بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَ بِهِ نَسْتَعِينُ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla ve Onun yardımıyla.

Rahîm, Rauf ve Zü-l Minen hazretlerinin inayet ve lütuflarından olarak, tövbe ve istiğfar gibi kullarına ihda eylediği, miftah-ı kerem ü ihsana, çok günahkâr ve terbiyesiz olan ben sefil Yusuf Toprak, bütün fezayıh ve itisaflarıma rağmen, tevessül ettikçe bana fazlından verdiği mazhariyetin kıymetini takdir etmek, ona şükür eylemek şöyle dursun, bilakis küfran-ı nimet, defaatle nakz-ı ahd, irtikâb-ı kizb ü hıyanet eylediğim için, derin kasavete, kesif zulmete, müdhiş dalalete (hakkıyla) maruz kalan kalbimin, ruhumun aldığı müzmin ve münkis yarayı tedavi çaresini taharri yolunda aklımı, zevkimi kaybetmiş, âdeta çılgın bir hale girmiştim.

Başvurduğum her tabib-i manevîden aldığım ilâçlar, yaramı tedaviye, aklımı iknaa, lehfemi iskâta kâfi gelmedi. Bizzarure قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذِينَ اَسْرَفُوا عَلَى اَنْفُسِهِمْ "De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan Kullarım!" Zümer Sûresi, 39:53.) âyet-i celilesinin mefhumuna tevessülen, me'luf olduğum denaetlerden mütehassıl koyu lekeleri kal' u tathire ve tarîk-ı Hak'ta sebata muîn olacak bir rehberi ararken, ortada hiçbir sebeb-i zahirî olmadığı halde, memleketimden Kastamonu'ya nefyim şübhesiz, nefsime giran gelmiş ve hattâ ye's ü teessüfe kapılmıştım. Bilmiyordum ki bu nefyim ile

وَعَسَى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَى اَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ "Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır. Bazan da sevdiğiniz bir şey sizin için şer olur. Alla herşeyi bilir, siz bilmezsiniz" Bakara Sûresi, 2:216. )

فَعَسَى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا "Eğer siz onlardan hoşlanmayacak olsanız bile, olur ki sizin hoşunuza gitmeyen birşeyde Allah pek çok hayır yaratır." Nisâ Sûresi, 4:19.)

âyetlerinin sırrına mazhar edecek ve iltiyamı ümid ve imkânsız gördüğüm manevî yaralarımın tedavisine muktedir doktorların ve yanlarındaki kuvvetli mualecenin eserini, varlığını ve ism-i Hayy ve Hakîm'in cilvesini şefkaten göstermek suretiyle, bana minnet üstünde minnet-i uhrevî yapmak içindir. Bu mülevves ahlâkımla ben neciyim ki, bu ihsan-ı azîme nâil olayım diye şaştım. Fakat lehülhamdü velminne مَنْ طَلَبَنِى وَجَدَنِى ٭ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا ٭ يَجِدِ اللّهَ غَفُورًا رَحِيمًا gibi işarat-ı celile hatırıma gelmekle, bir derece müteselli oldum.


Ey yaramın doktoru! Ve ey dalalet uçurumunda yuvarlanan ruhumun halaskârı! Ve ey İlahî ve kudsî yolların rehberi!

Evvelden hiç muarefemiz yokken, seni kal'a üstünde ilk ve tesadüfen gördüğümde "Dalaletten halâsın, Allah'ın rahmetine vusulün en kısa yolu var mı?" diye sordum. "Çok kısa bir çare-i Kur'aniye vardır" diye buyurdunuz. Fakat dalaletim, gafletim, enaniyetim itibariyle bu kısa ve merdane cevabdaki hikmet-i azîme, nebean-ı rahmete dikkat etmedim. Ruhuma ihanet ederek aldırmadım. Ve felâket-i maneviyede bir müddet daha kalmış oldum.

Vakta ki, Risale-i Nur hattâ enhar-ı Nur demesine şayeste olan mektublardan, yine tesadüfen elime geçen bir nüshayı görünce ve münderecatındaki hakaika dalınca, inayet-i Rabbanî, mu'cizat-ı Kur'anî, himemat-ı Sübhanî, keramat-ı ruhanî eseri olmalıdır ki, kasî kalbime, âsi ruhuma, gafil aklıma, mağrur vicdanıma, sakîm düşünceme "tâk" diye bir tokmak vuruldu. Bir intibah halkası takıldı. Hemen düşündüm. Ülemanın midad-ı aklâmı, şühedanın kanından mübecceldir ve

اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلاَنْبِيَاءِ ٭ عُلَمَاءُ اُمَّتِى كَاَنْبِيَاءِ بَنِى اِسْرَائِيلَ "Âlimler peygamberlerin mirascılarıdır." Buhari, İlim: 10; Ebû Dâvud, İlim: 1; İbn-i Mâce, Mukaddime: 17; Dârimî, Mukaddime: 32; Müsned: 5:196.) "Ümmetimin âlimleri, İsrailoğullarının peygamberleri gibidir" Ümmetimin alimleri İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir." Bu hadis, kaynaklarda haber-i meşhur olarak geçmektedir. Bkz. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:64; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi: 1:107 (Diyânet İşleri yayınları).

gibi hadîsler ile Hazret-i İsa'nın (A.S.) Havariyyun'a, Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) Ensar'a tekliflerini ve onların icabetini hatırladım.

Âdeta fetret devri denmeğe seza olan bu zamanda, irsiyet-i nübüvvet makamında, i'lâ-yı kelimetullah uğrunda maddeten uğraşan seyl-i dalaletle kapanmış olan râh-ı Hakk'a çığır açan, bir recül-ü fedakâra iltihak ve muavenet etmek ve bu vesile ile fırsatı ganîmet bilerek, zulümattan nura mazhar olmak lüzumunu hiss ü intikal ettim. Pek âdi bir mahluk olduğum ve kalbime müstevli, ağır dalalet darbesi, kalın perdesi altında hasta bulunduğum için, fazileti, maneviyatı anlamam. Zira fazileti takdir edebilmek, fazileti bilmekle mümkündür. Yalnız, bunca mesavi ve mütereddid hareketlerimle huzur-u sâmilerine lütfen kabulümde, yüksek ruhunuzdan yağan samimî şefkat, hakikî re'fet, halîmane iltifat, kerimane hüsn-ü kabulünüz beni bir takım ümidlere, ihtiyarsız muhabbetlere sevk ve büyük sürurlara gark etti. Ancak Allah'ın en âciz, en aşağı, en günahkâr, en zalim bir mahlukunu arkadaşlığına kabul ve tahammül eden bir şahsiyet-i alelâde olamayıp, kuvvetli püştibane, fütur getirmez bir mesnede mâlik olmak lâzım geldiğini teyakkun edebildim.


وَابْتَغُوا اِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِى سَبِيلِهِ ٭ وَ حَسُنَ اُولئِكَ رَفِيقًا

Riyakârlık olmasın, selim fikrinizden, ciddî tavrınızdan, Kur'an'a ittiba ve temessük yolundaki doğru irşadınızdan, hakikî sözlerinizden, samimî telkininizden, umumî hayırhah hissiyatınızdan kalbime, mecruh ruhuma uzanan tîg-i şifa, neşter-i ümidin tesiriyle dilşâd ve mutmain oldum. Türlü türlü evhamın açtıkları menfezlerden, rahnedar kalan ruhuma tamam ve muvafık buldum. Zira

وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِى اُنْزِلَ مَعَهُ ٭ وَالَّذِينَ يُمَسِّكوُنَ بِالْكِتَابِ ٭ وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا
وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّهِ فَقَدْ هُدِىَ اِلىَ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ ٭ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ ٭ هذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَ هُدًى وَ مَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ
تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ ٭ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ ٭ وَاَنَّ هذَا صِرَاطِى مُسْتَقِيمًا
مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ
"Kitaba sım sıkı sarılanlara gelince..." A'râf Sûresi, 7:170."Allah'ın ipine hep birlikte sım sıkı sarılın. Âl-i İmran Sûresi, 3:103. "Her kim Allah'a sığınır ve onun dinine yapışırsa, işte o küfre düşmekten korunup doğru yola ulaştırılmıştır." Âl-i İmran Sûresi, 3:101. "Allah'a iman eden, hiç kopmayacak bir zincir-i nuranîye yapışır, temessük eder." Bakara Sûresi, 2:256; Lokman Sûresi, 31:22. "Biz Kur'ân'dan mü'minler için bir şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz." İsrâ Sûresi 17:82. "İşte bu âyetler, insanlara hakikati ap açık gösteren bir beyan ve takvâ sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir öğüttür." Âl-i İmran Sûresi, 3:138. "Bunlar Allah'ın sınırlarıdır." Bakara Sûresi, 2:187. "Gerçekten size bir nûr ve hakkı ap açık bildiren bir kitap gelmiştir." Mâide Sûresi, 5:15.)

vesaire gibi hakikatlar dimağıma yerleşti.

Elbette bu keyfiyet bana hacc-ı ekber, râh-ı saadet, ömr-ü ebed, tayr-ı devlet, enfal-i ganîmet sebebi olunca, sürurumdan ne kadar kabarsam ve siz halaskâr ve hakîm-i derdime ne kadar teşekkür ve izhar-ı mahmidet eylesem hakkım olmaz mı?

İşte bu vesiledir ki, beni Kur'an dellâlına, Risale-i Nur müellifinin şakirdliğine tahsis ve kabul ettirmek gibi, azîm lütuflarına mazhar kılan Rabb-ı Rahîmime karşı, dünyada kaldığım ve imkân bulduğum müddetçe kalemimi, hayatımı bu uğurda istimal etmeye söz ve karar verdirdi. Fazlaca söz söylemeye salahiyetim ve o mertebeye istihkakım olmadığından, şimdilik kısa kesiyorum. Hizmetiniz umumî ve müessir, âmâliniz muvaffak, himmetiniz âlî ve daim, emeğiniz makbul, sa'yiniz meşkûr, hayatınız mes'ud, ömrünüz efzûn, sıhhatiniz mahfuz olsun. Sonsuz minnetdarlığımın kabulünü, manevî himmet ve teveccühünüzün devamını rica eder, nur ile meşgul nurlu ellerinizi öperim, Efendimiz, Büyüğümüz. (15 Şubat 1359)


Talebe namzedi, sefil
Yusuf Toprak