Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 1/3 123 SonSon
30 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    Üstadımız'dan mektuplar


    Aziz, sıddık, sâdık, çalışkan kardeşim! Hizmet-i Kur'anda arkadaşım Re'fet
    Bey,



    Senin gördüğün vazife-i Kur'aniyenin hepsi mübarektir. Cenab-ı Hak sizi
    muvaffak etsin, fütur vermesin, şevkinizi artırsın. Senin vazifen yazıdan
    daha mühimdir. Yalnız, yazıyı terk etmeyiniz.

    Uhuvvet için, bir düsturu beyan edeceğim ki; o düsturu cidden nazara
    almalısınız. Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizackârane ittihad
    gittiği vakit, manevi hayat da gider. "Velatenaze'ü fetefşelü vetezhebe
    rıhüküm" işâret ettiği gibi, tesanüd bozulsa cemaatın tadı kaçar.

    Bilirsiniz ki; üç elif ayrı ayrı yazılsa kıymeti üçtür. Tesanüd-i adedi ile
    içtima etse, yüz on bir kıymetinde olduğu gibi. sizin gibi üç-dört hâdim-i
    Hak, ayrı ayrı ve taksimülâmal olmamak cihetiyle hareket etse kuvvetleri
    üç-dört adam kadardır. Eğer hakiki bir uhuvvetle, birbirinin faziletleriyle
    iftihar edecek bir tesanüdle, birbirinin aynı olmak derecede bir tefâni
    sırrıyla hareket etseler, o dört adam, dört yüz adam kuvvetinin
    kıymetindedirler.

    Sizler koca Isparta'yı değil, belki büyük bir memleketi tenvir edecek
    elektriklerin makinistleri hükmündesiniz. Makinenin çarkları birbirine
    muavenete mecburdur. Hem birbirini kıskanmak değil, belki; bilâkis
    birbirinin fazla kuvvetinden memnun olurlar. Şuurlu farz ettiğimiz bir çark,
    daha kuvvetli bir çarkı görse memnun olur. Çünki, vazifesini tahfif ediyor.

    Hak ve hakikatın, Kur'an ve imanın hizmeti olan büyük bir hazine-i âliyeyi
    omuzlarında taşıyan zatlar, kuvvetli omuzlar altına girdikçe iftihar eder,
    minnettar olur, şükreder. Sakın birbirinize tenkid kapısını açmayınız.

    Tenkid edilecek şeyler kardaşlarınızdan hariç dairelerde çok var. Ben nasıl
    sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça,
    sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telakki ediyorum. Siz de
    üstadınızın nazariyle birbirinize bakmalısınız. Âdeta, her biriniz ötekinin
    faziletlerine naşir olunuz.

    Kardeşlerimizden İslâm Köylü Hafız Ali Efendi, kendine rakip olacak diğer
    bir kardeşimiz hakkında gösterdiği hiss-i uhuvveti çok kıymettar gördüğüm
    için size beyan ediyorum:

    O zât yanıma geldi, ötekinin hattı, kendisinin hattından iyi olduğunu
    söyledim. O daha çok hizmet eder, dedim. Baktım ki; Hâfız Ali kemal-i
    samimiyet ve ihlâs ile, onun tefevvuku ile iftihar etti, telezzüz eyledi.
    Hem üstadının nazar-ı muhabbetini celbettiği için memnun oldu.

    Onun kalbine dikkat ettim, gösteriş değil.. samimi olduğunu hissettim.
    Cenâb-ı Hakka şükrettim ki, kardeşlerim içinde bu âli hissi taşıyanlar var.
    İnşâallah bu his büyük hizmet görecek.

    Elhamdülillah, yavaş yavaş o his bu civarımızdaki kardaşlara sirayet
    ediyor.





    Barla Lahikası / Said Nursi

    Benzer Konular
    Üstadımız diyor ki ..
    Üstadımız diyor ki .. Aziz, sadık, muhterem kardeşimiz Hoca Haşmet! Senin, müceddid hakkındaki mektubunu hayretle okuduk ve Üstadımıza da söyledik. Üstadımız diyor ki: Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat
    Serdengeçti, Üstadımız için ne demişti?
    Serdengeçti, Üstadımız için ne demişti? Serdengeçti, Üstadımız için ne demişti? Devami...
    "Üstadımız da, rü
    "Üstadımız da, rü "Üstadımız da, rü Devami...
    üstadımız ne demiş?
    üstadımız ne demiş? Aziz Kardeşlerim! Evvel ahir tavsiyemiz:Tesanüdünüzü muhafaza enaniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidal-i dem ve ihtiyattır.
    Muhterem Üstadımız,
    Muhterem Üstadımız, Muhterem Üstadımız, Evvela: Hulûl etmekte olan Regaip kandili ile şuhuru selâsenizi candan tebrik, Cenab-ı Hak'tan afiyet ve sıhhatler ihsan etmesini Cenab-ı haktan afiyet ve sıhhatler ihsan etmesini niyaz eder mübar
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  2. #2
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar

    Bismihi sübhanehu esselamü aleyküm verahmetullahi ve berakatühü
    Üstadımız Efendimiz Hazretleri buyuruyor ki; "Ben isterdim ki; kadınlardan da kahramanlar çıksınlar. Lillâhilhamd Antalya ve Elmalı ve havalisinde kadınlardan Nur kahramanları çıkmışlar. Kastamonu'da Lütfiye, Zehra, Ulviye, Necmiye ve Afyon'da Risale-i Nur'un kahramanı Asiye gibi Risale-i Nur'la meşgul olan kadınlara, bunlar da kardeş ve eş oldular. Ve her sabah manevi ne kazandım, ne okudum bütün kazançlarımı onlara da, Nur'un has şakirtleri içinde bağışlıyorum.Onlar da bana dua etsinler. Risale-i Nur'un dört esasından biri şefkattir. Kadınlar da şeffkat kahramanları oldukları için Nur'ları okumaya, yazmaya veya dinlemeye bütün ruh ve canlarıyla çalışıyorlar. Onlardan namazını kılan ve bilhassa ihtiyar kadınlar umumen kazancıma ve duama dahildir. Gençlerden de Risale-i Nur'la meşgul olanlara istikametlerine ve sebatlarına dua ediyorum."Oradaki hemşirelerim Nur'larla meşguldürler. Onlar Risale-i Nur'u ne zaman okusalar veya dinleseler benimle görüşmüş gibi olurlar. Hem Nur'ları okuyan; kalbi, ruhu, aklı hertürlü manevi gıdasını ondan alırlar."Risale-i Nur'un okunduğu yerde biz manen hazır gibiyiz." diye Üstadımız buyurdular ve bütün Antalya ve Elmalı ve civarı kardeşlerimize ve hemşirelerimize selam ediyorlar. Biz de sizlere çok hürmet ve selam ediyoruz. (1951)
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  3. #3
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar

    ISPARTA KAHRAMANLARI
    Bu bir tespit, bu bir makamdır.“Feyzi kardeşim, sen Isparta Kahramanları gibi olmak istiyorsan, onlar gibi olmalısın.”
    Bediüzzaman Hazretlerinin bu tesbiti, bir bakıma dâvâsına gösterdiği ehemmiyetini ortaya koymaktadır.Çaycı Emin ağabeyin oğlu Abdullah ağabeyden dinlediğim bir hadise çok cây-ı dikkattir.Şöyle ifade etmişti: “Ben babam ile Kastamonu’da iken, Üstadımız Karadağ mevkiine giderken atın üzengisini Mehmet Feyzi Efendi tutuyordu. Üstadımız her zaman direk Karadağ’a çıkarken, bu kez Mehmet Feyzi Efendi’ye, atın yönünü Kastamonu Çarşısına yönelttirdi. Ve Üstad atın üzerinde, Mehmet Feyzi Efendi atın üzengisini tutar halde, semercilerden, bakırcılardan ve çarşıdan atı dolaştırarak, biz de babam ile atın arkasından giderek Karadağ’a çıktık. Üstad hiçbir şey söylemedi.
    Biz bu durumu şöyle anladık: Üstadımız Kastamonu’ya geldiğinde, onun nasıl bir şahıs olduğu bilinmiyordu. Mehmet Feyzi Efendi ise, medrese tahsili görmüş, âlim bir zat olarak tanınıyordu. Üstadımız böyle yapmakla Feyzi Efendi’ye ve Kastamonu ahalisine ders vermek istiyordu.”
    Isparta kahramanlarının hiçbirisi tanınmış bir âlim ve eşraflı kimseler değildiler. Kendi halinde insanlardı, ama büyük bir dâvânın hizmetinde buluşmaları onları kahraman haline getirmişti.İşte bu makam, kıyamete kadar gidecek ihlâslı bir mefkûrenin âdeta ana prensipleri idi.Yıllar yılları kovaladı. Zaman Bediüzzaman’ı haklı çıkararak, birçok “Isparta Kahramanları” çıkardı.“Buraya biri gelse, seni on günde velâyet makamına çıkaracağım dese, sen gidip ona tâbî olsan, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın” sözünü dile getiren Bediüzzaman, velileri dahi geride bırakacak kudsî bir hizmetin ehemmiyetini ifade ediyordu.Nitekim Taşköprülü Sadık Bey, İbrahim Fakazlı, Ahmet Feyzi, Hasan Feyzi, Hafız Ali, Tahiri Mutlu, Bayram, Sungur ve Zübeyir Gündüzalp gibi münbit sinelerde, bu hakikat yerini alıyor.Onları örnek alan nice Nur kahramanları yetişti. Onların kızları ve oğulları, hatta torunları bu ağır yüke omuz verdiler.“Sahipler, varisler, talebeler, dostlar, rükünler, haslar ve hasların hasları...”“Ben Zübeyir’imi kâinata değişmem'' diyen bir sahiplik şuurunu her zaman özlemişimdir.
    Uhud Harbinde kırk küsûr Sahabînin verdiği imtihanı hatırlıyorum. “Siz savaş bitse dahi buradan ayrılmayacaksınız” emrine insanî nedenler ile uymayıp, ganimet toplamağa giden Sahabîler gibi.Ama, yine de vazifenin ehemmiyetini idrâk eden birkaç Sahabî, yerinden ayrılmamışlardır.“Nur şakirtleri çoktur, ama iş yapan azdır” ifadesini kullanan Bediüzzaman, hep elli tane yetişkin adam aramıştır. Akdamar adasını misal vermiştir.Bunun için ilim ve kabiliyet gerekmiyor. İhlâs gerekiyor, sadâkat gerekiyor, salâbet gerekiyor, cesaret gerekiyor...“Bu ehl-i dalâlet hepinizi aldatır, ama bunu kimse kandıramaz” dediği Zübeyir Gündüzalp sisteminde Nur talebelerine muhtacız.Yoksa küçük meseleler için büyük hizmetleri ihmâl edenler ile nereye gideceksiniz?“Nefis cümleden ednâ, vazife cümleden a’la” tesbiti işte bunun için gerekli. Odun parçalarını kırıp yakacak haline getirmek gibi, bütün benliğimizi kırıp, vazifenin ciddiyetine râm olmalıyız.Hep onları hatırlamışımdır,
    Gıpta etmişimdir,
    Nasıl bir makamdır?
    Nasıl bir yoldur?
    Bir ulaşabilsem.
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  4. #4
    memluk çevrimdışı Hatim Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nereden Yer
    biryerde sabit kalmıyorumki her yerden
    Mesajlar Mesajlar
    6.192
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1448 + 115882


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar

    Yoksa küçük meseleler için büyük hizmetleri ihmâl edenler ile nereye gideceksiniz?

    nefsin hizmetçisi olan hizmeti çıkarına kullananlardan olmayız inşallah...
    Yazar : Risale Forum
    İnsanın Cenab-ı Haktan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur.
    Bilâkis dâima şükretmeye medyundur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memluküdür.
    Eğer Mâlik-i Mülke memlûk isen, Onun mülkü senindir, gör.

    Bizi düşmanın attığı taş değil
    Dostun attığı gül yaralar


  5. #5
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar

    "Kardeşlerimden rica ederim ki:

    Sıkıntı veya ruh darlığından veya titizlikten veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan

    veya şuursuzluktan, arkadaşlardan sudûr eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler

    ve “Haysiyetime dokundu” demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın.


    Bin haysiyetim olsa, kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim. "

    BEDİÜZZAMAN
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  6. #6
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar

    Kardeşlerim! Bugünlerde biri Risalet-in-Nur talebelerine, diğeri bana ait iki mes'ele ihtar edildi. Ehemmiyetine binaen yazıyorum:

    Birinci Mes'ele: Birinci Şua'da iki-üç âyetin işârâtında, Risalet-in-Nur'un sâdık talebeleri îmanla kabre gireceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir. Fakat bu pek büyük mes'eleye ve çok kıymetdar işarete tam kuvvet verecek bir delil ister diye beklerdim. Çoktan beri muntazırdım. Lillâhilhamd iki emare birden kalbime geldi:

    Birinci Emâre: İman-ı tahkikî ilmel-yakînden hakkal-yakîne yakınlaştıkça daha selbedilmeyeceğine ehl-i keşf ve tahkik hükmetmişler; ve demişler ki: «Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şübheler verip tereddüde düşürebilir.» Bu nev'i îman-ı tâhkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letaife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor; öylelerin îmanı zevalden mahfuz kalıyor. Bu îman-ı tahkikînin vusûlüne vesile olan bir yolu, velayet-i kâmile ile keşf ve şuhud ile hakikata yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, îman-ı şuhûdîdir.

    İkinci Yol: İman-ı bilgayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle bürhanî ve Kur'anî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizaciyle hakkalyakîn derecesinde bir kuvvet ile, zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakîn ile hakaik-i îmaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol; Risalet-in-Nur'un esası, mâyesi, temeli, ruhu, ha-
    Sh: » (K: 23)

    kikatı olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risalet-in-Nur hakaik-ı îmaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni' derecesinde gösterdiğini görecekler.

    İkinci Emâre: Risalet-in-Nur'un sâdık şakirdleri, hüsn-ü âkibetlerine ve îman-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbul ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri kabul olmamasına akıl imkân veremiyor.

    Ezcümle: Risalet-in-Nur'un bir hâdimi ve bir tek şakirdi, yirmidört saatte, Risalet-in-Nur talebelerinin hüsn-ü âkibetlerine ve saâdet-i ebediyeye mazhar olmalarına, yüz def'a Risalet-in-Nur talebelerine ettiği duaları içinde hiç olmazsa yirmi-otuz def'a selâmet-i îmanlarına ve hususî hüsn-ü âkibetlerine ve îmanla kabre girmelerine aynı duayı en ziyade kabûle medar olan şerait içinde ediyor.

    Hem Risalet-in-Nur'un talebeleri bu zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz îman hususunda birbirine selâmet-i îman hakkındaki samimî, mâsum lisanlarıyla dualarının yekûnu öyle bir kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza mecmuu itibariyle reddedilse, tek bir tane onların içinde kabûl olunsa, yine her biri selâmet-i îman ile kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünki herbir dua umuma bakar.
    [/SIZE]
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  7. #7
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar

    (Bu mektub gayet ehemmiyetlidir)
    Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

    Bugünlerde Kur'an-ı Hakîm'in nazarında îmandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i sâlih esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def'-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def'-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüchaniyet kesbetmiş.

    Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i sâlihin ihlâsla muvaffakıyeti pek azdır. Hem az bir amel-i sâlih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir.

    Hem takvâ içinde bir nevi amel-i sâlih var. Çünki bir haramın terki vâcibdir. Bir vâcibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehacümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vâcib işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta niyetiyle, takva nâmıyla ve günahtan kaçınmak kasdıyla, menfî ibadetten gelen ehemmiyetli âmâl-i sâlihadır.

    Risale-i Nur şakirdlerinin bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvayı esas tutup davranmak gerektir. Mâdem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüzer günah insana karşı geliyor; elbette takva ile ve niyet-i içtinab ile yüz amel-i sâlih işlemiş hükmündedir. Malûmdur ki; bir adamın bir günde harab ettiği bir sarayı, yirmi adam yirmi günde yapamaz ve bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lâzım gelirken; şimdi binler tahribatçıya mukabil, Risale-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve te'siratı pek hârikadır. Eğer bu iki mütekabil kuvvetler bir seviyede olsaydı, onun tamirinde mu'cizevâri muvaffakıyet ve fütuhat görülecekti.

    Ezcümle: Hayat-ı içtimaiyeyi idare eden en mühim esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmış. Bazı yerlerde gayet elîm ve bîçare ihtiyarlar ve peder ve valideler hakkında dehşetli neticeler veriyor.

    Cenab-ı Hakk'a şükür ki; Risale-i Nur bu müdhiş tahribata karşı, girdiği yerlerde mukavemet ediyor, tamir ediyor. Sedd-i Zülkarneyn'in tahribiyle, Ye'cüc ve Me'cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur'ân'înin tezelzülüyle de Ye'cüc ve Me'cüc'den daha müdhiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.

    Risale-i Nur'un şakirdleri, böyle bir hâdisede mânevî mücahedeleri, inşâallah zaman-ı Sahabedeki gibi az amelle, pek çok büyük sevab ve âmâl-i sâlihaya medar olur.

    Azîz kardeşlerim! İşte böyle bir zamanda, bu dehşetli hâdisata karşı, ihlâs kuvvetinden sonra bizim en büyük kuvvetimiz; iştirâk-i â'mâl-i uhrevî düsturuyla birbirimize kalemler ile, herbirinin â'mâl-i sâliha defterine hasenat yazdırdıkları gibi, lisanlariyle herbirinin takva kal'asına ve siperine kuvvet ve imdad göndermektir. Ve bilhassa fırtınalı tehacüme hedef olan bu fakir ve âciz kardeşinize, bu mübarek şuhur-u selâsede ve eyyam-ı meşhurede yardımına koşmak, sizin gibi kahraman ve vefadar ve şefkatkârların şe'nidir. Bütün ruhumla bu imdad-ı manevîyi sizden rica ediyorum. Ve ben dahi, îman ve sadakat şartlarıyla, Risale-i Nur talebelerini bütün dualarıma ve manevî kazançlarıma, yirmidört saatte, iştirâk-ı â'mâl-i uhreviye düsturuyla, bazan yüz def'adan ziyade Risale-i Nur talebeleri ünvanıyla hissedar ediyorum.
    Bu kere Kâtib Osman kardeşimizin gayet cami ve çok müjdeli mektubu buhavalide bir bayram yaptırdı. Birbirimizi tebrike sevk eyledi. Cenâb-ı Hak ondan vesizden ebeden razı olsun. Ve onun sisteminde sebatkâr çok şakirdleri yetiştirsin.âmin.

    Gül veNur ve Mübarekler ve Medresi-i Nuriye hey'etleri ve ümmî ihtiyarlar vemâsumlar başta olarak umum kardeşlerimize ve hemşirelerimize selâm ve selametve saadetlerine dua ediyoruz.
    SaidNursî
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  8. #8
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar

    Aziz, sıddık kardeşlerim,

    Evvelâ: Bütün ruh u canımla mübarek Ramazanınızı tebrik ederim. Ve o mübarek şehirde ettiğiniz duaların, Cenâb-ı Hak yanında makbul olmasını Erhamürrâhimînden niyâz ederim.

    Saniyen: Bu seneki Ramazan-ı Şerif hem âlem-i İslâm için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli, pek çok kıymetlidir.

    Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i a’mâl-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı miktar, herbir kardeşlerine aynı miktar defter-i a’mâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlâhiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlâsla girenlerin kazançları pek azîm ve küllîdir. Herbiri, binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, herbirisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler âyinelerin herbirisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir.

    Demek, Risale-i Nur’un sadık şakirtlerinden birisi leyle-i Kadrin hakikatini ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakikî sadık şakirtler sahip ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlâhiyeden çok kuvvetli ümitvârız.
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  9. #9
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar

    Aziz, sıddık kardeşlerim,

    Lâtif ve mânidar ve beşaretli iki hâdiseyi beyan ediyorum.

    Birincisi: Meyusâne bir hatıradan müjdeli bir ihtar:

    Bugünlerde hatırıma geldi ki, hayat-ı içtimaiyeye giren hangi şeye temas etse, ekseriyetle günahlara mâruz kalıyor. Her cihette günahlar serbestçe insanı sarıyorlar. “Bu kadar günahlara karşı insanın hususî ibadeti ve takvâsı nasıl mukabele edebilir?” diye meyusâne düşündüm.

    Hayat-ı içtimaiyedeki Risale-i Nur talebelerinin vaziyetlerini tahattur ettim. Risale-i Nur şakirtleri hakkında necatlarına ve ehl-i saadet olduklarına dair kuvvetli işaret-i Kur’âniyeyi ve beşaret-i Aleviyeyi ve Gavsiyeyi düşündüm. Kalben dedim ki: “Herbiri bin yerden gelen günahlara karşı bir dille nasıl mukabele eder, galebe eder, necat bulur?” diye mütehayyir kaldım. Bu tahayyürüme mukabil ihtar edildi ki:

    Risale-i Nur’un hakikî ve sadık şakirtlerinin mâbeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i a’mâl-i uhreviye kanunuyla ve samimî ve hâlis tesanüd sırrıyla herbir hâlis, hakikî şakirt, bir dille değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille mukabele eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, hâlis, hakikî, müttakî bir şakirt dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur.

    Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takvâ ve içtinab-ı kebâir derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvâda, ihlâsta, sadakatte çalışmak gerektir.

    İkincisi: Eski zamanda, on dört yaşında iken icâzet almanın alâmeti olan üstad tarafından sarık sardırmak, bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Yaşımın küçüklüğüyle, memleketimizde büyük hocalara mahsus kisve giymek yakışmadığı...

    Saniyen: O zamanda büyük âlimler, bana karşı üstadlık vaziyeti değil, ya rakip veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için bana cübbe giydirecek ve üstadlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı. Ve evliya-yı azimeden dört beş zâtın vefat etmeleri cihetiyle, elli altı senedir icazetin zahir alâmeti olan cübbeyi giymek ve bir üstadın elini öpmek, üstadlığını kabul etmek hakkımı bugünlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin kendi cübbesini, o cübbeye sarılan bir sarıkla, pek garip bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğini bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum. Cenâb-ı Hakka yüz binler şükrediyorum.
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  10. #10
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 864 + 66388


    Cevap: Üstadımız'dan mektuplar


    Risale-i Nur'un kaynağı Kur'an'dır

    Bismillahirrahmanirrahim

    Aziz, sıddık kardeşlerim,

    Gayet ehemmiyetli bir meseleyi-bundan evvel size icmalen beyan ettiğim meseleyi-tekrar size söylememe kuvvetli, manevi bir ihtar aldım. Şöyle ki:

    Perde altındaki düşmanımız münafıklar, şimdiye kadar yaptıkları gibi, adliyeyi ve siyaset ve idareyi zahiri dinsizliğe alet edip, bize hücumları akim kaldığı; ve Risale-i Nur'un fütuhatına menfaati olan eski planlarını bırakıp daha münafıkane ve şeytanı da hayrette bırakacak bir plan çevirdiklerine dair buralarda emareleri göründü.

    O planların en mühim bir esası, has, sebatkar kardeşlerimizi soğutmak, fütur vermek, mümkünse Risale-i Nur dan vazgeçirmektir. Bu noktada o kadar acip yalanları ve desiseleri istimal ediyorlar ki, Isparta ve havalisi, Gül ve Nur fabrikasının kahraman şakirtleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebat ve sadakat ve metanet lazım ki dayanabilsin.

    Bazı da dost suretinde hulul edip, korkutmak mümkünse, habbeyi kubbe edip evham veriyorlar. "Aman, aman Said e yanaşmayınız! Hükumet takip ediyor" diye zayıfları vazgeçirmeye çalışıyorlar. Hatta bazı genç talebelere, hevesatlarını tahrik için, bazı genç kızları musallat ediyorlar.

    Hatta Risale-i Nur erkanlarına karşı da, benim şahsımın kusuratını, çürüklüğünü gösterip, zahiren dindar ehl-i bid adan bazı şöhretli zatları gösterip, "Biz de Müslümanız, din yalnız Said in mesleğine mahsus değil" deyip, bize karşı perde altında cephe alan zındıklara ve anarşilik hesabına o safdil ehl-i diyanet ve hocaları alet edip istimal ediyorlar. İnşaallah bunların bu planları da akim kalacak. Böyle heriflere dersiniz:

    "Biz, Risale-i Nur'un şakirtleriyiz. Said de, bizim gibi bir şakirttir. Risale-i Nur'un menbaı, madeni, esası da Kur'ân dır. Yirmi senedir emsalsiz tetkikat ve takibatla beraber, kıymetini ve galebesini en muannid düşmana da ispat etmiştir.

    Onun tercümanı ve bir hizmetkarı olan Said ne halde olursa olsun, hatta Said de-el iyazü billah-Risale-i Nur'un aleyhine dönse, bizim sadakatimiz ve alakımızı inşaallah sarsmayacak" deyip, o kapıyı kaparsınız. Fakat, mümkün olduğu kadar Risale-i Nur la meşgul olmak, elinden gelirse yazmak, ve mübalağalı propagandalara hiç ehemmiyet vermemek, ve eskisi gibi tam ihtiyat etmek gerektir.

    Umum kardeşlerimize birer birer selam ve dua ediyoruz. (Emirdağ L. Sh. 109)

    Bediüzzaman Said Nursi

    SÖZLÜK:

    AKÎM : Neticesiz, faydasız.
    ANARŞİ : yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak.terör.
    BEYÂN : Açıklama; izah; anlatma.
    DESÎSE : Gizli hile, oyun, aldatmaca hareketler.
    EHL-İ BİD'A : Sünnetin dışında bir yolda giden.
    EL-İYÂZÜ-BİLLÂH : Allah'a sığınırız, Allah korusun, Allah saklasın mânâsında duâ.
    EMÂRE : Delil; işaret, belirti, iz.
    EMSÂL : Misaller, denk ve benzerler.
    ERKÂN : Rükünler, esaslar.
    ESAS : Temel. Kök. Rükün. şart. Hakikat ve mahiyetler.
    EVHAM : Olmayan birşeyi olur zannı ile meraklanmak, vehimler, kuruntular.
    FÜTÛHÂT : Fetihler, zaferler; İlâhî feyizler.
    FÜTUR : Yeis. Ümidsizlik. Usanç. * Zaaf. * Keder, gam. * Gevşeklik.
    GALEBE : Üstün gelmek, yenmek, bozmak, çokluk.
    GAYET : Çok, pek çok.
    HABBEYİ KUBBE YAPMAK : Değeri olmayan bir şeye çok fazla ehemmiyet vermek. Zihinde büyütmek.
    HAS : Özel, husûsi, mahsus.
    HERİF : âdi insan.
    HEVESÂT : Nefisten gelen gelip geçici istekler, arzular.
    HULÛL : Geçmek, nüfuz etmek, girmek, dahil olmak.
    İCMÂLEN : Kısaca, özet olarak.
    İHTAR : Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.
    İHTİYAT : Yedek; sakınma, tedbirlilik.
    İSTİMÂL : Kullanma.
    KUSURÂT : Kusurlar. Noksanlar, eksikler.
    MENBÂ : Kaynak, merkez.
    MENFAAT : Fayda.
    MEŞGUL : (Şugl. den) Bir işle uğraşan
    METÂNET : Kararlılık, dayanıklılık, sağlamlık.
    MUANNİD : İnatçı. Bir noktada inad edip duran.
    MUSALLAT : Rahatsız eden, sataşan.
    MÜBÂLÂĞA : Birşeyi olduğundan fazla veya az göstermek, abartma.
    MÜNÂFIK : İkiyüzlü, araya nifak sokan, sözünde durmayan, inanmadığı halde inanır görünen.
    SADÂKAT : Bağlılık, doğruluk.
    SAFDİL : Saf kalplilik, saflık.
    SEBAT : Dayanmak, kararlı olmak.
    SEBATKÂR : Sebat eden. Yerinden oynamaz.
    ŞÂKİRT : Talebe, yardımcı.
    TÂKİBÂT : Suç işleyene karşı harekete geçmek ve suçluluk derecesini araştırmak.
    TETKİKAT : Araştırmalar. İncelemeler.
    ZINDIK : Dinsiz, âhirete inanmayan.
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

119, 120, 157, 159, 160, 161, 173, 195, acip, adedince, aklı, anarşilik, anda, araf, aslı, aya, aynen, ağabeyi, ağabeyin, bakmıyor, barışı, berzahta, beştir, bildim, biliniz, bilirsiniz, binaen, bir adam, bitti, bozulması, buldum, bulunduğunuz, bulunmak, buna, bundan, çalışıyorlar, cesaret, cihâ, çok, çoktur, cübbe, çünki, çıkın, damarı, dedikleri, demişler, derece, değişmem, dine, diyebilirim, doktora, dualarda, dünyeviyenin, dışında, edecek, eder, ediyorlar, ehemmiyetlidir, emareleri, emirdağ, ettiğimiz, farzlarını, fazilet, ferah, feraseti, fikrini, fütur, galebe, ganimet, geçmesi, gelmiş, gerekiyor, gibi, gideceksiniz, gidip, giydirmek, görüyorum, gösteriş, günahtan, hâfız, haktan, hapis, harbi, hastalığını, hayrette, hazretlerini, haşirde, hisse, hissettim, hocalara, hücum, ihlâs, ihtilafı, imanın, isbat, iyi, işaret, işlemeyen, iştiyak, kabre, kabrimi, kahramanlarının, kalacak, kalmamış, kapılmak, kardeşi, kardeşimiz, kardeşlere, kardeşleri, kardeşlerimden, kardeşlerimin, kardeşlerimiz, kardeşlerimizi, kazancı, kebireleri, kendilerini, kesretli, koca, kurtaracağı, kısmı, kısı, kıyamete, kıymetini, mahkeme, makamlara, malûmdur, manen, mazlumlar, mecbur, medrese, mektubudur, menbaı, mertebesini, meselâ, meseleyi, mevcudat, mevcut, meşrebe, mücahede, muhabbete, mümkü, münafıklar, müstehak, mütehayyir, müş, nas, nüfuz, olduğundan, olmak, olmamak, onlardan, ramazanınızı, sâdık, said nursi, sakı, sebebsiz, sekiz, seniye, sevaplı, sizde, sizlere, sürmek, sırra, sığı, tamamıyla, tamir, tecrübedir, tenkid, terkeden, terki, titizlik, tokada, tokat, tutar, uhrevî, umum, üstü, vazifeler, vazifeni, vazifesidir, verdiği, veyahut, yardımı, yayı, yazdığı, yazılan, yerden, zahmet, zulmet, zulümler, şakirdleri, şeye, şeytanları, şeytanı, şükrettim

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222