Said Nursi'nin siyaseti Hutbe-i Şamiyede yazılı
23 Mart 2011 / 12:45
Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Abdullah Yeğin konuştu

İsmail Tezer'in haberi:
Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Abdullah Yeğin konuştu
Hutbe-i Şamiye’nin ilk defa tercüme edilişinde Üstadın yanında siz de vardınız. Bununla ilgili hatıralarınızı bizimle paylaşır mısınız?
1951’de Emirdağ’da Üstadımızın yanında olduğum sıralardı. Üstadımız hastaydı, yatıyordu. Elinde de küçük bir kitap vardı. Bu kitap, İstanbul’dan gelmiş kendisine. Yattığı yerden bu kitabı okuyor, bakıyor, karıştırıyordu. Sonra, birdenbire doğruldu ve dedi ki: ‘Bu kitap, benim hastalığımın devâsıdır.’ Zaten Üstad, her ne zaman bir kitap veya mühim bir mevzu hakkında makale yazmışsa, bir hastalıktan sonradır veya hastalık esnâsındadır. Bir sıkıntıdan sonra bir ferahlık gelir o şekilde. Kitabı göstererek, ‘Bu Hutbe-i Şâmiyeyi tercüme edeceğiz. Eli kalem tutanlar gelsinler’ dedi. Çağırdık, dört kişi olduk. Üstadımız tercüme etti, biz de yazdık. Kaç saat sürdüğü hatırımda kalmadı. İşte, Hutbe-i Şamiye’nin ilk defa Türkçe’ye çevrilmesi bu senedir.
Sonra Hutbe-i Şamiye, kitap halinde çıktıktan sonra, ilk yazıldığı dönemde İstanbul’da çıkan bazı gazetelerin makalelerinden ilâveler, zeyiller yapıldı. Kitap halinde teksir edildi. O zamanki Demokrat Parti’nin dindar mebuslarına gönderildi. Üstadımız diyordu ki: “Benden siyaset istiyorlar. Bu kitap, benim siyasetimdir.” Çünkü o kitap, ittihad-ı İslâmdan bahsediyor. İslâm birliğinden, kalplerin birliğinden ve İslâm âlemindeki hastalıklardan bahsediyor. Bu esere çok ehemmiyet veriyordu Üstadımız.
Üstad, ittihad-ı İslâma hakikaten çok ehemmiyet vermiş. Bugünlerde de çok ihtiyaç var bu mânâya, değil mi?
İttihad-ı İslâm için, evvelâ ittihad-ı kulûb lâzım. Hiç olmazsa dış işlerimizde, umumî meselelerde ittihad edebiliriz. Bakınız İslâm âlemi ne kadar geniş, ne kadar çok. Fakat tam bir ittihad olmadığı için, düşmanlar içimize giriyor. İslâm düşmanları kısımlara ayırıyor bizleri. Kimisi ırkçılığı vesile yapıyor, kimisi başka menfaatleri... Bu şekilde İslâm âlemi tam bir ittihad içinde olamıyor. Bunun tek çaresi, Müslümanların Risâle-i Nur’u veya Hutbe-i Şamiye’yi program yaparak çalışmasıdır. Cenâb-ı Hak cümlemizi ihlâsla bu hizmette istihdam eylesin inşâallah.
Malûmunuz, Üstadımız, Hutbe-i Şamiye’de “İslâmiyet güneşinin tutulmasına, inkişafına ve beşeri tenvir etmesine mümanaat eden perdeler açılmaya başlamışlar. O mümanaat edenler çekilmeye başlıyorlar. Kırk beş sene evvel o fecrin emâreleri göründü. Yetmiş birde fecr-i sâdıkı başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak” diyor.
Şimdi ben öyle zannediyorum ki, İslâm âlemindeki bu hareketler inşâallah ittihad-ı İslâma bir vesile olur. Çünkü her tarafa bakıyoruz, bütün İslâm âleminde birbirine yaklaşmak ve Avrupa ve Amerika'da İslâmiyete geçmek var. İslâmiyete giren pek çok papaz var. Meselâ bize bir papazdan mektup geldi. İslâmiyeti nasıl Risâle-i Nur vasıtasıyla anlamış, Müslüman olmuş anlatıyor. Şimdi bütün kuvvetiyle Risâle-i Nur’dan istifade etmeye çalışıyor. Her yerde buna benzer havâdis işitiyoruz elhamdülillah. Bunlar, İslâm âleminin tekrar kuvvetleneceğine ve hak dinin gâlip geleceğine işarettir. Bu, Kur’ân’ın “Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resûlünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur” (Fetih Sûresi: 28) âyetinden de anlaşılabiliyor.
Elhamdülillah, dünyanın her tarafında İslâmiyete bir dönüş var. İnşâallah biz cehaleti, Avrupa’yı körü körüne taklidi bırakır ve dinimize sım sıkı sarılırsak mesele hallolur. Çünkü dinimizin esası, kardeşlik ve birlik-beraberliktir. Sonra iman üzerine müesses olduğu için, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilecek bir kuvvet kazanıyor. Ecdâdımızın bütün dünyaya hâkim oluşu, dinimiz ve imanımız sayesindedir. Birinci Dünya Harbinde biz muvaffak olmadıysak da, dinimiz sayesinde onlara tam yenilmedik. Bu kadar şühedâ verildi. Esas mesele, milletin nereden kuvvet aldığını bilip, o kuvvete tekrar sarılmasıdır. Çanakkale’deki harika nereden çıktı? İmandan. İman sayesinde elhamdülillah. Biz millet olarak, ancak birlik ve beraberlik içerisinde düşmanlara karşı koyabilmişiz.
Şimdi esas mesele şu: Üstadımızın gösterdiği program nedir? Madem ki, düşmana karşı kin beslemek, kuvvetle mukabele etmek, onları zorla Müslüman etmek gibi oluyor, ki bu da doğru değil; biz esas olarak, sevgi, ikna, ilim, güzel sözler, ahlâkımız ve takvamızla hareket edersek, o zaman elbetteki Hıristiyanlar da İslâmiyete girecekler. Ne diyor Üstadımız Şam hutbesinde de: “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler.”
Bugün merak edilenler, Hutbe-i Şamiye’de birer birer izah edilmiştir. Meselâ bizim en büyük düşmanımız ümitsizlik, cehalet. Bu sebeple, hak yolunda birleşmek, birbirini sevmek yerine; tarafgirlik ederek, birbirine menfaat için düşmanlık yapılıyor. Bunun tek çaresi, bu dünyanın fânî olduğunu anlamamız, iman esaslarına sımsıkı sarılmamız ve esas hayatın ahiret hayatı olduğunun şuurunda olmamız. Üstadımızın çoğu zaman söylediği şuydu: “Bu zaman, imanı kurtarmak zamanıdır.” Yani bu zamanda başka meselelere bakacak, teferruâtla uğraşacak vaktimiz yoktur. Çünkü imansız insan, dünyada da bahtiyar değildir, ahirette de. Dünyada muvakkaten madde ile mesut gibi görünebilir. Fakat esas mesele ebedî hayatı kazanmaktır. Bunun da tek çaresi, Allah’ın rızasını kazanacak şekilde iman ve salih ameldir. Cenâb-ı Hak cümlemizi salih, imanlı ve ihlâslı amele muvaffak eylesin.
Yeni Asya