerametleri nasıldır, diye keramet bekliyorsun. Buraya kadar kalkıp, bunlar için gelmişsin. Halbuki ben şeyh değilim, hocayım. Yalnız sizden biraz fazla okumuşum' diyerek Üstad tevazu gösteriyordu.

    "Yani Üstad sofiye ders vermeye devam ediyordu:

    "Ben talebelerimle birlikte Cenab-ı Hakkın kapısını çalıyorum. Ne zaman açılırsa, birlikte gideriz. Haydi kalk git, diye adamın gitmesini istedi.

    "Adam gidince:

    "Adam buraya bizimle birlikte namaz kılıp, dua etmeye gelmişti. Niçin müsaade etmediniz?' diye Üstada sordum.

    "Üstad bunun üzerine buyurdu ki:

    "Siz biliyor musunuz? Bazı insanlar vardır ki yanıma geldikleri zaman boynuma binmiş, ayakları ile kalbimi sıkıyor ve nefesimi daraltıyor. Bir şey yapamıyorum. Bazı insanlar da vardır, sizin gibi, yek vücud oluyorum. Burada başka insan yok, yalnız kendi vücudum gibi hissediyorum. Onun için itiraz etmeyin, o adamı göndermeye mecbur kaldım.'



    "Molla Resûl, Üstad'la çok samimi olurdu. Üstadın daima beni yanında bulundurmasına bir gün itiraz etti.

    "Sizin işinize aklımız ermiyor. Eğer şeyh istersen buralarda çok, yakında Arvasiler vardır. Hoca istiyorsan işte bizler varız. Bunu ne yapacaksın ki, daima çağırıyorsun?' Üstad cevaben:

    "Ne yapalım, mola Hamid benim kapıcımdır. O gelmeden ben bir şey yapamıyorum'

    Molla Resûl: 'Peki' diyerek sesini çıkarmadı.

    "Ben doğrusu Üstaddan bir keramet, bir keşif gibi şeyler beklemiyordum. Samimi ve safiyane hizmet ediyordum. Üstad da herhalde böyle olunca sıkılmıyor ve bu sebepten beni seviyordu."



    "Her şeyin hayırlısı, hayırsızı olur"

    "Bana bir gün dua etmişti. Ben de kendisine karşı bir serzenişte bulundum. 'Benim istediğim duayı siz yapmıyorsunuz' dedim. Nasıl bir dua istediğimi sordu. Ben de okuduklarımı anlamak ve ezberime almak için, ilim sahibi olmam için duasını talep ettim.

    "Âlim mi olacaksın?' dedi. Ben de 'Evet' deyince:

    "Peki senin hakkında ilmin hayırlı olduğunu biliyor musun?' dedi. Ben de cevaben:

    "Peygamberimizin, farzlardan sonra, en iyi amelin ilim olduğunu buyurduğunu söyledim. 'Hayırsız ilim de olur mu?' dedim.

    "Üstad her şeyin hayırlısı ve hayırsızı olduğunu söyledi.

    "Seferberlikten (Birinci Cihan Savaşı) önce ilmine gururlanıp da dalalete giden birisinin acı halini anlattı. Bana dönüp tekrar:

    "Sen, hakkında hayırlısını iste kardeşim' diye buyurdu."



    "Tesbihat namazın tohumu hükmündedir"

    "Arkasında kıldığım namazlardan çok zevk alırdım. Namaza duruşu bir mehabet ve haşyet verirdi insana. Namazdan sonra tesbihat hakkında şu dersi vermişti bize:

    "Namazın sonunda tesbihat, namazın tohumu, çekirdekleri hükmündedir.'

    "Hazin bir sada ile bizden çok ağır tesbihat yapardı. 'Sübhanallah' derken, çok içten ve yavaş bir şekilde duyardık sesini. Çok namaz kılan hocaları görmüşümdür. Fakat böyle hazin ve huşu içinde kılana rastlamadım.

    "Lailahe illallah' diye tesbihata başladığı zaman, eğer yanında bir tarikat ehli olsa cezbeye gelirdi. Sesi top güllesi gibi tok çıkıyordu."



    "Hoca kisvesine girmiyordu"

    "Cumhuriyetin ilk seneleriydi. Henüz sarıklar yasaklanmamıştı. Van'da hocalar hep sarık sararlardı. Fakat Üstad sarık sarmıyordu. Ayrıca cübbe de giymiyordu. Hoca kisvesine girmiyordu. Bir gün talebe arkadaşlardan birisi kendisine:

    "Herkes sizi hoca bilmiyor, hoca kisvesine niçin girmiyorsunuz? Niçin sarık sarıp cübbe giymiyorsunuz?' demişti.

    "Üstad o arkadaşa:

    "İmam-ı Azam gibi zatların giydiği ilmî kisveyi ben nasıl giyeyim? Onların kıyafetine ben nasıl girebilirim?' diye cevap verdi. Çok mütevazi idi. Bu sebepten ben de kendisini ilk defa Nurşin Camiinde gördüğümde hoca olup olmadığını bilememiştim.



    "Nurlar içinde kalmışım"

    "Nurşin Camii deyince hatırladım: Camide kaldığımız günlerde oturduğu odada bana hitaben:

    "Molla Hamid, bak ben Nurlar içinde kalmışım' deyince ben anlayamadım.

    "Bu defa Üstad anlatmaya devam etti.

    "Doğduğum köy Nurs, annemin ismi Nuriye, hocam Nuri, kaldığım cami Nurşin, bak duvarda Osman-ı Zinnureyn yazılı' diye duvarda asılı duran levhayı tebessüm ederek gösterdi."



    "Rızkını sen mi veriyorsun?"

    "Hayvanlara, canlı varlıklara karşı şefkati, merhameti saymakla bitmez. Bu hususta çok hatıralarımız vardır.

    "Bir gün talebelere 'Ben tesbihatımla meşgul olacağım, siz gidip gezin' demişti.

    "Bu gezinti sırasında bir taşın üstünde, bir kertenkeleyi öldürmüştüm. Dönüşte Üstad ne yaptığımızı, nerelere gittiğimizi sordu. Ben de gezdiğimiz yerleri anlattım. Sonra da bir kertenkeleyi öldürdüğümü söyleyince, Üstad çok üzüldü. Bana:

    "Evini harap etmişsin!' dedi. Ben de 'Bizde yedi kertenkele öldürmenin bir hac sevabı kazanacağını söylerler' dedim. Bu defa Üstad: 'Otur da konuşalım, kim haklı, kim haksız?'

    "O hayvan sana taarruz etti mi?'

    "Hayır.'

    "O hayvanın rızkını sen mi veriyorsun?'

    " Hayır.'

    "Sen mi yarattın?'

    "Hayır.'

    "Bu hayvanların niçin yaratıldıklarını, yani fıtrî vazifelerini biliyor musun?'

    "..........'

    "Bu hayvanı yaratan Hâlık senin öldürmen için mi yaratmış? Sana kim dedi öldür? Bu hayvanların yaratılışında binlerle hikmet var. Bu hikmetler saymakla bitmez. Onu öldürmekle hata etmişsin!' diye bana orada ders verdi."



    "Biz hain değiliz"

    "Erek'te kaldığımız günlerde, Cuma namazları için beraber şehre inerdik. Yine böyle bir Cuma günü şehre namaza gitmiş, geliyorduk. Yolda kocaman köpekler dağdan inerek geliyorlardı. Ben köpeklere taş atmak için, yerden taş toplamaya başladım. Üstad 'Ne yapıyorsun?' diye bana hitap etti. Ben de 'Efendim dağdan gelen köpekleri görmüyor musun? Kendimizi müdafaa etmeyelim mi?' dedim.

    "Üstad gülerek 'Ayıp ... ayıp, at o taşları yere' dedi. Ben de taşları yere attım. Ne olacak diye bekliyordum.

    "Üstad elindeki şemsiyeyi köpeklere doğru uzattı. 'Biz hain değiliz, yolcuyuz!' deyince köpekler oldukları yerde durdular, hücumu ve havlamayı terkettiler. Biz de oradan geçerek yolumuza devam ettik.



    "Şecaatli ol, korkma"

    "Yine köpeklerle ilgili latif bir hatıram daha vardır:

    "Dağda, Üstad'ın ziyaretine birkaç misafir gelmişti. Akşam misafirler bizde Üstad'ın misafiri olarak kalacaklardı. Üstad etraftaki yakın köylerden yatak getirmemi söyledi. Ben, yatak getirmeye gidecektim, fakat korkuyordum. Yolda yırtıcı hayvanların hücumuna uğrarsam ne yapabilirim diye düşünüyordum. Dışarı çıkıp söğüt ağacından bir dal keserek sopa yaptım. Dalı keserken Üstad daşırı çıktı. 'Sen hâlâ gitmedin mi?' diye sordu. Ben de yırtıcı hayvanlara karşı bir sopa yaptığımı söyleyince, yine tebessüm ederek:

    "Ayıptır ayıptır, neden korkuyorsun? Taş var, sopar var, hâlâ korkuyorsun. Köpekler sana bir şey yapmaz' dedi.

    "Ben bunun üzerine oradan ayrıldım. Elimdeki sopayı da attım. Köye doğru yola çıktım.

    "Köyün yakınlarında biri sürünün etrafında köpekler dolaşıyordu. Geçeceğim yolun üzerinde de kocaman bir köpek yatmış bekliyordu. Görünmeden geçmenin imkânı yoktu. Diğer köpekler de koyunların etrafında geziyorlardı. Köpeğe yaklaşınca hayvan ayağa kalktı, şöyle bir gerindi, sonra yoldan aşağıya inerek, âdeta bana yol verdi. Çoban yukarıdan bakıyordu. Geçip köye gittim. Köyün girişinde ellerinde sopa olan bir kaç genç ve ihtiyar adam gördüm.

    "Onlar bana nereden geldiğimi sordular. Söyleyince, bayırda sürüyü ve köpekleri nasıl geçtiğimi sordular. Ben de olduğu gibi anlattım. Onlar 'Biz üç dört kişi sopalı olarak sürüye yaklaşamıyoruz. Köpeklere koyun sütü içiriyorlar, kurtlara karşı müdafaa için... sana nasıl yol verdiler?' diye hayretlerini söylediler.

    "Seyda'ya inanmayanın (yani velayetine inanmayanın) imanı var mıdır?' diye konuşmaya başladılar. (Onlar Üstad'a Seyda diyorlardı.)

    "Sonra yatakları alarak tekrar döndüm. Üstad beni karşıladı.

    Yolda köpeklerin hücum edip etmediklerini sordu.

    "Ben de hücum etmediklerini söyleyince, yine Üstad:

    "Şecaatli ol korkma!' diye bana cesaret dersi verdi."



    "Hayvanların yuvasını dağıtmayın"

    "Erek Dağında havalar iyice soğuyana kadar kalmıştık. Artık neredeyse kar yağmaya başlayacaktı. Kaldığımız yer bayırdı. Bayıra pencere gibi bir yer açarak, oraya bir oda yapmamızı istedi.

    "Bayırın yamacında Üstad'ın istediği odayı yapıyorduk. Kazarken karınca yuvası çıktı. Üstad karınca yuvasını gördü. Orayı kazmamızı istemedi. Sebebini sorduğumuzda:

    "Bir ev yıkıp, bir ev yapmak olur mu?' diye cevap verdi. 'Bu hayvanların yuvasını dağıtmayın, başka yeri kazın' diye emretti.

    "Biz başka tarafı kazmaya başladık. Oradan da karınca yuvası çıktı. Böylece üç yer değiştirdik. Bana yardım eden bir talebe arkadaş daha vardı. O, 'Böyle olur mu hiç?' diye bana sordu. Üstad gelir gelmez karıncaların üzerine toprak atalım. Yok, eğer böyle giderse biz akşama kadar, bu odayı yapamayız' diyordu. Orada hemen hemen karıncasız yer yoktu. Nihayet orada güzel bir odacık yaptık.

    "Üstad karınca yuvalarının yanına gelince, ekmek, bulgur ve şeker koyardı.

    "Kendilerine şekeri niçin koyduğunu söylediğimiz zaman:

    "Bu da onların çayı olsun' diye gülerek cevap verirdi. Mübarek Üstad bütün hayvanlara, bütün varlıklara karşı çok şefkatliydi. Bir karıncayı bile incitmek istemezdi."






    "Kabrinde boncuk diziyor"

    "Bana talebe arkadaşlardan Molla Resûl anlatmıştı: Talebeleriyle birlikte bir gün mezarlıktan geçerken, Üstad talebelerine yola devam etmelerini, kendisinin biraz orada kalacağını söylemiş. Talelebeler gidince, yanında sadece Molla Resûl kalmış. Haliyle Molla Resûl yaşlı olduğu için Onun yanında kalmasına bir şey dememiş. Bir kabrin başında bir müddet kalmış. Aradan yarım saat kadar bir vakit geçmiş, sonra yoluna devam etmiş. Bu defa Molla Resûl Allah'a kasem ederek, Üstad'ın o kabrin başında niçin durduğunu sormuş.

    "Çok ısrar edince Üstad neden durduğunu kendisine şu şekilde anlatmış:

    "Saliha bir kadının mezarının yanından geçiyordum. Bu kadın hayatta iken ziynete, süse ve boncuğa biraz düşkünmüş. Dünyada iken gerdanlığı kırılmış, onu ipe dizerken vefat etmiş. Kabrinde de hâlâ boncuk dizmekle meşgul. İhtimal ki kıyamete kadar da onunla meşgul olacak.

    "Kıyamet koptuğunda ne kadar çabuk kıyamet koptu. Daha boncuğumu dizip bitiremedim diyecek... Ben bunun için durup Cenab-ı Hakkın azametini seyrediyorum."



    "Midenin üç hakkı var"

    "Üstad'dan ders alan hocalar, kendi geçimlerini temin etmek ve başkalarına yük olmamak için, bir teneke bulgur ve biraz da yağ getirmişlerdi.

    "Annem yetmiş yaşlarındaydı. Yemeğimizi o pişirirdi. Üstad bir gün bulgurları eve götürmemi istedi. Sabahları çay, peynir, akşamları ise bulgurlu çorba veya pilav yaptırarak günlerimizi geçiriyorduk.

    "Annemin yaptığı çorba ve pilavları alıp getiriyordum. Üstad yemek yerken herkesin ekmeğini ayırır, taksim ederdi. Ekmek bana az geliyordu. Sofradan altı talebe bir de Üstad yedi kişi oluyorduk. Bazan misafirlerimiz de gelirdi. Üstad bana şefkat ettiğinden cesaret alarak, ekmeğin az olduğunu söyledim. Evde çok buğday olduğunu, getirip bol bol yiyebileceğimizi ifade ettim.

    "Üstad tebessüm ederek:

    "Kardeşim ben azlığı için, olmadığı için böyle yapmıyorum. Siz midenizi neye benzetiyorsunuz? Midenin üç hakkı, üç hissesi vardır. Sadece birisi yemek içindir.

    "Eğer böyle yapmaz da ölçüsüz doldurursanız, beş davarlık bir ahıra, onbeş davar doldurmaya benzer.' Üstad bu misalle bize ders verdi."



    "Biz de Allah'tan korkuyoruz ama..."

    "Gerek ıErek'te, gerekse Nurşin Camiinde iki senemiz bu şekilde lâtif ve tatlı hatıralarla geçti.

    "Üstad daima ibadet ve münacatla meşgul olurken, saatlerce diz üstüne otururdu. Böyle oturmaktan, ayağının parmağı yara olmuştu. Molla Resûl'e parmağını göstererek bir merhem sürmek istediğini söyledi. Bu esnada Molla Resûl ateş yakmakla meşguldü.

    "Üstad'a cevaben:

    "Biz de Allah'tan korkuyoruz, ama senin ödün patlıyor. Bizim gibi rahat otursan ayağın yara olmayacaktı!"

    Üstad:

    "Molla Resûl! Kısa ömürde, kısa dünyada, ebedî hayatı kazanmaya gelmişiz. Hem burada rahat oturayım, hem Cennet dava edeyim, olmaz böyle şey! Onun için cesaret edemiyorum rahat oturmaya' dedi.

    "Molla Resûl ise, 'Merhem sürelim, belki iyi olur' dedi."



    "O günleri hiç unutamıyorum"

    "Üstad'la geçen günlerimi hiç unutamıyorum.

    "Üstad Van'dan ayrıldıktan sonra yirmi altı sene görmedim. Hasret ateşi içimi yakıyordu.

    "Eskişehir'e, Kastamonu'ya görmeye gittim. Fakat göremedim, görüştürmediler. Karakollarda falakaya çekildim.

    "Ama her şeye rağmen Üstad'ı görmek, elini öpmek, hasret gidermek istiyordum.

    "Sonra Ağabeyim Abdullah Ekinci elime bir vesika verdi. Afyon emniyetine hitaben yazmıştı: 'Bu gelen benim kardeşimdir, hocasını ziyaret edecek, müsaade edin ziyaret etsin!'

    "Bu vesika sayesinde rahatlıkla Emirdağ'a gidip Üstad'ı ziyaret ettim."

    Benzer Konular
    Molla Hamit Ekinci Ağabeyin Said Nursi Hatıraları
    Molla Hamit Ekinci Ağabeyin Said Nursi Hatıraları "İlk görüşmemiz bir akşam namazı ile başlamıştı" "Bir sonbahar günüydü. Nurşin Camiinde namazını kılıp gelen ağabeyim (Abdullah Ekinci) bana hitaben: ?Hamid, Nurşin Camiine Bediiüzzaman gelmiş, oraya bir
    Molla Hamid Ekinci Ağabeyin Hatırası
    Molla Hamid Ekinci Ağabeyin Hatırası Molla Hamid Ekinci Anlatıyor: ÜSTAD?I VAN?DAN AYRILDIKTAN 28 SENE SONRA EMİRDAĞ?DA ZİYARET ETTİM Üstad Bediüzzaman Said Nursi?yi Van?dan ayrıldıktan 28 sene sonra Emirdağ?da ziyaretine gittim. Beni içeri aldılar. Üstad
    KOMİK HATIRALAR...
    KOMİK HATIRALAR... Tipik, tren ve vapur satıcılarından biri söze başlamış: "Abilerim, ablalarım, şu elimde görmüş olduğunuz ciletler: Made in Germani... İngilizce bilen abilerim,ablalarım bilirler; Hakiki Alman madeni demektir!.
    Molla hamid ekinci
    Molla hamid ekinci Üstad Bediüzzaman’la ilk tanışması, Nurşin Camiinde namazını kılıp gelen ağabeyi Abdullah Ekinci’nin kedisine, “Hamid, Nurşin Camiine Bediiüzzaman gelmiş, oraya biraz odun götür” demesinin ardında
    Molla hamid ekinci
    Molla hamid ekinci Hâtıralar 1- Üstadımız bir gün Van'da teyzemgilin dükkânında oturmuştu. Külâhını masanın üzerine koyarak elini üstüne vurdu ve külâha hitaben. "Sen bana kaç bin liraya mal oldun?" dedi. Ben de, "Üstadım,
    Yazar : Risale Forum
    إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ


  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Mesajlar Mesajlar
    44
    Blog Blog Girişleri
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 46 + 980


    Cevap: Hatiralar (Molla Hamit Ekinci)

    Bir kısmını tebessüm ederek bir kısmınıda duygulanarak okudum.
    Allah razı olsun.Rabbim bizi üstada layık telebelerden kılsın.Amin...
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2008
    Nereden Yer
    Kocaeli
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 463 + 31300


    Cevap: Hatiralar (Molla Hamit Ekinci)

    ecmain olsun Ukde kardesim.
    Yazar : Risale Forum
    إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ


  4. #4
    nurhadimi çevrimdışı üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar Mesajlar
    4.207
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 606 + 39360


    Cevap: Hatiralar (Molla Hamit Ekinci)

    ne güzel ve ne mutlu onlara shabevari hayat geçirmişler

    b,zlerde tebei tabiin vari oluruuz inşaallah
    Yazar : Risale Forum
    EY NEFSİM;
    KALBİM GİBİ AĞLA VE BAĞIR VE DE Kİ:
    FANİYİM FANİ OLANI İSTEMEM,
    ACİZİM;ACİZ OLANI İSTEMEM,
    RUHUMU RAHMAN'A TESLİM EYLEDİM GAYRİ İSTEMEM.
    İSTERİM FAKAT BİR YAR-I BAKİ İSTERİM.
    ZERREYİM;FAKAT BİR ŞEMS-İ SERMED İSTERİM,
    HİÇENDER HİÇİM FAKAT BU MEVCUDADI UMUMEN İSTERİM.
    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nereden Yer
    malatya
    Mesajlar Mesajlar
    1.864
    Blog Blog Girişleri
    8
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 352 + 23544


    Cevap: Hatiralar (Molla Hamit Ekinci)

    allahrazı olsun
    Yazar : Risale Forum
    Velî, insanlardan gelen sıkıntılara tahammül edip katlanan kimsedir. O, toprak gibidir. Toprağa her türlü kötü şey atılır. Fakat topraktan hep güzel şeyler biter...

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2008
    Nereden Yer
    Kocaeli
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 463 + 31300


    Cevap: Hatiralar (Molla Hamit Ekinci)

    Alıntı nurhadimi Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    ne güzel ve ne mutlu onlara shabevari hayat geçirmişler

    b,zlerde tebei tabiin vari oluruuz inşaallah
    insaallah abim..

    Alıntı hamza_571 Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    allahrazı olsun
    ecmain olsun hamza kardesim..
    Yazar : Risale Forum
    إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ


Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222