ALLAH'A İMANIN İNSANA KAZANDIRDIKLARI

Gerçek bir iman ve Allah korkusu insanı her an Allah'ın istediği gibi bir tavır ve ahlak üzerinde olmaya, şeytanın ve nefsinin isteklerinden sakınmaya, onların oyunlarına karşı dikkatli olmaya yöneltir. Allah'a karşı içli ve saygı dolu bir korku, aynı zamanda insanın akıl ve şuurunu açar, vicdanını her an ayakta tutar. Kişiyi çok üstün bir ahlak seviyesine ulaştırır. Böyle bir insan Allah'ın razı olmayacağı bir tavır içerisine girmekten şiddetle sakınır, nefsinin azgınlıklarını, sınır tanımaz kötülüklerini dizginler, sürekli olarak hayır düşünür ve hayırlı fiillerde bulunur. Allah'ın razı olmayacağı, beğenmeyeceği küçük ve basit hareketlere ve düşüncelere asla tenezzül etmez. Allah'ın kendisini her an gördüğünü, işittiği ve izlediğini bilip, hesap gününden şiddetle korktuğu için, bu ahlakını nerede olursa olsun bozmaz. İnsanların arasında bulunduğu zaman da, yalnız başına kaldığı zamanlarda da aynı hassasiyeti gösterir.
İşte böyle bir ruh hali müminlere hayâ denilen, "Kuran ahlakına uymayan bir tavırda bulunmaktan utanma ve çekinme" anl----- gelen üstün bir vasfı kazandırır. Kuran'ın pek çok ayetinde Allah'tan korkup sakınan hayâ sahibi müminlerin üstün ahlak özelliklerinden bahsedilir. Hayâ sahibi bir kişi;
Vakar, onur, izzet, şeref ve asalet sahibidir,
Nezihtir, kibar ve ince düşüncelidir,
Allah'ın razı olmasını, O'nun beğenmesini her şeyden üstün tutar,
Küçük çıkarlar peşinde koşmaz,
Nefsini savunmak gayesiyle tartışmaya girmez,
İffetsizlik yapmaz,
Her türlü tavrı kötü niyetten arınmış olur,
Haset, kibir, adavet, gıybet, tembellik, bencillik, adaletsizlik, acımasızlık, tahammülsüzlük, korkaklık, riyakarlık, yalancılık, alaycılık, hainlik ve hıyanet, vefasızlık vs. yapmaz,
Gayrimeşru fiillere ve tavırlara tenezzül etmez, Allah'ın sınırlarını korur,
Küçük hedefler peşinde ömrünü heba etmez,
Her tavrı itidalli ve tutarlıdır, aşırı ve sivri hareketlerden uzak durur;
Buna karşılık Allah'ı unutan, Allah korkusunu ve Allah sevgisini göz ardı eden insanlar, güzel ahlak sahibi olmayı önemsemez ve vicdanlarını kullanmazlar. Bunun neticesinde de menfaatperest, egoist ve bencil bir ahlak göstermekten utanmayan, güzel ahlaktan samimiyetten, masumiyetten, doğruluktan, dürüstlükten zevk almayan, hatta bunları çirkin ve gereksiz gören hayâsız bir karakterleri olur. Çünkü adalet, samimiyet, insaniyet, dürüstlük, doğruluk, karşılık beklemeksizin yapılan iyilik, fedakarlık, şefkat, merhamet, affedicilik gibi candan davranışların bütününden meydana gelen güzel ahlakın kaynağı yalnızca dindir.
Nitekim Mehmet Zait Kotku Hazretleri hayâ için şunları söylemiştir.
"Hayâsız bir insanda hiçbir zaman güzel huylar belirmez. Hayâ, bütün azalarımızla göz, kulak, ağız, burun, mide, el ayak, hepsi yani vücudumuzun bütün azalarını haram ve günah şeylerden korumak ve muhafaza etmekle mümkün olabilir. Gözler haramlara baktıkça, kulaklarla haram şeyler dinlendikçe, mideye haram şeyler gittikçe, o kimseye hayâ sahibi demek olmaz."
Kuran ahlakının yaşanmaması elbette ki insanı şiddetli ahlaki zaaflara yöneltir. Bu ahlakı zaafların temelini oluşturan hayâ azlığı ise Allah'ı ve dini inkar edenlerin genel ruh halini yansıtır. Bu kişilerin konuşma üslupları, gülme şekilleri, eğlence şekilleri, şaka ve espri anlayışları, insanlar ile olan ilişkileri seviyesiz, saygısız, hürmetsiz ve ölçüsüzdür. Bu insanlar Allah'tan korkup sakınmadıkları için her türlü haram fiili rahatlıkla işleyebilirler. Hayata bakış açıları dinsizlik üzerine olduğundan bu insanlarda güzel ahlaka dair vasıflar oluşmaz. Manevi bir boşluk içerisinde yaşarlar. Elbette ahlaki çöküntü ve vicdani tahribatın şiddetine bağlı olarak hayâsızlık farklı boyutlarda ortaya çıkabilir.
Değerli din alimimiz Mehmet Zait Kotku Efendi bir başka sözünde hayânın önemini ve hayâsız insanların durumunu şöyle açıklamıştır.
"Haya ne kadar kıymetli ise, hayasızlık da o kadar fenadır. "Hayâ imandandır". Hayâsızlık da imansızlıktan gelir. Hayâ ile iman kardeştirler. Hayânın olduğu yerde iman var demektir. Hayâ yoksa iman da yok demektir. Veya çok zayıf bir imandır ki insanı utanmaktan ve günahlardan korkup kaçmaktan koruyamıyor."
Elbette ki hayâsız kişiler toplum gözünde de itibar sahibi olamazlar. Mehmet Zaid Kotku Hazretleri'nin de dediği gibi; "Hayâ perdelerini kaldıran kişi gözlerden düşer" Çevreleri tarafından aşağılanan, küçük görülen, değer verilmeyen, saygı ve hürmet gösterilmeyen, çirkin sözlere ve davranışlara maruz kalan kişiler olurlar.
İnsanın hayâsız ve dejenere bir karakterden, güzel ahlaka geçmesi ise sadece Allah'ın rızasına uygun bir yaşama niyet etmesi ile hemen mümkün olur. İnsan dejenereliğin ve hayâsızlığın ileri bir seviyesinde de olsa, samimi bir kararla Allah'a yönelir, Kuran ahlakı ile şereflenir. Her insan Allah'a tevbe eder ve ardından da güzel ahlak göstermeye devam ederse hayâ sahibi olarak onurlu ve haysiyetli bir yaşam sürebilir, Allah'ın rızasını kazanabilir. Ahirette de cennet mak----- layık olabilecek bir mertebeye ulaşabilir. Çünkü Allah'ın tevbe kapıları sonuna kadar açıktır. Nitekim Allah Zümer Suresi'nde şu şekilde buyurmaktadır:
"(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)