1. dünya savaşında, gönüllü bir fedai alayı kurarak düşmanla kahramanca çarpışmış, dillere destan bir mücadele vermişti. Büyük başarılar elde etmişti. Ancak Ruslara esir düşmüştü.
Seneler sonra tutsaklıktan kurtulmayı başararak İstanbul’a geldiğinde 35 yaşlarındaydı.
İstanbul İngiliz işgali altındaydı. Dönemin en tantanalı, Osmanlının can çekiştiği günlerdi. Bediüzzaman da cesur çıkışlarıyla, hamiyet-perver davranışlarıyla göze batmaktaydı.
O zaman geleneksel olarak her sene Kağıthane Şenlikleri düzenlenirdi. İşte bu şenliklere denk gelen bir gündü.
Haliç Köprüsünden Kağıthane’ye kadar, Haliç’in iki tarafında binlerce açık saçık Rum ve Ermeni kadınlar ve kızlar dizilmişti.
Bediüzzaman ilk Meclis milletvekillerinden Seyyid Tâha ve Hacı İlyas’la birlikte bir kayığa binmiş, kadınların yanlarından geçmekteydiler.
Seyyid Tâha ve Hacı İlyas, Bediüzzaman’ı etrafındaki “Kadın ve kızlara bakıyor mu, bakmıyor mu?” diyerek denemeye karar verdiler.
Nöbetle gözlerini onun üzerinden ayırmadan izliyorlardı. Gidecekleri yere kadar gözetlemeye devam ettiler. Seyahat sonunda her ikisi de takdir ve hayranlıklarını şöyle itiraf ettiler Bediüzzaman’a:
“Senin bu haline şaşırdık kaldık. Hiç etrafındaki kadın ve kızlara bakmadın! Seni tebrik ediyoruz.
Bediüzzaman şöyle cevap verdi:
“Evet, bakmadım ve bakmam da… Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin sonu acı ve pişmanlıklarla doludur.”