Üstadın bir kerametini gözlerimle gördüm"

"Denizli hapishanesinde mahkeme gidip gelişlerimizi hatırladım.

"İkişer kişi halinde kelepçe takarlardı. Her duruşmada çeşitli arkadaşlarla kelepçelenirdik. Bir gün beni Üstad’la beraber bağladılar. Mahkemeye gidiyorduk. Tam kabristanın yanından geçerken Üstad Fatiha diyerek okumaya başladı. Kelepçe, zincirli ve asma kilitliydi. Yan gözümle Üstad’a baktım. Fatihayı okuduktan sonra ellerini yüzüne sürdü. Elimiz beraber bağlı olduğu halde benim elim kalkmadı. Bunu Üstad’ın bir kerameti olarak bizzat müşahede ettim.


"İdamlıklar nurlarla imanlarını kurtarmışlardı"

"Hapishanede mahkûmlar bize dualar yazdırmak istiyorlardı. Delâil-i şerifi yazmıştım. Ağır cezalılardan İbrahim bunu muska yaparak kaçmak istiyordu. Ben de ‘Böyle şeylerle kaçılmaz. Eğer kaçılsaydı biz kendimiz kaçarız!" diye latife yollu cevap vermiştim. Daha sonra İbrahim’i idam ettiler. Bir çok mahkûmları kötü vaziyetten kurtarmıştık. Pislikten, kötü hayattan Kur’ân okuyarak, Nurları okuyarak kurtuldular.

"Bazılarını Kur’ân okurken, bazılarını tesbihat yaparken, bazılarını ise namazdan alıp götürdüler, idam ettiler. Kumardan ve diğer fenalıklardan alıp götürselerdi, ne olurdu biçarelerin hali?

"Üstad’ yeni yazı ile Risaleleri yazın’ deyince, bazıları itiraz ettiler. Sadık Bey ise, sadakatle, ‘Üstad ne derse o olsun’ diyordu.

MEHMED FEYZİ PAMUKÇU

"Günde 15 sayfa Risale-i Nur oku"

"Geçmiş hatıraları insan zaman zaman hatırlıyor. 1952′lerde Zübeyir Gündüzalp Ağabey bana, ‘Sen eserleri okuyormusun?’ diye sormuştu. O zaman ben İslâm yazısı öğreniyor ve Cevşen okuyordum. ‘Her gün Cevşen okuyorum’ dedim. O da bana, ‘Kardeşim şimdi Cevşen değil, hiç olmazsa günde on-on beş sayfa Risale-i Nur okuyacaksın’ dedi. Ben de öyle yapmaya başladım ve çok faydasını gördüm. Sanki neyi ve hangi meseleyi okumuşsam ertesi günü bana o soruluyor ve ben de cevap veriyordum. O zaman böyle hadiseler çok vaki oluyordu. Şayet Nurları okuyup da iyi bilmeseydim bana sorulan sorulara cevap veremezdim."

RECEP ONAZ

"Üstadın fareye şefkati"

"Bir gün talebelerinden Ceylan Çalışkan yanına geldi. Bir şey konuştular. Ertesi gün Üstad yatıyordu. Bir de baktım ki, koynuna fare girmiş. Bediüzzaman sakince uyandı. Ben de aval aval bakıyordum. Hiç fareye ‘Kışt’ diye kovmak aklıma gelmiyor. Üstad da bir şey demiyor. Fare bu sefer koynundan, elbiseyi bol bolduğu için koluna doğru yürümeye başladı, dirseğine kadar geldi. Üstad hayvana ne dedi biliyor musunuz?

"Hey, çık mübarek hayvan, hey çık?’ dedi.

"Fare de sanki bir emir bekliyormuş gibi, kolunun geniş yeninden çıkıverdi. Orada dikildi, kaldı. Üstadın elinden aşağıya inmiyor. Bense şaşkın şaşkın bakıyorum. Üstad bana:

"Ya kardeş’ dedi. ‘Şu yere bir lokma ekmek koyuver, mübarek hayvan ekmek istiyor’ dedi. Ben de bunun üzerine yere bir ekmek koyuverdim. Fare yere indi, ekmeği yedi, sonra çekip gitti.

HASAN AKYOL

"Sebepsiz eser yazmadım"

"Eserleri hakkında:

"Ben hiçbir zaman boşuna sebebsiz eser yazmadım. Mutlaka bir delile ve bir sebebe binaen yazdım. Bir ihtiyaca binaen yazdım. Hem sizler bilerek çalışıyorsunuz. Ben şuurum taalluk etmeden istihdam ediliyorum. Risaleler Cenab-ı Hakkın bu zamanın ihtiyacına binaen bir lütfu ve ihsanıdır’ derdi.

"Emirdağ Lahikalarındaki içtimaî mektupların bir çoğu 1950 senesinden sonra yazılmıştı. Bu mektupları Üstad siyasî ve içtimaî hayatla alâkadar olanlara gönderirdi.

"Bu mektupları Isparta’da Nur Talebeleri ve Hüsrev Ağabeyler teksir derek çoğaltırlardı. Üstad Isparta’ya gelince mektupların teksir edilmesi ve gönderilmesiyle bizzat kendisi ilgilenirdi.

"Yanındaki hizmetçileri vasıtasıyla lâhikaları hiç kesintisiz devam ettirirdi. Aynı zamanda Nur Talebeleri ile haberleşme, müjdeli mektupla tebriklerini gönderirdi.

BAYRAM YÜKSEL