Güneydoğu’da yaşanan sıkıntı, tartışmasız bir şekilde Türkiye’nin birinci gündem maddesi hâline geldi. Problemleri çözmeyi değil de, ‘öteleme’yi ve ertelemeyi birinci iş hâline getirenler istese de istemese de artık bu sıkıntıları görmezden gelmek mümkün değil. Gündeme yerleştiğine göre inşaallah çözümü de bulunur.

Aslında yaşanan sıkıntılar çözümsüz değil. Önemli olan hastalığa doğru teşhis koyup, doğru tedavide ısrar etmektir. “Madem çaresi var, niçin uygulanmıyor?” sorusu akla gelebilir. Doğrudur, var olan çareler kimilerinin işine gelmediği için, uygulanmıyor.

Bakınız, son günlerde Bitlis’te temeli atılan özel bir üniversite tartışma konusu. Üniversitenin temelini atan iş adamı, bu üniversitenin hizmete girmesinden sonra bölgedeki dengelerin müsbet yönde değişeceğini söylemiş. Doğrudur, eğitim pek çok problemin halline sebeptir. Fakat o eğitimin de gerçekten eğitim olması şartıyla. İsim ve resimden ibaret bir eğitim, değil Güneydoğu’nun; hiç bir yerin problemlerini çözmeye yetmez.

Yeni Asya, imkân ve fırsat buldukça bilhassa Güneydoğu’daki eğitim konusuna dikkat çekmeye gayret sarfediyor. Bu ısrarımız, Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerinde bu konuya genişçe yer ayırmasından kaynaklanıyor. Kalplere ve gönüllere hitap eden bir eğitimle ancak bölgenin problemleri halledilebilir.

Bilindiği üzere Said Nursî Hazretleri, Mısır’daki Ezher Üniversitesi’nin bir benzerinin Bitlis, Van ve bölge illerinde kurulması için çok önemli gayretler sarfetmiş. Bu projesine de “Medresetü’z-Zehra” adını vermiş. Bunu sadece eserlerinde yazmakla da kalmamış, en zor şartlar altında zamanın Türkiye idarecilerine derdini anlatmış ve hepsini de bu konuda ikna etmiştir.

Güneydoğu’yu kasıp kavuran cehalet hastalığını Osmanlı Devletinin son yıllarında keşfeden Bediüzzaman, Medresetü’z-Zehra projesini Sultan Reşad’a anlatmış ve bu sebeple bütçeden pay ayrılmasını dahi sağlamıştır. Ne yazık ki daha sonra gelişen hadiseler, temeli atılmış olduğu halde bu projenin yapılmasına mani olmuştur.

Üstad Bediüzzaman, bu projesini Cumhuriyetin ilânından sonra da Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşımış; 200 milletvekilinden 163’ünün imzasıyla projenin desteklenmesi kararı dahi alınabilmiştir. “Hayırlı, faydalı işlerin manileri çok olur” prensibi gereği maalesef bu proje yine hayat bulamamış. Bediüzzaman engellere rağmen ömrü boyunca bu hedefinden, bu projesinden hiç vazgeçmemiş; her imkânda bunu hatırlatmıştır.

Bakınız, aradan neredeyse bir asır geçtikten sonra bölge illerine üniversite kurulması çalışmalarına hız veriliyor. Türkiye’yi idare edenler, bir asır önce gündeme taşınan Medresetü’z-Zehra projesine gerekli yardım ve desteği vermiş olsalardı, bugün bölgede bu derece sıkıntı yaşanır mıydı?

Unutmayalım: Kalp ve akıllara hitap eden eğitim, bölgede yaşayanlar için birinci derecede öncelikli yatırımdır. Yatırım denince akla sadece fabrikalar, sanayi tesisleri gelmesin. Asıl yatırım cehaleti ortadan kaldırabilecek olan eğitim yatırımıdır. Ama bu eğitim “Medresetü’z-Zehrâ” anlayışına uygun olmak mecburiyetinde. Aksi yöndeki gayretler, maalesef boşa gitmeye mahkûm.

Güneydoğu için Medresetü’z-Zehra açılımı yapılması gerekir vesselâm.
Faruk Çakır - Yeni Asya